Category

Yurt Dışı Seyahatler

Engelliler için Porto

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments


Portekiz’in güzel şehri Porto’dayız. İlk olarak şunu söyleyeyim. Burada yaşayan engellilere Allah kolaylık versin. Sahil şeritleri hariç şehirde düz yer yok gibi. Bizde bu nedenle epey zorlandık gezerken. Yanınızdaki refakatçinin güçlü olmasında yarar var. Bu nedenle şehri gezerken en üst noktasından başlayın ve aşağıya doğru inin. Dönüşü ise ulaşım araçları ile yapın.

Metronun belli durakları uygunmuş ama ben genellikle şehrin üst tarafında gezmeyi tercih ettiğimden hiç metro kullanmadım. Otobüslerinde bir kısmı engelliye uygun ve belli saatlerde rahatça binilebilir. Biz 3 kişi olduğumuzdan ve fiyatları da uygun olduğundan taksi kullanmayı tercih ettik. Taksi şoförlerinin önemli kısmı yaşlı insanlar. Asık suratlılar ama ters davranmıyorlar. Hiçbir taksiden olumsuz bir davranış görmedik. Bu arada burada engelliye uygun olan araçlarda var. Aslında bir taneymiş. Geç fark ettik ama otel çıkışında onu çağırdık. Normal taksi ücretinde ama iniş biniş daha rahat. Bu arada bir not sahibi olan insan “enişte” çıktı. İyi kötü konuşabildik. Kaldığınız zaman otelinize söyleyin bu aracı çağırsınlar. Telefonunu da alıp gerektikçe arayabilirsiniz. Taksi ücretleri uygun, ortalama 5-6 euro verdik.

image1
image5
image4
image3
image2

Bu arada geldiğimiz gün önemli bir sürprizle karşılaştık. Booking com’dan ayırttığımız apart bizi muhteşem bir merdiven ile karşıladı. Kalmamız imkansızdı. Booking com’u aradık ve yardım istedik. Serin bir havada, akşam saatlerinde, dilini bilmediğimiz yabancı bir şehirde(zaten yerli halk pek İngilizce bilmiyor)  endişe ile bekledik. Neyse booking.com yetkilisi saatler sonra biz yer buldu. Ama hem fark verdik hemde mecburen merkeze nispeten uzak bir yerde kaldık. Bu durum taksi paramız yansıdı. Siz siz olun sitedeki “engelliye uygun” ifadesi ile yetinmeyin. Mutlaka booking.com yetkilisini araya sokun. Ben rezervasyon sırasında “we have one disabled person with his wheelchair. İs your hotel suitable for it ? Espcially, no stairs and doors are wide enough for wheelchair.” Notunu yazdığım ve olumsuz yanıt almamanın rahatlığı ile temas kurmadım ama hata yaptım. Bu arada böle olumsuz bir durumda fiyat farkını karşılatırız diyen booking.com bu taahhütüne uymadı. Yani mutlaka bu konuda kesin emin olmadıkça yola çıkmayınız.

Bunun yanında gezi planlamaları yaparken istifade etmeyi düşündüğüm Hop on hop off otobüsünde de bir sürpriz yaşadım. İlk gün bindiğim otobüsün rampası yoktu. Halbuki tanıtımlarında tüm otobüslerin engelliye uygun olduğu yazıyordu. Bu nedenle turu bitirene kadar araçtan inmedik. Otobüs şoförleri beni gördüklerinde pek hoşnut olmuyorlardı. Bu nedenle huzurlu bir gezi olmadı. Çoğu durakta bu nedenle inmemeyi tercih ettik. Sonuçta işlerini yapıyorlar ama dediğim gibi memnuniyetsizlikleri gözlerinden okunuyordu. Bu otobüsleri daha evvel kullandığım Barselona da hiç böyle olumsuzluk yaşamadım. Ama gene de bunları tercih edin. Ben yaşadığım sıkıntıları aynen şirket yetkililerine bildirdim. Belki şoförlerine gerekli ikazları yaparlar.

image8
image7
image6

Bu arada hemen yazayım. Bu işi yapan birkaç firma var. Hatta bazılarının renkleri dahi ayni. Siz siz olun kırmızı otobüslerden üzerinde “Gray Line” yazanı kesinlikle tercih etmeyin. Adamlar engelli bölümüne katlanır 4 adet koltuk koymuşlar. Buraya normal yolcular haklı olarak oturduklarından, otobüs şoförü sizi araca almıyor. Söylendiğinizde ise “yetkililere şikayet edin” diyorlar. Bizim bilgisizliğimize geldi bilhassa Lisbon’da sıkıntı yaşadık. Sarı ve mavi renklilerde var ama onları incelemedim. Mutlaka engelli yerlerine bakmadan bilet almayın. Katlanır koltuk varsa o şirketten uzak durun. “engeiliyle uygun” denilen ve üzerinde engelli işareti bulunan otobüslerin bu uygulaması yanlış. Engelli insanları resmen kandırıyorlar. Bu konuda da şikayetimi bildirdim. Artık ne kadar değer veririler bilmiyorum.

Portekiz’in en güzel şehirlerinden bir olarak kabul edilen Porto’yu bahar aylarında gitmekte yarar var.Tabi bu benim gibi sıcağı sevmeyenler için geçerli. Yazın sıcaklık 40 derece oluyormuş. Yanınızdan şemsiyeyi eksik etmeyin. 12 bölgeden oluşan Porto’nun gezilecek yerleri 1.bölgede yer alıyor. Porto diğer şehirlere ve Lisbon’a göre ucuz bir şehir. Otel fiyatları da makul. Porto şehir merkezi 1996 yılından beri UNESCO Dünya Kültür mirası listesinde yer alıyor. Porto bir sahil şehri. Foz bölgesi Atlantik okyanusunu kıyısında yer alıyor. Bende ilk defa bir okyanusu burada gördüm.

image7
image9

Şimdi şehrin önemli yerlerini bir bir engelli gözü ile incelemeye başlayalım.

Aliados Meydanı

Yukarıdan aşağıya doğru bir eğime sahip olan Portonun en önemli meydanı. Yukarı bölümünde Meclis binası bulunmaktadır.Orta bölümü yayalara ayrılmış olan meydanın bu bölümünde sandalyeniz ile gezinebilir tarihi dokuyu ve atmosferi yaşayabilirsiniz. Porto gezintinizin başlangıç noktası olarak meclis binasının önünü seçerek yüksekten aşağıya doğru inmeye başlarsınız.

image14-3
image13-2
image12-2
image11-2
image10-2

Ribeira Bölgesi

Bu bölgeye ana yola (hop on hop off güzergâhından) en az meyilli yolundan ulaşmanız gerekmektedir. Zira inişler oldukça dik ve Sandalye için tehlikeli olabilir. Taksi ile gelirseniz aşağıya kadar indirmesini isteyiniz. İndikten sonra düz bir sokakta bir tarafta Douro nehri diğer tarafta rengârenk evleri seyrederek güzel bir gezinti yapabilirsiniz. Buradan ünlü demir köprüyü ve karşı sahilde bulunan Gaia’yı seyredin. Yol boyunca sıralanan kafelerin birinde mola verebilir, hediyelik eşya dükkanlarını gezebilirsiniz. Mutlaka gidilmesi gereken bir bölge. Buradaki lokantaların birinde Portekiz’in ünlü yiyecekleri olan Francesinha ve Bacalhau’nun tadına bakabilirsiniz. Bu bölgede uygun tuvalete rastlamadım, bilginiz olsun. Burası da UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alıyor.

image16
image15
image19
image18
image17

Balhao Market

Aliados meydanından Caterina caddesine gidilen güzergahta yer alan bu kapalı Pazar yerini rahatça gezebilirsiniz. Hediyelik eşyanızı alabilir, yerel lezzetlerden tadabilirsiniz. Burada engelli tuvaleti bulunmamaktadır. Genel tuvalete gitmek zorunda kalırsanız ağır bir kokuya katlanmanız gerekmektedir. Maalesef gerçek, zira temizlik yok denecek kadar az. Zaten Porto gezinizde tuvalet ihtiyaçlarınızı iyi belirlemeniz gerekiyor.

image20

Katedra (SE)

Kadetral’in içine girmek mümkün olmasa da önündeki terastan enfes Porto ve Gaia manzarası seyredebilirsiniz. Kadetral’in içini benim gibi eşimin çektiği video’dan seyredebilirsiniz. Teras bölgesi düz ve sandalyeye uygun. Burada gezinerek hem kadetrali, hem de manzarayı seyredebilirsiniz. Hop on Hop off güzergahında bulunmaktadır.

image25
image23
image24
image22
image21

Clerigos Kulesi

Hop on Hop off güzergahında yer alıyor. Normal yoldan gelirseniz dik bir yokuşu göze almanız gerekir. Bu nedenle gezi otobüsünün asık suratlı şoförüne katlanmak seçeneği daha akıl karı. Biz dik yokuşu göze aldık ve bayağı yorulduk.Buradan yokuş aşağıya inip Lello kitapçısına ulaşabilirsiniz. Bu kule 1763 yılında inşa edilmiş ve 76 metre yükseklikte. Merdivenle çıkıldığından sadece önünde resim çektirmekle yetindik. Eşim bile 240 basamağı göze alamadı.

image28
image27
image26

San Francisco Kilisesi ve Borsa Sarayı

Güzergaha olan uzaklığı ve uzaktan görünen haşmetli merdivenleri nedeniyle sadece uzaktan seyretmekle yetindik. Engelliye uygunluğu veya tuvalet konusunda bilgi edinemedim. Zaten sanırım sizde buraları gezmeyi zorunlu olarak düşünmezsiniz.

Sao Bento Tren İstasyonu

Mutlaka görülmesi gereken 10 yerden birisi.20.000 mavi çinili fayansla Portekiz tarihi anlatılıyor. Ana kapısı merdivenli ama yandan düz ayak girişi mevcut. Salonda düz ayak. Rahatça gezebilirsiniz. İlginç bir yer. Bol bol fotoğraf çekin.

image32
image31
image30
image29

Foz Bölgesi

Tur otobüsü ile ulaşabileceğiniz Atlantik okyanusu kıyısı. Şehrin düz bölgesi. İlk durakta inin Kıyı boyunca sandalye ile rahatça gezebilirsiniz. İsterseniz ana yoldan isterseniz okyanusa daha yakın olan kıyı boyunca yapılan beton yoldan gidebilirsiniz. Burada yer alan kafelerde mola verip dinlenebilirsiniz. 3 km.lik yol üzerinde şehir parkı, akvaryum, quijo kalesi, Sao Joao Baptista kalesi ve passeio Alegre parkını görebilir, gezebilirsiniz. Orada olduğumuz gün deniz bol dalgalıydı. Muhteşem bir görüntü vardı. Yol üzerinde paralı tuvalet kabini vardı.İçine girmedim. Mutlaka gezilmesi gereken bir bölge. Mutlaka gidin ve bir okyanus ile buluşun.

image37
image36
image35
image34
image33

Lello Kitapçısı

Clerigus kulesinden tatlı bir meyille aşağıya doğru ilerleyin. 1906 yılında yapılan nefis bir yapıt. Giriş ücretli. Engelli olarak bu parayı vermeye gerek yok. Dışarıdan gördüğünüz kadar yerde gezebilirsiniz. Ama bu bile kalabalıktan zor olabilir. Merdivenlerden çıkamayacağınız için dışarıdan seyredin ve fotoğraf çekin.

image41
image40
image39
image38

Gaia Bölgesi

Portoda bulunan Douro nehri şehri ortadan bölüyor gibi gelebilir. Ancak karşı kıyı artık Porto değil.Başka bir şehir adı Gaia. Tur otobüsü ile ulaşabilirsiniz.Burada da yol boyunca sandalye ile rahatça gezebilir, nehri, nehirdeki eski şarap teknelerini, Louis köprüsünü ve karşıda bulunan muhteşem manzarası ile Ribeira bölgesini ve tarihi evlerini seyredebilirsiniz.

image46
image45
image44
image43
image42

Burada bir çok şarap fabrikası ve şarap mahzenleri ve kafeler bulunmaktadır. Bunları birisine girdim. Girişte lift bulunmakta.Şöyle bir dolaşabilir, alış veriş yapabilirsiniz. Şarapları tatmak ücretli. Bu konuda fazla bilgim olmadığından tatma işlemi yapmadan, benim gibi önünde bulunan kafede oturup bir şişe şarap açtırabilirsiniz.

image48
image47

Yarım günü burada rahatça geçirebilirsiniz. Burada bulunan ve tekerlekli sandalyeye uygun önlemlerin alındığı teleferiğe binip biraz daha yukarıdan bu eşsiz manzaraları görme imkanınız olabilir.

image51
image50
image49

Seealves Museum ve Parkı

Tur otobüslerinin güzergâhında bulunan bu müze ve bahçesi tekerlekli sandalyeye uygun. Meraklı iseniz belli bir ücret karşılığında bu müzeyi ve bahçesini gezebilirsiniz.

Santa Caterina Caddesi

Şehrin trafiğe kapalı ve ünlü bir caddesi. Hafif bir meyil var ancak fazla yormuyor. Bu cadde üzerinde yukarıda bahsettiğim dünyaca ünlü Majestic kafe, mavi cinili Almas Şapelini, Carmo ve Carmelitas kiliselerini görebilirsiniz. Ayrıca cadde üzerinde popüler mağazalar bulunmaktadır.

image52

Fado

Portekize gelipte “fado” dinlemeden olmaz diyerek adını daha önceden not aldığımız Guarny adlı (1933 yılında kurulmuş)mekana gittik. Mekan düz ayak ve tekerlekli sandalyeye uygun. Hem yemek yedik hem de bir kadının söylediği şarkıları dinledik. Fiyatlar makul geldi.Adam başı 20 euro. Fado kelime anlamıyla tam olarak bilinmese de “kader””alınyazısı”olarak tercüme edilebilir. Denize açılan Portekizlileringeride bıraktıkları eş veya yakınlarının onları bekledikleri uzun zaman boyunca yaktıkları ağıt olarak anlatılıyor.Açı, hüzün, isyan ve özlem hepsinin bir karışımı. Şarkıları söyleyen “fadista” (fado söyleyen kişilere verilen ad buymuş) tamamı nerdeyse siyah elbiselerle sahneye çıkıyor ve her şarkıdan önce şarkının hikayesini anlatıyor. Gitmişken, fazla pahalı olmadığı da düşünülerek eksik kalmasın derim.

image55
image54
image53

Burada bulunan ünlü tramvaylar tekerlekli sandalye için uygun değil. Sadece önünüzden geçerken seyrediniz. İlginç bir rotası olduğu söylenen bu tramvaylara binememek şehrin tarihi dar sokaklarını görememek yönünden bir kayıp sayılabilir. Siz yakın bir kafede dinlenirken, refakatçinizin bu ünlü tramvaya binebilir. Her zaman belirttiğim gibi ben yazılarımda mekanlar için kısa bir bilgi vermekle yetinmekteyim. Zira asıl amacım mekanların tekerlekli sandalyeye uygunluğunu ortaya koymaktır. Bu mekanlar hakkında bilgiyi bir çok gezi sitelerinden çok daha detaylı olarak alabilirsiniz.Sonuç olarak Porto yukarıda bahsettiğim iniş çıkışları nedeniyle yaşaması zor ama, iyi bir güzergah planlaması ile tekerlekli sandalye gezilebilecek güzel bir şehir.

Santa Caterina Caddesi

Engelliler için Moskova

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Engelliler için Moskova genel olarak zor bir şehir. Bu masalımsı şehri, bilhassa Kızıl Meydanı görmek tüm zorluklara değer diyorsanız lafım olmaz. Gerçekten kırmızı tuğlaları, rengarenk kubbeleri muhteşem kuleleri ile her mevsim insanlarla dolan masal ortamı bir meydan. Gençliğimizde ismini bol bol duyduğumuz bir dönemin, bir görüşün başkenti olan şehir. Belli başlı şehirleri gezdiyseniz ve  içinizde Moskova düşü varsa zorluklarına karşın mutlaka gidin derim.


Bence 3 günlük gezi yeterli. Tabi fazla detaya dalmayı düşünmüyorsanız. Öncelikle otel tercihiniz bilhassa kızıl meydana yakın olsun. Zira burası hem şehrin merkezi ve hem de Kızıl Meydan her saatte sizlere değişik yüzünü gösteren bir mekan. Yakın olmakta fayda var.

Neresi zor derseniz (tabi tekerlekli sandalyeli engelliler yönünden)öncelikle şehrin ulaşım yükünü taşıyan metroya ulaşmanız mümkün değil. Son yıllarda yapılan ancak merkeze uzak duraklar hariç önemli hiçbir durağı engelliye uygun değil. Gezilmesi görülmesi önerilen hiçbir metro durağına ulaşmanız ya mümkün değil ya da çok çok zor. Bu nedenle gezim boyunca hiç metroya binemedim ve görmeyi çok arzuladığım metro duraklarını göremedim. Bu nedenle de görmeyi arzuladığım bazı yerlere gitme şansım olmadı.

Bunun yanında geniş ve bol trafikli caddelerden karşıya geçmek başka bir sorun. Gerçekten önemli bir sorun. Yolun karşısında görmeniz gereken bir yer var ama karşıya geçmeniz (2-3 kişi yardımcı olmadan) mümkün değil. Moskova’da karşıdan karşıya geçme sorunu bilhassa önemli caddelerde alt geçitlerle sağlanıyor. Yani yayaya geçme şansı tanıyan trafik ışıkları yok. Mutlaka alt geçitten geçmeniz gerekiyor. Güzel bir düşünce ama engelliler için ayni görüşte olmak mümkün değil. Zira alt geçitlerde asansör, lift gibi bir çözüm düşünülmemiş. Bir çözüm düşünülmüş tabi ama ne derecede yararlı oluyor derseniz, yukarıda belirttiğim gibi 2-3 babayiğit bulmanız halinde sonuç alabilirsiniz. Evet, resimlerde görüldüğü gibi rampalar yapılmış ama bunları tek başınız kullanmanız, hatta bir yardımcı ile kullanmanız mümkün değil. Denemek isterseniz resmen hayati tehlike ile karşı karşıya kalırsınız. Böyle bir şehirde böyle bir çözüm düşünülmesi gerçekten bir rezalet. Hangi akıl düşünmüş bilemiyorum. Yani karşıdan karşıya bu yoldan geçmeniz mümkün değil.

Biz nasıl geçtik derseniz açıklayayım. Bir defasında iki adet Beyaz Rusyalı gencin gönüllü yardımı ile geçtik. Hem inmede hem de çıkmada büyük gayret sarf ettiler. Bununla da kalmadılar bizim gibi şehrin yabancısı olmalarına rağmen bizi gitmeyi planladığımız Kurtarıcı İsa Kadetraline kadar götürdüler. Yani yaklaşık 45 dakikalarını bana ayırdılar. İyi insan olmak için başka hiç bir niteliğe gerek yok. İyi insan her yerde, her kimlikte her dinde her ırkta olabilir. Kesinlikle bu konuda ön yargılı olmayın. Onlarla çektirdiğim hatıra resmini burada paylaşmak isterim. Bir defasında trafik polisleri yolu kestiler. Bir iki defada kelle koltukta  ama siz denemeyin.

Başka bir zorlukta  gezilmesi gereken yerler genellikle parke döşeli. Bu tekerlekli sandalye için pek konforlu olmuyor. Mesela kızıl meydanın zemini parke döşeli.

Bu giriş kısmında son değinmek istediğim konu ise, 9 Mayıs’ta Moskova da olmamaya çalışın. Yani gezi planınızı bu tarihe göre ayarlayın. Tabi bunun gibi başka tören tarihleri var mı mutlaka araştırın. Benim hiç aklıma gelmemişti şimdiye kadar. Ama bundan sonra gideceğim yerlerin bayram vb. gibi tarihlerine mutlaka bakacağım. Sizde bakın. Bu nedenle 3 gün için planladığımız gezinin nerdeyse iki günü kızıl meydana yaklaştırılmadık. Kurtuluş günü törenleri için meydana giren tüm yollar iş makineleri ile kamyonlar ile kapatılmış. Yaya yollarında da Polis noktaları kurulmuş, hiç kimseyi geçirmiyorlar. Sanırım Putin törenlere katılacak diye tüm bu önlemler. Bize pek yabancı gelmedi ama bu kadarının böyle turistik mekanda olacağını hiç aklımıza gelmezdi. Sırf bu nedenle otobüslerde çalışmadığından planladığımız bazı yerlere gidemedik. Zira yaptığımız gezi planı ilk günden geçerliliğini kaybetti. En üzücüsü ise Kremlin sarayını gezemedik. Bu beni çok üzdü. Önlemlerin kaldırıldığı bizimde son günümüz olan Perşembe günü de kremlin ziyaret kapalıydı. Aklınızda olsun Perşembeleri Kremlin kapalı.

Genel olarak gerekli yerlerde insanlar bilhassa gençler İngilizceden anlıyorlar. İletişim sorunu yaşanmıyor. Tabi çat pat İngilizce bilmeniz şartıyla. Bu durum her yer için geçerli.Şehirde Tuvalet konusunda zorlandığımı belirtmek isterim. Belli yerlerde seyyar tuvaletler bulunmakla (onlarda sanırım törenler nedeniyle konulmuş) beraber engelliye uygun olanı sadece bir yerde rastladım. Pek çekici gelmediğini söylemeliyim. Kafelerde de engelliye uygun bir tuvalet bulunmuyor. Zaten bu yerlerdeki tuvaletlerin önünde epey bir sıra oluyor. Birisine gireyim dedim. İçeride 2 kapı daha vardı ve tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değildi. Bir sürü insanın içinde yaşadığım sıkıntıyı anlatmam mümkün değil. Yetkililerine karşı iyi hisler taşımadığım kesindi. Tuvalet saatlerini iyi ayarlamanızda ve dediğim gibi otelinizin merkezi yerde olmasına dikkat edin. Sırf tuvalet için otele gitme zorunluluğu yaşadım. Dikkatli olun.ULAŞIMMetro konusunu yukarıda anlattım. Yani Metroyu aklınızdan çıkartın. Otobüsler ise tekerlekli sandalyeye uygun. Gideceğiniz yerlerin hatlarını ve duraklarını bilirseniz sorun yok. Tabi trafik nedeni ile ulaşım biraz zaman alıyor ama avantajı şehri daha yakından görebiliyorsunuz. Şoförleri yardımcı oluyorlar. Yani görmemezlikten gelme durumu yok. Hatlar konusunda otelinizden yardım almanızda fayda var. Malum kril alfabesi anlamak mümkün değil. Hiçbir yerde İngilizce yazı yok.Otelini merkezde olursa önemli yerlere yürüyerek (yani sandalyenizle) ulaşabilirsiniz. Uzak yerlerde tercihiniz otobüs olmak zorunda. Gezinizde Hop on hop off’u tercih edebilirsiniz. Tercih etme Sebebini o bölümde açıklayacağım.Şimdi gelin şehri gezmeye başlayalım. Önce tabi olarak Kızıl meydan.



KIZIL MEYDAN

Önemli olayların merkezi, ulusal veya dini bayramların kutlandığı, büyük askeri geçitlere sahne olmuş bu meydanın adı “Krasni” kelimesinden geliyor ve Slav dilinde güzel anlamına gelmekte. Gerçekten de “güzel” bir meydan. Daha sonra Kızıl Meydan diye anılmaya başlanmış. Kızıl meydana diriliş kapısından giriliyor. Devlet Tarihi Müzesinin hemen yanında.

Bu kapının girişinde küçük bir şapel var:  Iberian Chapel. Önünde de altın sarısı dekoratif şekillerin olduğu ve insanların şans getirdiğine inanarak üzerinde durup dilek dileyerek para fırlattığı “Sıfır Kilometre“yi temsil eden bronz plaka, yani Moskova merkezden herhangi bir yerin uzaklığı ölçüleceği zaman baz alınan “sıfır noktası”…

Diriliş Kapısından girer girmez solunuzda da Kazan Katedrali var. Bir Rus Ortodoks kilisesi bu. 1936 yılında Joseph Stalin Kızıl Meydandaki kiliselerin kaldırılması emrini verince tahrip edilmiş olan orijinal katedralin tekrar aslına sadık kalınarak yapılmış hali bu…Meydanda biraz ilerlediğimizde Moskova Devlet Tarih Müzesi arkamızda kalıyor


Kesinlikle bir gününüzü burada geçireceksiniz. Belki de bir günde yetmeyebilir. Biz yasaklar nedeniyle buraya ilk gelişimiz gece saatlerinde oldu. İki gündür bekleyen kalabalık ile 9 Mayıs akşamı girdik meydana. Kesinlikle gece daha güzel görünüyor meydan. Mutlaka ve mutlaka gece de gelin buraya. Muhteşem bir ışıklandırma var. Şimdiye kadar törenlerden çektiğimiz sıkıntıyı anlattım. Şimdi ise bu durumun 5 dakika bile sürse tek güzel yanına değinmek istiyorum. Saat 10’a doğru meydana bakan bir yamacın insanlarla dolduğunu fark ettik.”Bu insanlar nereye bakıyor” durumu oldu. Sonrada meydanda da insanların toplandığını görünce bir şeyler olacağını anladık ve bizde beklemeye başladık. Meydanda bulunan saat kulesinin 10 da çalmaya başlamasıyla insanlarda sesler yükselmeye başladı. Onunla beraber muhteşem bir havai fişek gösterisi başladı. Beş dakika sürdü ama gerçekten masalımsı meydan da başka bir masalımsı bir görüntüsü yaşadık. Buna değer derseniz 9 Mayısa gidin Moskova’ya.


Kızıl meydandaki muhteşem binalara gelince, Devlet Tarihi müzesi, Saint Vasili Kadetrali, Kremlin sarayını muhteşem kuleleri ve GUM alış veriş merkezi ve irili ufaklı diğer anıtsal eserler.


Öncelikle törenler nedeniyle kurulan seyirci türbinleri altında kaldığından Lenin mozolesini görme imkanımızın olmadığını belirtmek isterim. Duyduğuma göre Lenin’in Mozole’sini ziyaret etmek hiç de kolay değilmiş. Kremlin’e Kutafya Kulesinin oradan girdiğinizde çantanızı ve fotoğraf makinenizi emanete bırakılıyormuş, çünkü içeride fotoğraf çekmek yasakmış. İçeride birkaç dakikadan fazla kalınmadığını, sürekli giren ve çıkanların hareket halinde olmasını isteniyormuş. Son olarak Komünist Devrimin liderini ziyaret etmek isteseniz pazartesi, cuma ve tatiller hariç diğer günler 10.00-13.00 arası ziyarete açık olduğu bilgisini de vermek isterim.


AZİS BASİL KADETRALİ


St. Basil’s Cathedral, Aslında belki Kremlin Moskova’nın simgesi ama bu katedral sanki daha çok simgeliyor gibi Moskova’yı, daha bir özdeşleşmiş Rusya ve Moskova algısıyla sanki…1555 – 1561 yılları arasında Rus Devleti’nin Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zaferleri kutlamak için Korkunç İvan tarafından yaptırılmış bu şeker gibi rengarenk katedralin değişik şekilde tasarlanmış olan sekiz kubbesi, sekiz ayrı zaferi simgelemekteymiş. Katedralin kubbelerinin her biri ayrı renkte, farklı boylarda ama hepsi de yuvarlak sarmal şeklinde tasarlanmış. En yüksek olan kubbe ise altın yaldızla kaplı. 

Bu güzel katedralin başına gelmedik kalmamış. 1737’de çıkan yangında zarar görmüş, Napolyon St. Basil Katedrali’ni o kadar beğenmiş ki, savaş sonrası onu yerinden alıp, Paris’e götürmek istemiş ama bunu yapamayınca tahrip etmek istemiş. En son 20. yüzyılda Bolşeviklerin saldırısına uğramış.  En son olarak, Stalin’in adamları Kızıl Meydan’ı açıp ferahlatmak amacıyla katedrali ortadan kaldırmayı bile teklif etmiş. Yani neredeyse şimdi Moskova’nın simgesi olan bu rengarenk katedral, Stalin ona kıysaymış tarihin tozlu sayfaları arasına gidecekmiş.


Yıllarca resimlerini gördüğümüz bu eşsiz yapıyı gece ışıklandırması ile görmek büyük bir olaydı benim için. İçine girebilmek ise haliyle bir gün sonra mümkün oldu. Zaten sadece giriş katına ulaşılabiliniyor. Belki her tarafına ulaşamadığımdan ama içi dışı kadar ilgimi çekmedi. Girişteki basamağı aşmanın yanında odaların girişlerindeki yüksek basamaklar nedeniyle odalara dışarıdan bakmakla yetinmek zorundasınız. Bilhassa akülü kullanıyorsanız işiniz çok daha zor.  Üst kata çıkmak mümkün değil. Fazla üzülmeyin pekte bir şey yokmuş üst katta.(Teselli gibi oldu J) Ama şu bir gerçek ki binanın dışı içinden çok daha güzel.


Kadetral o kadar etkileyici ki, efsaneye göre, korkunç İvan, kadetral bittiğinde estetiğine hayran kalmış ve mimarının gözlerini kör etmiş.(Boşuna korkunç İvan denmemiş)


Kış aylarında 11:00 ‒ 17:00, yazın ise 10:00 ‒ 19:00 arası ziyarete açık. Giriş sadece engelli için ücretsiz. Bilet fiyatı 250 Ruble. Gene de buraya kadar gelmişken girin bir bakın derim.

DEVLET TARİHİ MÜZESİ


Moskova Devlet Tarih Müzesinin içi de dışı kadar etkileyici. Çeşitli dönemleri konu alan kısımlar, dönemlerine uygun bir şekilde dekore edilmiş. Paleolitik dönemlerden bugüne, Çarlık Dönemi Rusya’sından tutun da Sovyet Dönemi Rusya’sına kadar pek çok eseri barındıran bu müze tarihi gözlerinizin önüne seriyor. Resimlerden kostümlere, taçlardan maskelere kadar sergilenen objelerin sayısı milyonlara ulaşıyor.

Binada ayrıca bir de restoran var. Salı hariç diğer günler 11:00-19:00 arası açık.Moskova da gezdiğim tek müze burası. Zira yaşanan (yukarıda belirttiğim) sorunlar daha fazla yerleri gezmemizi zorlaştırdı. Kızıl meydanın girişinde yer alan bu müze tekerlekli sandalyeye uygun. Giriş yan kapıdan ve hediyelik eşyaların satıldığı yerin hemen yanında. Kızıl meydana giriş yaptığınızda ilk karşınıza çıkan bina burası.


İçinde asansör bulunmakta ve katlara ulaşmak mümkün. Meraklıysanız uzun bir zaman geçirebilirsiniz burada. Yalnız engelli tuvaleti yok sanırım zira ben bulamadım. En son yetkili “outside” dediğini anladım ve aramaktan vaz geçtim. Mutlaka gezin. İlginç bölümleri ile dikkat çeken bir müze.


GUM ALIŞ VERİŞ MERKEZİ


GUM ismi Glavnyi Universalnyi Magazin’in kısaltması, yani “Main Universal Store” demekmiş. 1893 yılında yapılan Neo-Rus tarzda inşa edilmiş, taş, cam ve çelik konstrüksiyon karışımı nefis bir bina.Burası dehşet bir yer. Çok şık, çok lüks, çok görkemli… GUM Rusların ilk alışveriş binasıymış. Sovyetler döneminde kapanmış ve bir süre depo olarak kullanılmış.


Bu arada alışveriş merkezi deyip geçmemek lazım, kendisi de başlı başına bir mimari güzellik.Gum tekerlekli sandalye kullanıcıları için tam olarak erişilebilir asansörler/asansörler ve rampalara sahip. Tekerlekli sandalye’ye uygun tuvalet mevcut.


ARKHANGELSKY SARAYI VE BAHÇESİ


Arkhangelsky Sarayı ve Bahçesi, yalnızca 18 ve 19’ncu yüzyıla ait yapıları ile değil, görkemli bahçesi ile de ziyaretçileri büyüleyen bir adres. 18’nci yüzyılda düzenlenen ve bu dönemlere ait klasik heykelleriyle süslenen saray bahçesinin en etkileyici yapısı ise 1667’de yapılan Baş melek Mikail Kilisesi. Alexander Bahçeleri, 1823 yılında açılan, Kremlin’in Batı duvarı bir buçuk kilometre boyunca uzanmakta. Park üç ayrı bahçeden oluşmaktadır. Parkın Üst Bahçesi, meçhul asker anıtı bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ölen bir askerin mezarına ev sahipliği yapmaktadır. Mezarda sönmeyen bir ateş bulunmakta. 


Alexander Bahçeleri bakımlı ve tertemiz. Park boyunca yollarında zorlanmadan tekerlekli sandalye ile erişilebilir. Parkta ayrıca Kremlin’in iç erişimi için bilet standı ve tekerlekli sandalye ile erişilebilir bir tuvalet bulunuyor.. Park yıl boyunca açıktır. 

KREMLİN


Görmeyi çok arzuladığımız ama göremediğimiz Kremlin. Kızıl meydanın hemen yanındaki ihtişamlı bina. İhtişamını Rusça değil, mimari bir dille anlatıyor. Mekan mekan gezme planları yaptığım ama ulaşabildiğimiz tek gün de kapalı olan bu nedenle uzaktan seyredebildiğimiz kalenin yanındayız


Kremlin Sarayı, Ortaçağ Rus mimarisi ve Bizans mimarisinin izlerini taşıyan dış cephesi ile daha sarayın içerisine girmeden ziyaretçileri büyüleyen bir yapı. Devrimden önce Rus çarlarının ikametgâhı olan Kremlin Sarayı, altın varaklı sütunları, duvar işlemeleri, gösterişli dekorasyonu ile 20 kuleli devasa bir kale.İçine giremediğim için tekerlekli sandalye ile erişimi konusunda bilgiler veremiyorum. Ama sizler için yaptığım araştırmaları kısaca anlatayım. Tekerlekli sandalye ile belli bir girişi bulunmakta. İçerisinde bulunan binaların çoğunda rampalar bulunmamakta, sadece bazı mekanlara ulaşılabiliniyormuş.Kremlin’in içindeki Cephaneliğin erişilebilir olduğunu öğrendim. Kremlin alanına giriş ve katedraller için 500 RUB ödemek gerekiyor. İçerisinde bulunan bazı binalara giriş için ayrıca ödeme yapmanız gerekiyormuş. Engelliler için bir indirim bulunmadığını duydum. Kendim girmediğimden kesin bir bilgi vermek istemiyorum.   Bilet Alexander bahçelerinde bilet gişesinde satın alınabilir, Tekerlekli sandalye kullanıcıları giriş yolunun parke taşları ile döşeli olduğunu bilmelidir. Zor bir yolculuk olduğu bilgisine ulaştım Ama imkansız değilmiş. Bir daha gidersem ilk gideceğim mekan burası olacak. Gerçekten burayı görememekten dolayı gezimin eksik kaldığı düşüncesindeyim.Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın Konağı Kremlin’de olduğu için Kremlin’in her yerini gezilemiyormuş ve içeride sıkı güvenlik önlemleri varmış. Kremlin içindeki binalar pek çok kez restore edilmiş ve kırmızı tuğlalardan oluşan kule ve duvarları XV. yüzyılda yapılmış.Kremlin perşembe günleri kapalı – aklınızda olsun…

BOLŞOV TİYATROSU – DEVRİM MEYDANI – MANEJMEYDANI – CAM KUBBELER


Bolşoy Tiyatrosu, Milano’daki La Skala ve Paris’teki Grand Opera gibi, dünyanın en ünlü tiyatrolarından biri. Rus Neo-Klasik mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan tiyatronun dış cephesi, düğün pastası şeklinde, pembe-beyaz renkli tasarlanmış. Yurt dışı turneleri, daima kapalı gişe oynayan Bolşoy Tiyatrosu, tarih boyunca en ünlü opera ve bale eserlerinin dünya prömiyerlerine sahne oldu. Bolşoy kelime olarak “büyük” anlamına geldiği için buraya “Büyük Tiyatro” da denilebilir.

Bizim Bolşoy Tiyatro gezimiz çevresinde dolanıp, bu güzel binayı seyretmek ve bol bol fotoğraf çekmekle sınırlı kaldı. Buraya daha fazla zaman ayırmayı düşünürseniz yola çıkmadan çok önce bilet almanız gerekiyor. Zira ayni gün bilet bulmak imkansızmış. Bu nedenle deneme bile yapmadık.


Yaptığım araştırmalarda tiyatronun engelliye uygun düzenlemelerin bulunduğunu öğrendim. Bir daha gidersem burada bir gösteri izlemeyi düşünebilirim. Zira içini görmek bile buna değer. Size önerim gitmeden önce sitesine girip bir bilet alın. Bu arada Bolşoy’da bale veya opera seyretmenin epey pahalı olduğunu söylemeliyim.


Binanın ön tarafındaki alan çok güzel.  Kızıl meydana yürüyüş mesafesinde. Etrafta tuvalet falan görmedim. Her zaman belirttiğim gibi tuvalet zamanınızı iyi ayarlayın, Moskova’da bu konuda sıkıntı çekebilirsiniz.Tiyatro binasının hemen karşısında yer alan Devrim Meydanı, 1917 Ekim devrimi sırasında, korkunç sokak dövüşlerine sahne olmuş bir meydan. Çarpışmada hayatını kaybedenler meydanın üzerinde yer alan metro istasyonundaki platformu süsleyen, muhteşem bronz heykellerle hatırlanıyor.Manej Meydanı ve Cam Kubbeler


Manej, (Manege/Manezhnaya) zaman zaman etkinliklerin düzenlendiği, birçok turistik yerin de yakınında bulunan bir meydan. Zamanında çarlık askerlerin at eğitimi aldığı meydanda, toplanıp şarkı söyleyen gençlere rastladığınız gibi ışık şovlara da denk gelebilirsiniz. Meydanda birbirinden güzel süs havuzları bulunuyor. Meydanda bulunan yer altı çarşısının cam kubbeleri ise meydana ayrı bir güzellik katıyor. Her yönü ile tekerlekli sandalye’ye uygun
ESKİ ABRAT SOKAĞI


Arabca anlamıyla “kenar semt” ancak şimdi şehrin kalbi. Rusya’nın entelektüel yapısına görebiliyorsunuz. Bir ressam çıkıyor karşıma, birkaç adım sonra karikatürüsler ve ardından sokak şarkıcıları. Tolstoy’un savaş ve barışında bahsettiği cadde. Puşkin’in sevgilisi ile yürüdüğü sokaklar. Sokağı tekerlekli sandalye ile boydan boya rahatça gezebilirsiniz. Göz önünde tuvalet göremedim.

KURTARICI İSA KADETRALİ

Moskova Nehrinin kuzey yanında yer alan katedral, 1931 yılında Stalin tarafından tamamen yıkıldıktan sonra, 2000’li yılların başında aslına uygun olarak tekrar inşa edilip ziyaretçilere açılmış. Dünyanın en uzun Ortodoks Hıristiyan kilisesi olma özelliği taşıyan Cathedral of Christ the Saviour (Kurtarıcı İsa Katedrali), tamamen bakırdan üretilen 3 kubbeli yapısı ve geleneksel Rus mimari hatlarıyla şehrin siluetini zenginleştiriyor.,

Kızıl meydandan yürüyerek gidilebilir ama Hop on Hop out turu dahilinde ulaşabilirsiniz.  Girişinde tekerlekli sandalye için asansör bulunmakta. Görülmesi gereken bir kadetral.

NOVODEVİCİ MEZARLIĞI- KADETRALİ

Buraya gitmemizin en önemli nedeni Nazım Hikmet’in mezarının burada bulunması. Biraz aradık ama mezarın resmi aklımızda olduğundan kolayca bulabildik. Tüm mezarlığı gezemedik ama gördüğüm kadarı ile üstünde bol çiçek olan mezarların başında geliyor.  Sanırım Türk ziyaretçiler bu dünyaca ünlü şairi ziyaret etmeden Moskova’dan ayrılmıyorlar.

Novodevici kadetralini maalesef tadilat nedeniyle gezemedik. Etrafında ve bahçelerinde gezinmekle yetindik.Zaman zaman böyle şansızlıklar denk gelebiliyor. Tadilat projesindeki resimle yetindik.


TVERSKAYA CADDESİ VE YELİSEV YİYECEK PAZARI


Gorki caddesi, şimdiki adı ile Trevskaya caddesi. Dünyanın en ünlü caddeleri arasında gösterilen Tverskaya, St. Petersburg’a kadar uzanan bir rotanın başlangıç noktası olma özelliği taşıyor. 1930’lu yıllarda büyük ölçekli olarak yeniden yapılandırılan caddede yüzlerce mağaza ve çok sayıda eğlence merkezi yer alıyor. Ünlü kişileri onurlandırmak için yeniden adlandırılan sokaklarda, müze haline getirilmiş evlerle karşılaşmak da mümkün oluyorBurası ayni zamanda Tolstoy’un Anne Karenina romanında bahsettiği cadde. Burada aynı zamanda, devrim öncesinden bu yana, orijinal haliyle korunan Yelisev Yiyecek Pazarı da yer alıyor.Tekerlekli sandalye ile gezilebilir, ancak yukarıdan aşağıya gitmeyi tercih edin derim. Uygun bir tuvalete rastlamadım.

HOP ON HOP OFF


Moskova’da Hop on hop off gezmek için iyi bir seçenek. Otobüsler engelliye uygun ve iniş çıkış rahat.En güzel yönü ise hem engelliden hem de refakatçisinden ücret almıyorlar. Yani bedava. Yanlız dikkat edin bedava uygulaması sadece hafta içi günleri için geçerli. Moskova gezisi için iyi bir seçenek, mutlaka bu turu yapın. Önemli yerleri izleme şansına sahip olursunuz. Otobüsün içinden çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak isterim.

Evet kısa Moskova gezimizden aklımızda kalanlar bunlar. Bir daha gidermiyim evet ama görmediğim yerler için ve bilhassa kremlin için. (Ama tabi vize kalkarsa) Yoksa bir görümlük şehir. Tekerlekli sandalye için  de kolay değil.

Engelliler için New York

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Giriş
Amerika gezimizin ilk durağındayız. Uzun bir uçak yolculuğunun ardından kente ulaştık. Daha önceden planladığımız gibi ve hiçbir sıkıntı yaşamadan, iki metro değiştirerek otelimize ulaştık. Kalacağımız günü düşünerek hava alanında bulunan makinelerden 5 günlük bilet aldık ve bu süre içinde gerek metro ve gerekse otobüs yolculuklarımızı bu biletle rahatça yaptık.New York, Amerika Birleşik Devletlerinin en kalabalık şehri ve dünyanın en kalabalık metropoliten alanlarından New York metropolitan bölgesinin merkezidir. “New York’u tek bir ziyarette fethetmek imkansızdır” sözünden hareketle şehrin belli başlı yerlerini gezmeyi önceden planlamıştıkNew York’u gezerken çok rahat edeceğinizin garantisini verebilirim. Şehrin gezilecek yerlerinin neredeyse tümünün yer aldığı Manhattan adasını dikey kesen yukarıdan aşağı 12 avenue(cadde) ve Central Park’dan itibaren aşağıya kadar yatay kesen 59 street(sokak) ile mükemmel bir adresleme sistemine sahiptir. Şehir; ticaret, finans, medya, sanat, moda, araştırma, teknoloji, eğitim ve eğlence sektöründe önemli katkı yaptığından dolayı küresel kent olarak anılmaktadır. Önemli bir uluslararası diplomasi merkezi olan kent, Birleşmiş milletler genel merkezine de ev sahipliği yapmaktadır ve dünyanın kültür başkenti olarak tanımlanır.Şehir, dünyanın en büyük doğal limanlarından birinin üstüne kurulmuştur. 5 kısımdan oluşur. Bunlar the Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Island.New York’u genel olarak, bir çok konumları itibariyle tekerlekli sandalye ile erişilebilir olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Şehri  tekerlekli sandalye dostu görmek gerekir.  Şehirde engelliler için herhangi bir indirim bulunmadığından, şehrin altı en popüler turistik yerinin giriş bedellerinde  %41 indirim sağlayan CityPass almanız uygun olur.Bunun dışında bazı istasyonlar hariç metro durakları tekerlekli sandalyeye uygun. Otobüslerde tamamıyla engellilere uygun dizayn edilmiş durumda. Yani şehir içi ulaşımda sorun yaşanmıyor. Biz otelimizin yakınında metro durağı olduğundan genelde metroyu kullandık. Ancak metro hatlarının önemli bölümü epey eski olduğundan istasyonlar genel olarak yıpranmış ve bol bol farelerle karşılaşmanız mümkün. Ayrıca asansörlerdeki yoğun idrar kokusu nedeniyle girerken derin bir nefes almanız gerekiyor. Neyse ki asansör yolculuğu uzun sürmüyor.Sokakta tekerlekli sandalye kullanmak oldukça yorucu olduğunu söylemeliyim. Kaldırımlar genellikle hasarlı ve yaya geçitlerinde delikler bulunmakta. Artı yol çalışmaları ve inşaat iskeleleri gezimizi zorlaştıran faktörler oldu.New York’ta mekanların çoğu engelliler için çok iyi hazırlanmış ve erişilebilir durumdadır.Yeme içme konusunda her türlü imkan bulunmakta. Yollarda sık sık bilhassa helal gıda satan seyyar satıcılara rastlamak mümkün. Yani bütçeniz doğrultusunda karnınızı çeşitli şekillerde doyurabilirsiniz. Sadece oteller bilhassa merkezi bölgede oldukça pahalı. Biz bu nedenle queens bölgesinde nispeten ucuz bir otelde konakladık. Yakınında metro olması, merkeze uzak olmasının olumsuzluğunu bize hissettirmedi.Sizde gezi planınızı otelinizin konumuna göre yapabilirsiniz. Yakın olan yerleri ayni günde gezmeyi planlayın. Tek dikkat edeceğiniz husus gideceğiniz bölgedeki metro istasyonunu bilmek. Tabi bu istasyonun engelliye uygun olup olmadığına da dikkat ediniz. Bunun için internetten New York metrosunun sayfasını iyi inceleyip ona göre günlük planlarınızı yapınız. Engelli UlaşımıMetro:New York dünyanın en geniş yeraltı metro ağına sahip. Şehrin genelinde 468 metro durağı var diyorlar. Metro Engelli Amerikalılar Yasası 1990 yılında yürürlüğe girmesinden bu önce inşa edildiğinden, bütün duraklar tekerlekli sandalye ye uygun değil. Yavaş yavaş duraklara asansörler yapılmaktaymış. Mesela Manhattan’da, 147 istasyondan sadece 36 tanesi tekerlekli sandalye uygun. Bu arada duraklara ait asansörleri bulmak ta ayrı sorun. Sonradan eklendiğinden ilgisiz bir yerde olabiliyor. Mesela bir binanın içinde olabiliyor. Metro duraklarının hangisinde asansör oluğu metronun sitesinde mevcut.

Şehir İçi Otobüs : New York şehrinde otobüsler engelli ve tekerlekli sandalye kullanıcıları için erişilebilir durumda. Tüm otobüsler tekerlekli sandalye rampası ve alçaltılmış bir zemin veya mekanik bir asansör ile donatılmış. Rahatça inip binmek mümkün.

Taksi .Şehirde engelli işaretli taksilere sık sık rastlanıyor. Tarifeleri normal taksilerle ayni. Kullanımda sorun yaşanmıyor.Manhattan :Kesinlikle New York’un en önemli bölgesi. Gezilecek yerlerin tamamına yakını bu bölgede. Manhattan New York gibi kendi içinde bölümlere ayrılmış. Söz konusu bu bölgeler güneyden kuzeye doğru, sokak numaralarına göre bölünmüş olan Downtown Manhattan, Midtown Manhattan ve Uptown Manhattan’dır.

Manhattan’ı dolaşmak başta karışık gelebilir ama bir ızgarayı andıran sokak ve cadde düzenlemesi, aradığınız yeri bulmanızı kolaylaştırıyor. Manhattan’da doğudan batıya doğru numaralandırılmış, kuzeyden güneye uzanan 12 avenue (cadde) ve bu caddeleri paralel olarak kesen 220 tane street (sokak) var. Sokakların numaralandırılması ise adanın kuzey ucundan güneyine doğru sıralanıyor. Önceden bir gezi planı yapmakta fayda var. Birbirine yakın yerleri ayni günde rahatlıkla gezebilirsiniz. Zaman zaman yokuşlar biraz zorlamakta. Bu nedenle buraları metro ile aşmak daha uygun olacaktır. Şehrin bu bölgesinde zaman zaman bozuk yol ve kaldırımlarla karşılaşmak mümkün.
American Museum of Natural History
ABD’de bulunan dünyanın en büyük ve en ünlü müzesi. Müze birbirine bağlı 25 bina blokundan oluşmakta. Toplam 46 daimi sergi salonu, araştırma laboratuvarları ve kütüphanesi mevcuttur. Müze koleksiyonu, sadece küçük bir kısmı herhangi bir zamanda sergilenebilen 32 milyondan fazla parça içmekte. Müzenin 200’den fazla bilim insanı kadrosu olduğu da söylenmekte.

Amerika’nın en eski müzelerinden biri olan American Museum of Natural History, 1869’dan beri ziyaretçilerini ağırlıyor. İçerideki iskeletler, fosiller ve doldurulmuş hayvanlar size sanki üç boyutlu bir filmdeymiş siniz hissi uyandırıyor. Ve tabi olarak her yönü ile engelliye uygun. Mutlaka gezin

.Battery Park City & Battery Park

1960’larda World Trade Center inşa edilirken, kazıdan çıkarılan 30 milyon ton kadar toprak Hudson nehrine boşaltılmış, 1980’lerde irili ufaklı apartmanların, ofislerin ve parklardan oluşan Battery Park City kurulmuş. Bölgenin hemen yakınında, Manhattan’ın ucunda yeşil bir alan, Battary Park bulunmaktadır.Günümüzde New York’a gelen her turistin ziyaret etmek istediği Özgürlük Anıt’ı gezmek için öncelikle Battery Park’a gelmeniz gerekiyor. Park içerisinde iskeleye gitmek için levhaların sizi, kent tarihinde rol almış Castle Clinton’a  yönlendiğini göreceksiniz.Burası 1811 yılında inşa edilen  koruma amaçlı yapılan top kalesidir. Önce  akvaryum olmuş bu alan, sonra müzeye dönüştürülmüştür.Günümüzde Özgürlük heykeli ve Ellis adasına giden feribotların bilet gişesi fonksiyonunu görmektedir

Manhattan’ın güney ucunda harika yürüyüş yolları ve paten yolları bulunan bu yeşillik alanda gün batımını seyretmek de ayrı haz vermekte. Düz bir alanda yer alan parkta tekerlekli sandalye ile rahatça gezebilir, bu arada sincapları ellerinizle besleyebilirsiniz.

Parkın içinde engelli tuvaleti de bulunan genel bir tuvalet yer almaktadır. Ayrıca bu alana da ;Museum of Jewish Heritage ve National Museum of American Indians’ı da ziyaret edebilirsiniz.

Brooklyn Bridge – Köprüsü ve South Street Seaport :

New York’un simgesel yapılarının başında gelen bu köprüyü birçok Amerikan filmlerinden anımsayacaksınız.1833’te açıldığında Brooklyn Köprüsü (Brooklyn Bridge), dünyanın en büyük asma köprüsüymüş. Manhattan ve Brooklyn’i birbirine bağlayan köprü, gotik tarzdaki mimarisiyle görülmeye değer bir özellikte. Köprünün yaya yolu girişi City Hall park’ın doğu yakasındadır.

Köprüyü tekerlekli sandalye ile rahatça gezebilirsiniz. Köprü 1.8 km uzunluğunda ve tekerlekli sandalye kullanıcıları için erişilebilirdir. Köprü, dünyada en fazla Fotoğrafı çekilen köprülerden biri haline gelmiş. Köprü yaya geçit tekerlekli sandalye girişi Manhattan tarafında Merkezi Caddesi’nin sonunda Brooklyn’den ve ya Tillary veya Adams Sokaklarda mevcuttur. Ayrıca bir gece vaktinde köprüyü görmenizi tavsiye ederim. Biz köprüyü Brooklyn tarafından seyrettik.Her daim kalabalık olan seyir yerlerinde her milletten insanları görebilirsiniz. Bulunduğumuz yerden hem broklyn köprüsünü hem de Manhattan köprüsünü izleyebilirsiniz.

Bryant Park

Times meydanının doğusunda,42nd Str üzerinde 6 ve 5. caddeler arasında, çalışanların yaz aylarında yemek ve atıştırma amaçlı toplandıkları yer olan yeşiller ve ağaçlar arasında kalan Bryant park alanını göreceğiz.39.000 m2’lik yüz ölçümüne sahipmiş. . Burası gökdelenlerin arasında bir adeta nefes alma yeri. Parkın hemen önünde de yine filmlerden tanıdık New York Halk Kütüphanesi yani New York Public Library bulunuyor. Herkes eline kahvesini almış parktaki sandalyelerinde dinleniyor.Yazları haftanın farklı günlerinde farklı etkinlikler ve tanıtımlar yapılmakta. Parkı bir köşesinde engelliler için meyilli bir giriş bulunmaktadır. Park tekerlekli sandalyeye uygun. Tuvalet bulunmamakta ama hemen yanında bulunan kütüphanede uygun tuvalet var.

NY Puplic Library
Bryant Park’ın hemen arkasında yer alan ve 1911 de halka açılan New York Public Library bulunur Kütüphane girişinde sabır ve metanet’i temsilen iki aslan figürü yer alır ( 5. cadde girişi ).Dünyanın en büyük araştırma kütüphanesinde birkaç milyon kitap ve el yazması mevcut. Giriş ücretsiz. İçeride engelsizler için uygun tuvaletler bulunmaktadır. Şöyle bir dolaşın.

Central Park;

İşte bu şehirde mutlaka gitmeniz ve görmeniz gereken Simgesel bir yer. Burası Dünyanın en büyük parkı ve kesinlikle muhteşem bir yer. Hem Manhattan’ın göbeğinde, hem de böylesine bakir bir yer. Burasının yıllık ziyaretçi sayısı 20 milyon civarındaymış.
Manhattan’ın kargaşasının, kalabalığının ortasında, hem New Yorklular için hem de turistler için korunmuş bir gezme ve dinlenme alanıdır. Empire State Building’ten şehre baktığınızda bu parkın büyüklüğünü ve güzelliğini görmemeniz mümkün değil.

Park içinde bazı bölgelere ulaşmak için yokuşu göze almanız gerekir. Tercih sizin. Mesela ben yokuş nedeniyle (belki de merdivende olabilir) Belvedere kalesine gidemedim. Oradan parkı seyretmeyi tavsiye etmişlerdi ama çıkanlar pek o fikirde değiller. Sizde kendinizi yormayın. Parkta gezilecek daha çok yer var.

800 m eninde ve 4 km uzunluğundaki Central Park, şehrin her daim kalabalık yerlerinden ama parkta herkes kendi halinde zaman geçirdiği için kalabalık rahatsız edici olmuyor. Great Lawvn’dan göllere, kuzeydeki çayırlara ve ormana kadar parktaki her şey tabii değil sonradan insanlar tarafından  yapılmıştır. Ama güzel yapılmış. Şehrin o kalabalık ortamında kendinizi bir ormanın içinde buluveriyorsunuz. Genelde her yer tekerlekli sandalyeye uygun ve belli yerlerde uygun tuvaletler bulunmakta. Ayrıca çeşitli yiyecek satan büfelere ve paranız varsa pahalı denilebilecek restoranlar bulunmaktadır. Rahatlıkla bir gününüzü buraya ayırın. Yetmeyecektir ama idare edin artık.Etrafınıza baktığınızda, yürüyüş yapan, bisiklete binen, paten ve kaykay yapan, uzanan hatta uyuyan değişik yaş grubundan pek çok insan görürsünüz. Sadece spor değil tabii Central Park müdavimlerinin ilgi alanı. Parkta gitarını, kemanını vs. alıp parka gelen müzisyenlere de rastlayabilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletlerinde en çok ziyaret edilen parktır. Yılda yaklaşık 35 milyon insan bu parkı ziyaret eder diyorlar.

Parkın bir güney bir de kuzey ucunda kışları buz pateni, diğer mevsimler normal paten yapılabilen iki adet pist, 5.cadde cadde civarında bulunmakta. Central Park Zoo – web ve Tisch Children’s Zoo, parkın ilginç hayvanat bahçeleri bulunmakta. Ama biz buraları gezme zamanı bulamadık. Pakın güney doğu köşesinde ilginç bir mekanda; mid park 64 th str.’ye yerleşmiş olan tarihi Carosuel’dir.1908 yapımlı atlıkarınca’ya nisan – kasım arası binilebiliniyor.

Yakın alanında yer alan Sheep Meadow, piknik yapmak ve güneşlenmek için bilinen bir yerdir.

Parkın tam ortasında 66 th str.den başlayan ünlü yazarların heykellerinin sıralandığı Literary Walk uzanır.Bu yürüme yolu bizi orkestra platformunun bulunduğu ve parkın meşhur noktası olan Bethesda Terrace an Fountaine ile sonlanan Mall alanına çıkaracaktır. Buradan  göl manzarasını seyredip bol bol resim çekebilirsiniz.(bizim yaptığımız gibi)

Doğuya doğru ; Conservatory Water maket tekne göletine uzanırız ve burada maket tekneleri izleyebilirsiniz. Bu göletin kuzeyindeki, Alice Harikalar Diyarının karakterlerin bronz heykeline gelirsiniz.Hikaye kahramanlarının heykellerinin bulunduğu yer her daim resim çektirenlerle dolup taşıyor.

John Lennon’ın önünde öldürüldüğü Dakota Apartmanı ve Lennon anısını yaşatan Strawberry Fields da uğramayı ihmal etmeyin. Kulağınıza mutlaka imagine’nin melodisi gelecektik.

Chinatown
New York’un bir özelliği de her bölgesinin farklı özellikler taşıması. Chinatown ise değişik bir atmosferi olan bölgeler arasında kesinlikle ilk sıralarda yer almaktadır.Adından da anlaşılacağı üzere bu mahalle, New York’un meşhur Çin Mahallesi’dir. Kentte Lower east side’deki etnik mahalleler arasında gelişen mahalledir. Küçük dükkanlarda, taklit ( Çakma ) markalar, saatler , çantalar , olağan hediyelikler , manav tezgahlarında egzotik Çin meyveleri ve 200’ü aşan restoranlar bulunmaktadır. Her şey var burada.ne ararsan burada. Karmaşık, hareketli , 200 bin civarında insan yaşayan mahalle.Meraklısına,Chatham square civarında ,Division str. ve Bowery’nin köşesinde , Konfüçyüs’un 1983 yapımı bronz heykeli yer alıyor.

.

Sandalye ile gezmesi bilhassa dar sokaklarda oldukça zor. Kaldırımlar dar ve tezgahlar kaldırımlara taşmış durumda. Yola insen gelen giden vasıtalar rahat vermiyor. Şöyle bir dolaşın yeter zaten. Yiyeceklerde beni pek açmadı.

Ellis adası

Ellis Adası, 1 Ocak 1892 ile 12 Kasım 1954 tarihleri arasında, New York’a gelen yeni göçmenler için bir transit merkezi olarak hizmet vermiştir. Genelde hüzün veren bir yer. Birçok filmde görmüşsünüzdür. İnsanlarım ülkeye girmek uğruna yaşadığı eziyetleri.

Neyse biz bunları tarihin utanç kısmına bırakıp adayı gezelim. Özgürlük heykelini gezdikten sonra gezi gemimiz bu adaya da uğruyor. Adayı turistlerin ziyaret etmesi serbesttir ve müze ücretsizdir. Müze binası her yönü ile tekerlekli sandalyeye uygun ve engelli tuvaleti bulunmaktadır. Döneme ait objelerin bulunduğu ve çeşitli dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılan binayı görün derim. Tabi vaktiniz varsa.

Ayrıca sadece bu adaya gelen ücretsiz feribotlar bulunmaktadır. Feribottan en iyi Özgürlük heykeli ve Manhattan siluetinin eğlenmekteymiş ki ayni fikirdeyim. Feribot gece dahil tüm gün çalışmaktaymış.

Empire State Building
New York’ta tepesine çıkıp şehri seyretme imkanı veren 3 binadan biri. Bizim şehri seyretmek için tercihimiz burası oldu.

Empire State Building , New York’da bir gökdelen. Bina, Manhattan, Fifth Avenue’de 33. ve 34. caddelerin arasında yer alır 1 Mayıs 1931 tarihinde, o güne kadar Dünya’nın en yüksek binası olan Chrysler Building’in bu unvanını elinden almıştır. Bina 102 katlı olup, 1576 merdiven basamağına sahiptir.

Yüksekliği 381 m, anten ile beraber 443,2 m’dir. World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi) binasının 1972 tarihindeki açılışına kadar Dünya’nın en yüksek binası olarak kalmıştır. 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırıları sonucu World Trade Center binaları yıkılınca, New York’un en uzun binası unvanını geri almıştır. Şu anda, anten yüksekliği ile 527 m olan Chicago’daki Sears Kulesi’nden sonra ABD’nin en yüksek ikinci binası olan Empire State Building, Dünya’da da tek başına yükselen en yüksek üçüncü yapıdır. Genelde uzun kuyruklar oluyormuş ama bizim şansımıza fazla kalabalık değildi. Hiçbir özel muamele görmeden sıraya girerek bekledik. Belki öne çağıran bir yetkili olur dedik ama nafile. Sıramız gelince biletimizi alıp (herhangi bir indirim de yoktu) asansöre yöneldik. Hızlı bir çıkış yaparken tavanda bulunan ekrandan binanın inşaat aşamalarını izledik.

Açık bir havada binadan,(şansımıza hava açıktı) 80 mil mesafedeki beş ABD eyaletine bakılabilir. Bunlar, New York, New Jersey, Pensilvanya, Connecticut ve Massachusetts’dir.. Bugüne kadar binayı 117 milyon kişi ziyaret etmiş diyorlar. Hatta binanın tüm kira gelirlerinden fazla geliri buradan elde ediyorlarmış. Biliyor işini bu Amerikalılar. Binanın 86. Ve 102. Katlarında seyir imkanları bulunmakta. Ama bizler için 86.kat uygun 102 katta duvarlar yüksek olduğundan uygun değil. Ayrıca 86 kattaki seyir dürbünlerinin seviyeleri tekerlekli sandalye seviyesine indirilmiş durumda. Bina Amerika engelli yasasına tam uyumlu. Gözlem katına çıkışlar sabah 08:00’de başlıyor, en son bilet satışı gece 11:15’de ve gözlem katı gece yarısı kapatılıyor.

Empire State Building’in inşaatı sadece 18 ayda bitirilmiş olup, bina New York’ta çekilen bazı filmlere ilham kaynağı olmuştur. Mesela King Kong’un bu binaya tırmanışını unutmamız mümkün değil.

Yetişkinler için bilet 12,50$,  Engelliler için indirim yok.
Chrysler Binası

New York silüetine imzasını atmış bir bina. Dünyada tamamı tuğla ile inşa edilmiş en uzun bina olan Chrysler Binası, tamamlanma tarihi olan 1930 yılında 319 metre ile dünyanın en uzun binası unvanını da almıştı.Çağdaş mimarların gözünde New York’un en iyi binalarından biri olarak görülmekte. Yanından geçip seyretmekle yetindik.
Grand Central Terminal
Grand Central Terminali  Midtown Manhattan bölgesinde yer alan bir gar binasıdır. Bina 42. Cadde ile Park Avenue arasında yer almaktadır.

Grand Central Terminali halen tren platformu sayısı itibariyle dünyanın en büyük tren garı binasıdır.Toplamda 48 tren peronu ve 75 ayrı tren ray hattı mevcuttur. Burası da bir çok filmden aşına olduğumuz bir mekan.(Zaten bu şehir bir film platosu gibi) Engelliye uygun ve tuvalet mevcut. Bilhassa içindeki saat ile de ün yapmıştır.

Ground Zero ( World Trade Center)
11 Eylül 2001 tarihine kadar, New York’a gelen turistlerin Downtown Manhattan gezisi, World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi)’nin ikiz kulelerini görmek üzere bu noktadan başlarmış. Binlerce kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısından sonra, bir zamanlar kulelerin yer aldığı bu bölgeye artık Ground Zero (Sıfır Noktası) denilmekte ve hâlâ turistlerin ilgi odağı olma özelliğini korumakta.

Terör saldırısından sonra yıkılan kulelerin yerine ölenlerin anısına bir Anıt dikildi. Bizler şehre yüksekten bakmayı Empire State Building yana kullandığımızdan binaya girmedik. Etrafında dolaştık. Ölenlerin anısına yapılan ve etrafında ölenlerin isimlerin bulunduğu anıtsal havuzun yanında gezdik ve resimler çektik. Ağır bir hüzün hakim. Rahatça gezilebilecek düzlükte.

Binaya çıkmak isterseniz diye aldığım bilgiyi paylaşayım. Gözlem 100 kattan yapılıyormuş. Görüş alanı tüm binayı saran, 360 derecelik bir bakış açısı sağlıyormuş Tuvaletler 100’üncü katta bulunmaktaymış Giriş 12-dolar ve engelli indirimi yok.Bu arada hemen yakınında yer alan aşağıda resimde de görülen ilginç yapı bir alış veriş merkezi ve istasyon binası.

Westfield Word Trade Center muhteşem bir mimari eser. Amerikalılar AVM yaparsa böyle yapar denilecek bir yapı. Çatısı ile de dikkat çeken yapıda genelde lüks mağazaların yer almaktadır. Bunun yanında kafeler, lokantalarda bulunmakta.

Harlem

Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz Harlem, genelde New York’un sorunlu bir bölgesi olarak tanınır. Hala ekonomik olarak en yoksul yerdir. Central parkın kuzeyinden 110 th Str.ten başlar ve 178 th str.’e kadar uzanır.Son zamanlarda yapılan pek çok olumlu değişiklik, bölgenin bu özelliğini biraz da olsa değiştirmiş. Suç oranı yüksek, çoğunlukla Afrika kökenli ABD’lilerin yaşadığı bir bölgedir. Bizde park gezimiz sırasında parka yakın bölgesinde bir tur atmakla yetindik. Fazla bir özelliği yok, gezilmesi şart değil.

Little Italy

Chinatown’la komşu olan Little Italy, Amerika’nın küçük İtalya’sı. İtalyanların yemek konusundaki ünü, Atlantik Okyanusunun bu tarafına da yayılmış. Bu mahallede bol soslu bir spagetti ve bir kadeh ev yapımı şarap tadabilir ve ünlü İtalyan markalarının ürünlerini satın alabilirsiniz.

Mahalle düz bir yerde yer almakta ve gezinti için uygun. Oraya gittiğimizde karnımız tok olduğundan yemek yemedik ama güzel bir İtalyan dondurmasının tadına baktık.

Metropolitan Museum of Art

Museum Mile bölgesi müzelerinden biri olan Metropolitan Museum of Art kısaca “ Met” olarak bilinir. 1870 yılında Avrupa’daki benzerleriyle boy ölçüşebilmesi için kurulan müze, batı dünyasının en kapsamlı koleksiyonlarından birine sahip. Yaklaşık 2 milyon metrekare. Müzede 3 milyondan fazla eser bulunmakta ve 250 salonuyla müze, bunun sadece dörtte birini sergiliyormuş

.
Müze, ABD’de en çok ziyaret edilen ve dünyada ise üçüncü sırada ziyaret edilen müze, tekerlekli sandalye kullanıcıları için tam olarak erişilebilir durumdadır. Asansörler ve erişilebilir tuvaletler bina boyunca yer alıyor.

Giriş ücretli ama biz gişedeki kızın yardımı ile 3 kişi 20 dolar bağış yaparak girdik. Sizde bu konuda girişim yapın. Müze öyle bir günde gezilecek gibi değil. Biz sadece 3 saat gezebildik. Ama gördüğüm müzeler arasında ilk 3’de yer alır. Daha geniş bir zamanda bol bol gezmeyi hayal ederek müzeden ayrıldık.

NYC Rockefeller Center

1930’larda John D. Rockefeller tarafından kurulmuş, dünyanın tek bir kişiye ait olan, en büyük iş ve eğlence kompleksi olan Rockefeller Center’daki binalarda 30’dan fazla restoran, özel mağazalar ve bir de buz pateni pisti olduğunu öğrendim.

Merkezi Manhattan’ın baş köşesini , 5 ve 6. caddeler arasında ; 47 th Str.den 52 th Str.’e kadar yaklaşık 9 hektar alan kaplar.Bu kompleksteki tüm binalar bir postanenin yer aldığı , pek çok mağaza ve restoranla dolu yer altı geçitleriyle birbirine bağlı durumdadırRockefeller’ın üstüne çıkıp New York manzarası da izlenebiliyor. Bu gözlem noktasına Top of the Rock deniliyor ve ücreti tam 27 $ , indirimli 17 $ .Rockefeller Bölgesinde yürümeye devam ederken 5th Avenue St. Patricks Katedralinin karşı tarafında Atlas Heykelini göreceksiniz. Burası da New York açısından önemli bir yapı. Atlas Heykeli antik Yunan tanrısını betimlemektedir.

İçine girmeden adını çok duyduğumuz binayı dışarıdan seyretmekle yetindik. New York’ta gezerken mutlaka karşınıza çıkacaktır.

Özgürlük Heykeli

Özgür New York’un ve ABD’nin sembolü sayılan Özgürlük Anıtı, Fransa’nın Amerika’ya bir armağanı. 1886’dan beri ‘Yeni Dünya’ya gelen göçmenleri karşılayan Anıt, turistlerin de ilgi odağı.

Anıt, Fransa’da yapımı 10 yıl süren ve tamamlandıktan sonra parçalara ayrılıp  Amerika’ya taşınmış ve burada 1886’da tekrar birleştirilerek ulusal bir anıt hâline gelmiş.46 m. yükseklikteki heykel Frederic Auguste Bartholdi tasarımlıdır.Günümüzde New York’a gelen her turistin ziyaret etmek istediği Anıt’ı gezmek için öncelikle Battery Park’a gelmeniz gerekiyor. Alacağınız bir biletle her iki adayı da gezebilirsiniz. Burada da bir indirim söz konusu değil. Sırada öne alınmakta yok. Anıtın içini gezmek için sınırlı sayıda tura izin verilmekteymiş. Anıtın içini görmek istiyorsanız biletlerinizi önceden almanızda fayda var. Biz almadığımızdan içini gezemedik.

 Adaya geldiğinizde Anıtı gezmek için haritada görüldüğü gibi heykelin etrafında bir tur atmanız gerekiyor.Hem heykeli bol bol görebilir hem buradan New York Limanı manzarasını izleyebilirsiniz ama biraz uzaklara baktığınızda muhteşem bir Manhattan ve Brooklyn manzarasına şahit olursunuz. Heykelinin güzelliğini ve tarihi bol bol yaşayın. Gezi alanı düz ve engelliye uygun, engelli tuvaletli de mevcut. Teknelerde tekerlekli sandalyeye uygun, içerisinde özel yer bulunmakta. Yani rahatça gidip rahatça gezebilirsiniz. Mutlaka gidin.Ayrıca lobide bulunan, Anıtın yapılışıyla, tarihiyle ilgili sergiyi de gezebilirsiniz. Bu arada biz şampiyonluğumuzu atkımız ile burada da kutladık.

Radio City Music Hall

Manhattan’da bulunan Radio City Music Hall bir eğlence mekanı ve konser salonu. 1932 yılında açılan Radyo Şehir tarihi boyunca farklı zamanlarda sayısız eylemler, Grammy Ödülleri, NFL Taslak ve ev sahipliği yapmıştır. İçine girmeden etrafında dolaşıp binayı dıştan görüntüledik.

St. Patricks Cathedral

Aziz Patrik Katedral’i 1858 – 74 yıllarında inşa edildiğinde bölgenin en yüksek binası imiş. Bu şehirdeki binalarda  mutlaka bu özellik bulunmakta. ( 103 m. ).Günümüzde etrafı cam kaplı yüksek binalarla , Rockefeller Center’e ait gökdelen ve çevre binaları yanında küçücük kalmaktadır. New York başpiskoposluğunun merkeziymiş. Tekerlekli sandalyeye uygun bir bina. Görülmesi gerekir.

Times Square (Times Meydanı)

Hiç şüphesiz dünyanın en ünlü meydanlarından biri. New York’unda tartışmasız en önemli yeri. Öğrendiğimize göre eskiden sevimsiz ve iç karartıcı bir meydanda iken günümüzde Times Meydanı, Manhattan’ın en canlı ve eğlence dolu yeri olmuş. Şık görünümlü ofisler, oteller , gösteri merkezleri,dükkan ve restoranlar ile her daim hareketlidir.Bol bol bulunan ışıklı reklam panoları ile burada geçe olduğunu bile anlamıyorsunuz, her yer aydınlık. Mutlaka geçe gidin. Theater District (Tiyatro Bölgesi) ise; 42nd Street’ten 53rd Street’e kadar 6th ve 8th Avenue arasında kalan bölgedir diyebiliriz. Bugün Broadway olarak bildiğimiz en ünlü bölüm ise 42nd Street’tir. Bu civarda birbirinden ünlü tiyatrolar bulunmaktadır.

 Alan milyonlarca ışık, yüzlerce pano ve reklam alanları ile çevrili. Gezen ve yer yer merdivenlerde oturan , kalabalık insan seli .Dükkanlar mağazalar geç saatlere kadar açık. Tekerlekli sandalyeye uygun bir alan.

Meşhur kırmızı merdivenlerine çıkmamız mümkün değil ama seyretmek bile ilginç.

United Nations  Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler Genel Merkezi New York Şehri’nde Birleşmiş Milletler’e ait bir kompleks.Çok tanıdık bir bina. 1952’de kompleks inşasının bitmesinden beri Birleşmiş Milletlerin resmî karargâhı olarak fonksiyon göstermekte Manhattan’ın Turtle Bay mahallesinde, East River’a bakan bir alanda bulunur2. Dünya Savaşından sonra uluslararası barışı sağlamak için kurulmuş Birleşmiş Milletlere ait binalar da Midtown Manhattan’ın önemli yapılarındandır. Genel sekreterlik, cam-mermer karışımı olan yüksek binada çalışır. Genel Kurul ise toplantılarını iç bükey bir terası olan, alçak binada yapar. Toplantı olmadığı günlerde binanın içinde düzenlenen turlara katılabilirsiniz.Tur ücreti : tam 16 $ , indirimli 9 -11 $.Biz katılmadık sadece binayı izlemek ve hatıra fotoğrafı çektirmekle  yetindik.
Wall Street

Battery Park’tan yürüme mesafesinde bulunan Wall Street, Manhattan’ın en ünlü sokaklarından biridir. Çoğu ziyaretçi burayı biraz karanlık ve kasvetli bulabilir, çünkü çok yüksek binaların olduğu bu bölgede sokaklar çok dardır.

Artık sembolik bir anlamı olsa da, 1653 senesinde New York’un Hollandalı valisi Peter Stuyvesant, kolonicileri İngilizler’den korumak için bu bölgeye bir duvar yaptırmış. Bu duvar yıkılalı çok olmuş ama sokağa adını veren de yine bu duvar olmuş. Yollar parke olduğundan sandalye için hareket güç olabiliyor.

Asıl ilgi alanı caddenin diğer tarafında yer alan Borsa binasıdır. Borsayla ilgili olmasanız bile Broad Street No.8- 18’de bulunan New York Borsası’nın (New York Stock Exchange)binasını görmelisiniz. 11 Eylül’e kadar bu binada halka açık bir galeri ve ziyaretçi merkezi varmış ama artık kapalı.

Ayrıca New York’un Finans Merkezi’nin ve Wall Street’in sembolü hâline gelmiş bronz Wall Street Boğa’sıyla ve karşısında ona kafa tutan küçük kız heykeliyle de bir fotoğraf çektirmeden dönmeyin.

5th avenue

New York’ta 5th avenue yani 5. bulvar dünyanın en ünlü, en lüks alışveriş caddelerinden birisi. Adanın en kuzeyinden Harlem bölgesinden başlar ve Central park’ın hemen doğu kenarını izleyerek güneye , Washington Square Park alanına kadar boylu boyunca uzanır.Ünlü markalar bu bulvar ve burayı kesen caddelerde sıralanmıştır.Apple Store , 767 5th Avenue – New York, NY adresinde ilginç ve cam dizaynı ile yeni ve büyük mağazasında yerini almıştır. Bulvarın en şatafatlı bölgesi ;40 ve 59th Str.- caddeler arasıdır..

5. caddenin doğusunda yer alan ve kuzey & güney yönü ile devam eden diğer ünlü bulvarda ; Madison Ave ve onunda doğusunda bulunan Park ave bulvarları bulunmaktadır.
Broadway : 
5. caddeden ayrılıp, sanatın merkezi, dünyanın en önemli sanatçıların doğduğu, tiyatroların, sahne sanatlarının, şovların beşiği Broadway bölgesine ilerliyoruz. Dünyanın en büyük gösteri merkezleri bu bölgede yer alıyor. Özellikle akşam görülmeye değer. Işıkların büyüsüne kapılıp hayallere dalıyoruz. Rahatlıkla gezilebilecek ve görülmesi gereken bir bölge.
Flat Iron

Ülkenin ilk gökdeleni olan Flatiron Binasını görüp  fotoğrafını çekmekle yetiniyoruz. Oldukça enteresan bir bina. Gelmişken mutlaka görülmeli. Broadway ve 5th avenue kesiştiğinde ilginç mimari bir yapı. New York’un önemli ikonik binalarından biri. Halen İş merkezi olarak kullanılıyormuş.
Union Square

Broadway’den 4 Ave. vede E 14th Str. ile E 18th Str. arasında kalan alandır.1839 yılında açılmış , 1872 de yeniden tasarlanmış alan kent için tarihte toplumsal olaylara sahne olmuştur.1882 de ilk işçi bayramına ev sahipliği yapmış.George Washington, Abraham Lincoln, Mohandas Gandi, ve Marquis de Lafayette gibi ünlülerin heykelleri yer alan park’ta popüler Greenmarket bulunur.Haftanın 4 günü sebze meyve vs. tarzında semt pazarın bulunduğu alandır.
Sonuç

Başta da yazdığım gibi “New York’u tek bir ziyarette fethetmek imkansızdır” sözüne hak vererek 7 günlük seyahatimizde bu kadar yer görebildik. Değişik lokantalarda değişik yemekler yedik. Ama aklımızda olup gidemediğimiz yerleri kısmet olursa başka bir tarihe bırakarak şehirden ayrıldık. Uzun uçak seyahati ve bilhassa otellerin pahalılığı olumsuz yönleri olsa da gene de bir daha da gitmek istediğimiz şehir. Tekerlekli sandalye sizi engellemesin, sıkıntı çekmeyeceğiniz bir şehir. İmkanınız varsa çekinmeden gidin. 

Engelliler için Washington

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

8 günlük New York gezimizin içinde günübirlik gittiğimiz Washington New York’un karmaşasından sonra çok sessiz ve sakin bir yer olarak göründü bizlere. Düzgün bir şehirleşme yapısına ve planına sahiptir. Düzenli ve bakımlı ve düz olması nedeniyle engelliye çok uygun bir şehir. Geniş meydanlar, birbirine neredeyse tamamen paralel, geniş sokak ve caddeler ve şehrin görüntüsünü bozmayacak alçak binalar ilk göze çarpan özelliklerdir. New York’un aksine burada hiç gökdelen yok. Beyaz Saray, ABD Kongresi, ABD Yüksek Mahkemesi ,Dünya ülkelerinin büyükelçilikleri, kabine sekreterlikleri (bakanlıklar) gibi bütün federal kurumlar bu kentte yer alır.

Gezi planımızda içinde 10 saat otobüs yolculuğunu da düşünüldüğünde bir gün ayırdığımız bu gezimizde bu şehrin tüm önemli yerlerini görmemiz mümkün olamadı. “Genel olarak Amerika Notları”yazımızda belirttiğimiz otobüs sorunu nedeniyle kaybettiğimiz iki saat de bize en azından bir müzeyi görme fırsatını da elimizden almış oldu.(Bknz: “Genel olarak Amerika Notları )Biz gezimizi yaya olarak yaptık. Ama süreniz uygun ise gezi otobüslerini tercih edin. Daha kısa sürede daha fazla yer görme imkanınız olur. Ama 2-3 gün zaman ayırırsanız yaya olar ak rahatça gezmeniz mümkün. Buranın en güzel özelliği ise; gezilip görülecek yerlerin çoğunun birbirine yürüme mesafesinde olmalarıdır.

Washington,  Amerika Birleşik Devletleri listesinde Tekerlekli sandalye en uygun  5 şehrinden birisi. Şehir tekerlekli sandalye ile erişilebilirlikte dünyanın sayılı şehirlerinden. Sabah 7’de planladığımız hareket saati dokuz da gerçekleşti.  BigBus firmasının nispeten eski otobüsü ile yaklaşık 5 saatte Washington’a ulaştık. Ama sizlere, böyle günü birlik gezi için otobüs yolculuğunu tavsiye etmem. Treni tercih edin derim.Washington’da toplu taşıma sistemi engelli ve tekerlekli sandalye kullanıcıları için tamamen erişilebilir. Tekerlekli sandalyeniz ile her tarafı rahatlıkla gezebilirsiniz.

Şimdi gezimize başlayabiliriz. Gezimize otobüsün indirdiği yer olan Union istasyonundan başlayarak sırasıyla devam edelim.
Union Station Plaza

Union Station Plaza üzerindeki bina 1908 yapımıdır. Yıllık 30 milyon ziyaretçi alan bu komplekste ; 130 kadar mağaza , restoran , hediyelik eşya – oyuncak vs. her şey bulmak mümkün. Aynı zamanda dünya standartlarında sergilere ve uluslararası kültürel etkinlikler için bir mekan olarak da hizmet vermektedir. Tekerlekli sandalyeye uygun ve içerideki tüm tuvaletler engelliye uygundur.

İstasyonun yanı başında National Postal Museum bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Posta işletmeleri tarihini ve dünya posta hizmetlerini kapsayan sergi, dokümanlar içeren bir müze olduğunu öğrendiğim binaya girmeden önünden geçip resmini çekmekle yetindik.

US Capitol Hill -Kongre binası

İstasyon ve müzeyi arkamıza alıp yürüdüğümüzde, Sağlı sollu ağaçlık ve yeşil arazinin oluşturduğu Senato Parklarına ait geniş alanlardayız. Bu parklar 2 adet olup ; Lower / alt park ( ki burası oturma & yürüme alanları yanı sıra dikdörtgen sığ bir havuz alanını içermektedir ) ve Upper / üst Park’tan ibarettir. Hareket noktamızdan yaklaşık 200 m. kadar sonra yürümekte olduğumuz caddeden karşımızda Senatonun ( Capitol ) kubbesi rahatlıkla görülmekte. Yürüdüğümüz bu yollar sağlı sollu çiçekler ile kaplı , araç park alanlarıdır. Sağımızda kalan meyilli yoldan çıkarak, Upper / Üst Senato park meydanına geliyoruz.

Amerikan Kongre Binası Amerika Birleşik Devletlerinin yönetimini yürüten ABD Kongresinin ikamet yeridir. Yıllarca çeşitli şekilde resimlerini gördüğümüz bu heybetli bina bizleri etkiliyor. Platformun ortasında etrafı rengarenk çiçeklerle dolu, fıskiyeli havuz başında arka fonda Senato binasını da alıp bir fotoğraf çektiriyoruz.

Bu düz ve geniş alanda hem binayı seyrediyoruz hem de bol bol resim çektiriyoruz. Bu platformdan inerek dekoratif olarak yapılmış minik şelaleli havuz alanıyla, ayrıca sığ olan büyük dikdörtgen havuzun yer aldığı Lower / Alt Senato Park meydanına ulaşılıyor.
The Mall

Alt senato parkından hemen sonra bu park alanına geliyoruz. National Mall, geniş bir alanı kapsıyor. İnsanlar burada rahatlıkla dinleniyor ve çeşitli aktivitelere katılıyorlar. Mall, her yıl ortalama 25 milyon ziyaretçiyi ağırlıyormuş. Tabi burada da mangal yok ve her yer tertemiz.

Bu alanda Smithsonian Institute’un çok sayıda müzesi bulunur ve bu müzeler ücretsiz olarak gezilebilir.

Burası Başkent’in tarihine ev sahipliği yapan kalabalık, hareketli gezi alanı. 24 saat halka açık olan bu kamusal park alanı, kentin kalbindedir. Buradaki tüm gezi aktiviteleri , müzeler vs. ücretsizdir.

Washington Monument



169 metre ile dünyanın en yüksek dikili taş unvanına sahip olan bu anıt, Amerika’nın ilk cumhurbaşkanı George Washington anısına yapılmıştır. Açılışı 1885 yılıdır. Kurşun kalemi anımsattığı için yerliler arasında ‘the pencil’ olarak nitelendirilen bu beyaz mermerden yapılı anıt, Amerika tarihinin en önemli simgelerinden sayılıyor. Anıtın yapımı sırasında her bir eyaletten ve dünyanın değişik yerlerinden hediye edilen 193 hatıra taşı iç duvarlara yerleştirildi. Anıtta, ABD ve Osmanlı devletlerinin dostluğunun simgesi olarak 1854 yılında yerleştirilmiş Osmanlıca kitabe de vardır..

Şehrin panoramatik manzarasını görmek için tek noktalardan biri olduğundan çok rağbet görüyor. Açık olduğu döneme denk gelirseniz giriş ücretsiz. Anıtın tamamen tekerlekli sandalye erişilebilir. Bizde etrafında turladık ve resim çektik.

The White House – Beyaz Saray



Beyaz Saray , Amerika Birleşik Devletleri devlet başkanlarının Washington’da bulunan resmi ikametgahı dır.

1792-1800 tarihleri arasında yapılmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinin federal başkenti olan Washington’daki çok sayıda resmi binanın en önemlisidir. White House’u gezmek ise tahmin edeceğiniz üzere pek kolay değildir. Belli bir kısmı ziyaretçilere açık olan White House’u gezebilmek için en az altı ay önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyormuş. Turlar ücretsizmiş. Böyle bir rezervasyon yaptırmadığımız için önünde resim çektirmekle ve binayı seyretmekle yetindik.

Washington Müzeleri

Her ne kadar zaman darlığımız nedeniyle hiçbir müzeyi gezemesek de hepsinin tekerlekli sandalye ye uygun olduğunu ve de ücretsiz olduğunu belirtmek isterim. Bir ada üzerinde hepsi birbirine komşu olan bu müzeleri gezmek için epey bir zaman ayırmanız gerekiyor.

Engelliler için Amerika (Genel Notlar)

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Amerika’ya gitmeden önce gerek okuduğum yazılarda ve gerekse gidenlerin anlattıklarından engelliler için tam olarak engellilere uygun olduğu belirtiliyordu. Hatta daha ileriye giden yorumlarda engellilere VİP muamelesi yapıldığı anlatılıyordu. Bu bende gitmeyi planladığım gezi öncesi fazlasıyla rahatlık hissi yaratmaktaydı. Gözümde büyüyen uçak yolculuğu dışında ABD gezimde fazla bir sıkıntı çekmeyeceğim yönünde duygulara sahip olmuştum.Uzun uçak yolculuğu için bulduğum çözüm ABD’ye aktarmalı gitmekti. Bu nedenle tüm gezilerimde tercih ettiğim THY yerine British  Airways ile yolculuk yapmamı gerektirdi. Böylece bir kıyaslama yapma şansımda doğacaktı. Ama bu konuda uçak bazında bir farklılık yoktu. Ayni uçak ayni koltuklar ve ayni yaklaşım. Sadece diller farklı. Bu yolculuklarda asıl farklılık Havaalanı işletmelerinde. Bizde ve diğer havaalanlarında asistan hizmetlerinde fazla fark olmamasına karşın, İstanbul havaalanlarında yaşadığım birkaç olumsuzluk nedeniyle aksaklık olabilir endişesini, diğer ülke havaalanlarında nedense duymadım. Gerçekten de diğer ülke havaalanlarında bu yönde bir sıkıntı yaşamadım. İlgili görevliler benden önce uçak girişinde oluyorlardı. Bizde ise genel olarak sebep olarak “yetersiz eleman” olması söylendiğinden görevlinin gelmemesi endişesi hep yaşanmaktadır.Ancak asıl fark “kabin içi sandalye” de olmaktadır. Bizde bu araçlar eski ve birçoğunda zaten az sayıda olan emniyet kemeri bozuk olmaktadır. Bu nedenle her an düşme tehlikesi bulunmaktadır. Bir defasında da da bunu yaşamış bulunmaktayım. Dışarıdaki hava alanlarında yeni ve en az 3-4 kemerli sandalyelerle paketlendiğimden herhangi bir düşme tehlikesi olmamaktadır. Ayrıca elemanlarda bu konuda oldukça titiz davranmaktadırlar. Konuyu birkaç defa bizdeki ilgililere bildirdiysem de halen bir değişiklik görmemekteyim. İnşallah düzelir diyelim ve ABD yolculuğumuza dönelim.

ABD’nin önemli 3 şehrinde yaptığım gözlemlerde ulaştığım en önemli sonuç  her mekanın tekerlekli sandalye için uygun planlandığı ve ulaşılabilirliğin üst düzeyde olduğudur. Gene buradaki önemli gözlemim görevlilerin ve insanların engelli insanlara her zaman yardımcı olmaları ve öncelik tanımalarıdır.Tüm ulaşım araçları tekerlekli sandalye ye uygun önlemlerle donatılmış. Metro ve otobüslerin yanında trafikte yeterli sayıda tekerlekli sandalyeliye uygun taksiler bulunmaktadır.  Metrolarda önemli sayıda durakta asansör bulunmaktadır. Tüm gezim boyunca defalarca kullandığım bu asansörlerde sadece bir defa arıza durumu ile karşılaştım.  Asansörlerde bunun için teknik yardım butonu bulunmaktadır. Bir kaç defa yanlışlıkla bastığım bu düğmeden hemen sesli yanıt aldım. Ama kadere bakın ki nedense arızalı asansörde bir türlü bu yoldan yetkiliye ulaşamadım. Kötü bir rastlantı diyelim. Bu durumda bir sonraki istasyona gidip oradan metroya ulaştım. Bu arada tek sorun ne derseniz, asansörlerdeki kötü koku derim. Sanırım bazı insanlar bunları umumi tuvalet olarak kullanıyorlar. Yol gösteren bir hanım yetkili asansöre girerken burnunu tıkamak zorunda hissetti kendini. Ama gerçekten büyük sorun. Bu nedenle asansöre binerken derin bir nefes almak ve çıkana kadar bu nefesi tutmakta yarar var.Vagonlarda engelliler için yer ayrılmış. Kalabalıkta olsa vagonlara girmek mümkün. İnsanlar size yer açmak için fizik kuralları dahilinde yardımcı oluyorlar. Metro ağı tüm şehirlerle de yeterli düzeyde.Acelem yok hem etrafı da göreyim diyorsanız (nefes tutma performansınızda yeterli değilse J)tercihinizi otobüsten yana yapabilirsiniz. Ulaşımı otobüs ile yapmanızı zorlaştıracak bir sorun yok. Şoföre kendinizi göstermeniz yeterli. Hemen kaldırıma yaklaşıyor. Bu arada başka hatlı bir otobüs işaret yapmasanız da önünüzde duruyor ve şoför size işaret yapıyor. Bu nedenle önceden binmek istemediğinizi işaretle bildirmenizde yarar var. Bizdeki bazı şoförlerin sizi görmemek için başka yerlere baktığı aklınıza gelebilir. Burada böyle bir durum yok. Otobüse girişler ön kapıdan oluyor. Önce inenler bekleniyor ve sonra diğer bekleyenlerden önce sizi alıyorlar. Bu konuda diğer insanlarında anlayışı takdire değer. Ses ikazı ile rampa açılıyor ve siz rahatça araca biniyorsunuz. Resimde de görüldüğü gibi tekerlekli sandalyeye ye ayrılan yerde açılıp kapanabilen koltuklar bulunmakta. Bu koltuklarda oturanla hemen kalkıp koltukları kapatarak size ayrılan yeri boşaltıyorlar. Bu durumda 4-5 yolcu yerlerinden kalkıyor. Onlar bu durumu fark etmese bile sizi gören yolcular hemen oturan yolcuları ikaz ediyorlar. Onlarda hiç itiraz etmeden kalkıyorlar. Bunlarda olmazsa duruma şoför müdahale ediyor ki bu durumla çok ender karşılaştım.  Tekerlekli sandalyenizi özel yerde bulunan yere sabitlediğinizde artık yolculuğa hazırsınız demektir. Tabi bu arada şoför sizi takip ediyor ve okey işaretini almadan hareket etmiyor. İnerken de yanda bulunan düğmeye basarak sandalyenizi mekanizmadan rahatça kurtarıyor ve gene öncelikle açılan rampada otobüsü terk ediyordunuz.

Taksiler içinde belirttiğim gibi özel tasarlanmış taksileri tercih edip rahatça binmeniz mümkün. Burada da şoför arka kapıdan sizi araca alıyor ve gerekli sabitlemeleri yapıyor. Böylece güvenli ve rahat bir yolculuk yapmanız mümkün. Bu arada tasarlanmış taksi bulamasanız ve kendiniz transfer yapabiliyorsanız diğer taksileri de rahatça kullanabilirsiniz.Yani ulaşım konusunda diğer insanlardan farksız şekilde istediğiniz yere  tek başınıza gitmeniz mümkün.

Burada değinmek istediğim önemli bir konu ise Amerika’da engellilere genel olarak hiçbir yerde öncelik ve ayrıcalık tanınmamasıdır. Evet, her yer engellilere uygun ancak hiçbir öncelik yok. Sizde herkes gibi sıraya girip herkes gibi bekliyorsunuz. Ben bir iki defa görevliye görünüp öncelik vermesini istediğimi belirttiysem de bu talebime hiçbir karşılık alamadım. Halbuki gerek Ülkemizde ve gerekse Avrupa şehirlerinde engellilere öncelik tanınmakta, beklemeden öncelikle işleminiz yapılmaktadır.Gene Amerika’da mekanlara girişte (müze, hayvanat bahçesi, tarihi eser vb.) engellilere ve refakatçilerine indirim yapılmamaktadır. Herkes ne ödüyorsa sizde aynisini ödüyorsunuz.  Halbuki gene gerek Ülkemizde ve gerekse Avrupa şehirlerin ya hiç ücret alınmıyor, ya da refakatçilere ücret alınmıyor. Sanırım bunun nedeni engellilerin yani sokağa çıkan engellilerin fazla olması ve her yer uygun olduğundan refakatçiye gerek bulunmamasıdır.Yukarıda belirttiğim gibi gezdiğim ABD şehirlerinde gerek müzeler  ve gezi alanları tekerlekli sandalyeye tam uyumlu. Bu nedenle her yerde tekerlekli sandalyeli engellilere rastlamanız mümkün.Tüm mekanlarda, alış veriş yerlerinde, müzelerde ve gezi alanlarında engellilere uygun tuvaletler bulunmaktadır. Genellikle engelli tuvaletleri normal tuvaletlerin içinde yer almaktadır. Kapısının farkından buranın engelliye uygun olduğunu anlıyorsunuz. (bizde de görülmeye başladı) . Ancak bu durum normal engellilerin buraları daha rahat kullandıklarını gözlemlemekteyiz. Aslında farklı kapıdan da girilse de buralarında normal insanlarca kullanıldığını maalesef görmekteyiz. Bu durum ABD.de böyle. Hatta daha fazla. Nedeni ise Amerikalıların önemli bir kısmı obez. Adamalar normal tuvaletlere sığmadığından daha geniş olan engelli tuvaletlerini kullanmaktadırlar. Bilmem belki de burada obez insanlarda engelli olarak kabul ediliyorlardır.Bir başka gözlemim ise genel toplum davranışı ile ilgili. Burada insanlar engellilere karşı saygılı davranış içindeler. Sizin 10 metre önünüzde de olsa insanlar sizin geçmeniz için mutlaka kapıları tutuyorlar. Siz geçene kadarda bekliyorlar. Bunun gibi her yerde ilgili ve yardımcı davranışlarla karşılaştım.Amerika da bulunduğum süreçte şehirlerarası otobüse de bindim.  . New York’ tan Washington’a otobüsle gidip geldim. Daha önce otobüslerin tekerlekli sandalyeye uygun olduğunu gördüğümden  içim rahatça bilet aldım. Otobüse otobüste bulunan bir rampa ile çıkıyorsunuz. Hemen kapını önündeki 3 sıra akordeon gibi katlanıyor. Açılan yere tekerlekli sandalye konuyor ve oradaki mekanizmalarla sandalye sabitleniyor. Güvenle seyahat ediyordunuz. Ama bir günde 10 saat yolculuk yapınca birazda rahatlık arıyorsunuz. Ama sandalyede rahat şekilde seyahat edilmeyeceğini  sanırım sizler anlarsınız. Kafanızı dayayacak yer olmağından uyuklamanız bile mümkün değil. Bence böyle seyahat yapacaksanız paranız varsa öncelikle uçak, yoksa da treni tercih edin. Hiç olmazsa koltukları rahat.Neyse biz artık seyahatimize dönelim. Saatinde otobüs durağında yerimi aldım. Saat 07 otobüsüne bilet almıştım. Ama bu otobüse binemedim. Zira otobüs tekerlekli sandalye uygun hale getirilemedi. Koltuklar katlanmaya direndi ve yer açılamadı. Oradaki görevliler saat 08 otobüsünü beklememizi söylediler. Zaten başka çaremiz yoktu. Ama gelen otobüste olmayınca tansiyonum yükseldi. Yetersiz İngilizcemle söylenmeye başladım. Paramı iade etseler kaçık gideceğim ama adamlar rahat (zaten tüm siyahi görevliler obez derecesine şişman ve de gayet rahatlar) konuyu hiç dert etmiyorlar. Gene bekleyin birazdan bir otobüs daha gelecek dediler ve yarım saat sonra gelen otobüse binebildik. Zaten 6 saat olarak planladığımız Washington gezimiz mecburen 4 saate indir. Bu nedenle planladığımız birkaç yeri göremedik.Bu sıkıntı nedeniyle iki gün sonra gene ayni firma ile yapmayı planladığımız Boston gezisini yapamadık. Yani cesaret edemedik. Ama dönüşte ilk işim bu firmaya bir yazı döşenmek oldu. Hatalarını kabul ettiler ve bize bir yıl geçerli açık tarihli sıfır ücretli yeni biletler gönderdiler. Ancak bir yıl içinde gidemeyeceğimizden bize bir faydası olmayacaktı. (Uçak biletini de gönderseler belki düşünürdük). Bu durumu bildirdiğimizde ise hiçbir sorun yaratmadan bilet ücretinin önemli bir kısmını kullandığım kredi kartına iade ettiler.Tüm ulaşım araçlarında olduğu gibi teknelerde tekerlekli sandalyeye ye tam uyumlu. Resimde  görüldüğü gibi uygun ve rahat şekilde tekneye biniyorsunuz.

Sonuç olarak ABD. de tüm taşıma araçları, mekanlar ve gezinme yerleri tekerlekli sandalyeye uygun. Tek başınıza bile gidebilirsiniz. Ancak tekrar belirteyim ki  öncelik ve indirim söz konusu değil.

Engelliler için Amsterdam

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments



Berlin-Amsterdam tren yolculuğu
Konuya buradan girmemin nedeni benim bu yoldan buraya gelmem ve yaşadığımız sorunları sizlerle paylaşmam. Paylaşayım ki sizde ayni sıkıntıları çekmeyin. Beni böyle bir şansım yoktu ama şanslısınız ki sizin için var. Bu defaki Avrupa gezimde önce iki şehri hedeflemiştim. Berlin ve Amsterdam. Ona göre yerlerim ayırtmıştım. Ama son anda Amsterdam’ın Brüksel’e yakın olduğunu görünce son anda burayı da bir gün olsa da gezi planına ekledim. Ona göre uçak biletlerini aldık. Hâlbuki biraz daha incelesek Brüksel’den de Lüksenburg’un çok yakın olduğunu görüp belki burayı da ilave ederdik. Ama uçak biletlerini aldığımızdan bu mümkün olmadı. Olsaydı iyi olurdu. Bir daha sırf Lüksemburg için buraya gelmemiz maliyeti  göz önünde tutulduğunda ihtimal dışı. Neyse konumuza dönelim. Berlin-Amsterdam ve Amsterdan –Brüksel tren biletlerimizi Türkiye’deyken aldık. Ne olur neolmaz diye. Normal yolcu olsan belki yer bulursun ama tekerlekli sandalye olunca ve yer sayısı kısıtlı olduğundan bu yolu tercih ettik. Tercih ettik ama bilet alma esnasında böyle bir konum bulamadığımızdan tekerlekli sandalye ile ilgili bilgi veremedik. İşten büyük hatayı da burada yaptık. Aman siz bu hatayı yapmayın hele bizim gibi “little” İngilizcemizle. Zira oradaki görevli elinize bir telefon numarası veriyor o kadar. Oraya derdinizi anlatmak için o”little” İngilizce pek tabi yetmiyor. Aksi halde trene binememe ihtimaliniz yüksek olabilir. Mutlaka ve gerekirse telefon ile (tabi iyi bir İngilizceniz yoksabilen birisi vasıtası ile) de olsa ulaşın ve durumunuzu teyit ettirin. O zaman sadece istasyona 30 dakika önce gidip, ilgili yetkiliye adınızı vermeniz yeterli. Yoksa bizim gibi en az bir gün önce gidip 1-2 saatinizi istasyonda stres içinde geçirmeniz daha kötüsü engelli bileti satıldıysa o trene binememe durumu ile karşılaşabilirsiniz. Bu badireleri aştıktan sonra gelen ekibin ve Araçları yardımı ile trene bindik ve 3 tren değişiminde de ayni hizmet bizi bekliyordu. Hiçbir aksama olmadı. Sadece diğer trenlerde, sandalye ile koltuğa oturma şansım yoktu. Bunlar herhalde kısa hatlarda ulaşım yaptıklarından özel bir koltuk yoktu. Hele son bindiğimiz tren iki katlı olduğundan iki kat arasında bir yerde hiçbir tekbir olmaksızın yolculuk yaptık. Bu tedbirsizliği doğrusu yadırgadım. Burada fazla bir yer olmadığından ve yolcuların hepsinin nerdeyse en az bir bavulu olduğunu düşünürseniz yaşanan zorluğu gözünüzde canlandırabilirsiniz. Görevliler sadece sizi treninin içine atıyorlar o kadar. İçerde ne haliniz varsa kendiniz göreceksiniz. Trene biniyorsunuz bakıyorsunuz engelli yerinde birileri oturuyor. Ne olur ne olmaz diye hemen görevlileri ikaz etmeniz gerekiyor. Onlar gelip oturanlar ikaz ediyorlar. Dediğim gibi bu sorumsuzluğu epey yadırgadım. Tedbir konusunda Londra’yı tek geçerim.(Bkz: Engelliler için Londra)

İşte tam bir engelli şehri. Neden mi çünkü dümdüz bir şehir. Kanalların üzerindeki bazı köprülerdeki meyilleri saymasak hiçbir yardım almadan gezebilirsiniz. Ama bu arada bazı kaldırımların ve bilhassa meydanların parke taşla döşenmiş olması sorunu burada da var. Sandalyenin dayanıklı olması lazım. Yoksa Allah korusun. Kötü bir sürpriz yaşanabilir.Şehre Berlin üzerinden tren ile gelecekseniz mutlaka önceden rezervasyon yaptırınız. Yoksa epey güçlük çekersiniz.(Bkz: Engelliler için Berlin)geldiğimizden ilk durağımız istasyon oldu. Zaten burası şehrin ulaşım merkezi. Trenler, tramvaylar, otobüsler, feribotlar, kanal gezinti tekneleri yani aklınıza gelecek her ulaşımın merkezi. Amsterdamlılar da zaten istasyonlarının büyüklüğü ile öğünüyorlar. Burada taksi ücretlerinin yüksek olduğu söyleniyor. Biz burada hiç taksiye binmedik. Zira hiç ihtiyaç duymadık. Zaten ben yurt dışı gezinmelerinde, inme binme sorunu olmaması ve bazı taksi şoförlerinin hoşnut olmayan tavırları nedeniyle mümkün olduğu kadar toplu taşım araçlarını tercih ediyorum. Burada hep tramvaya bindik. Tramvaylara sadece engelli işareti olan kapısından biniliyor. Kalış süresine göre günlük bilet almanızı öneririm. Tramvayların içinde bilet almak mümkün. Bazılarında özel biletçiler var bazılarında ise bu görevi şoförler üstleniyor.  Trenden iner inmez tramvay duraklarına yöneldik. Oradaki görevliye kalacağımız otelin adresini göstererek kaç no.lu araca binmemiz ve hangi durakta inmemiz konusunda yeterli bilgiyi aldık. Hemen hemen beş dakikada bir kalkıyorlar. İlk tramvaya binerek yolculuğumuz başladık. Bundan sonrada bu 16 no.lu tramvaya günde 2-3 kere mutlaka bindik. Buraya bizim gibi trenle gelirseniz sizde bu yolu izleyin. Hemen belirteyim ki buradaki tramvaylarda özel bir rampa yok. Araç yüksekliği ile kaldırım yüksekliği ayni tutularak giriş için ayrıca bir rampa konulmamış. Ama genel olarak her durakta bu seviye tutturulmadığından bu araçlara binmek için mutlaka yardım alınması gerekiyor.Biz trenle geldik diye sizlerinde trenle gelmeniz gerekmez.  Uçak ile gelebilirsiniz diye size birkaç bilgi aktarmak görevimiz. (Aslında her zaman bizzat yaşadığım olayları sizlerle paylaşmayı tercih ederim. Bu defalık çok güvendiğim kaynaktan aldığım bilgileri paylaşmaktayım. Sadece havaalanı ulaşımı konusunda. Sciphol hava alanından 197 no.lu Belediye otobüsü (Airport Express otobüs) ile geçe gelirseniz  geçe otobüsü ile ulaşabilirsiniz. Bu otobüslerde tekerlekli sandalye için şoförlerince kurulan rampalar mevcut. Bu otobüsler B- 9 otobüs peronundan kalkıyorlar. Daha fazla bilgi Havaalanı Ekspres otobüs bulabilirsiniz www.bus197.nl. Ayrıca 15 dakikada trenlerle de şehre ulaşmanız mümkün. Ama bunun için havaalanındaki danışma masasına başvurmanız gerekli. Zira her yerde olduğu gibi burada da asistan hizmeti almanız gerekir, trene binebilmek için. Genel olarak ulaşımı değerlendirirsek burada şehir içi ulaşım araçlarının büyük bölümü tekerlekli sandalye ye uygun. Hiç metroya binme ihtiyacı duymadım ama yaptığım araştırmada Amsterdam metrolarının erişilebilir olduğunu öğrendim. Yani rahatça binebilirsiniz. Ama yol haritalarına dikkat edin ve mutlaka doğru metroya binin. Malum bu metro hatları bilhassa hattı bol olan şehirlerde sorun. Yoksa ters bir istikamete gitmeniz olası.

Amsterdam da bahsedilmesi gereken bir ulaşım aracıda kesinlikle bisiklet. Tam bir bisiklet şehri. Kendilerine ayrılan yollardan bayağı hızlı gidiyorlar. Dikkatli olmak lazım. Bu arada bir sorunu çözemedim. Bizimde tekerleklerimiz var acaba bisiklet yolundan gitme hakkımız var mı? Zira normal insanların buradan gitmeleri yasak. Zaten buradan girmeye kalkarsanız iyi bir bisiklet darbesi ile karşılaşırsınız.  Bende bu nedenle yaya yollarını tercih ettim. Ama bozuk olan yaya yolunun yanın da dümdüz bisiklet yolları daha çekici gelmiyor değil.

Bu uzun girişten sonra gelin sandalyemize binip şehri gezmeye başlayalım. Aklımdayken söylemem gereken bir hususta Avrupa gezilerinizde Ekim Kasım aylarında bile kuzeyi tercih etmeyin. Bayağı soğuk olabiliyor. Mayıs Haziran aylarında kuzey, ekim kasım aylarında Güney’i tercih edin. Biz Ekim ayının başında gittiğimiz halde bu bölgede epey üşüdük. Kış ve yaz ayları benim seyahat planlarımda olmuyor. Kış çok soğuk, kar kış bize uymaz. Yazında hem kalabalık hem de çok sıcak. O da bize uymaz.
Dam Meydanı


Amsterdam’ın merkezinde yer alan, şehrin en ünlü meydanıdır. Meydan gün boyu hem yerli halkın hem de turistlerin yoğun ilgi gösterdiği yerler arasında yer alıyor. Özellikle yaz aylarında meydanda kurulan lunapark genç yaşlı birçok gezginin keyifli anlar yaşamasını sağlayan güzel bir etkinliktir. Ama bizim orada bulunduğumuz ekim ayında da kuruluyordu. Ama biz çalışırken göremedik. Zamanımız yetmedi. Meydan çevresinde çeşitli kafe, restoran, otel ve hediyelik eşya alışverişi yapabileceğiniz mağazalar yer almaktadır. Meydan da bulunan parke taşları nedeniyle hareket zor olsa da imkânsız değil. Tren istasyonuna yürüme mesafesinde. Etrafında bulunan yapıları izlerken bir kafe de kahvenizi içebilirsiniz.

Dam Meydanı çevresinde şehrin birçok önemli yapısı yer almaktadır. Koninklijk Paleis(Kraliyet Sarayı), Nieuwe KerkUlusal AnıtMadama Tussauds MüzesiDamrak Caddesi,De Bijenkorf,Kalverstraat ve NH Grand Hotel Krasnapolsky bu bölgede yer alan en önemli yerlerdir. Biz burada bulunan Madame tussaund müzesini (Londra da gezdiğimiz için) ve NH Grand Hotel Krasnapolsky dışarıdan seyretmekle yetindik. Diğerlerini gelin beraber gezelim. Bu arada bu meydana birçok şekilde ulaşabilirsiniz. Oteliniz yakında olursa bunlara da gerek kalmaz zaten.

Nieuwe Kerk


Amsterdam şehrin merkezindeki Dam Meydanı’nda yer alan, Amsterdam’ın ikinci cemaat kilisesidir.
Niuwe Kerk’in ziyaret gün ve saatleri burada yapılan geçici sergilere göre değişmektedir. Yapı ziyarete iki sergi arasında tamamen kapalıymış. Herhaldekilise aktif değil. 1645 tarihli Jacob van Campen’in eseri olan Büyük Org, 1664 yılında Albert Vinckenbrinck tarafından yapımı 15 yılda tamamlanmış olan Oyma Vaiz Kürsüsü ve Rombout Verhulst’un De Ruyter’ın anısına yaptığı Michiel de Ruyter’in Mezarı (1607-76) Nieuwe Kerk’teki en önemli bölümler arasında yer alır. Giriş ücretli. Bizim burada olduğumuz tarihlerde burada Marlen Monroe 90. Yaşında sergisi vardı. Bizim için güzel bir sürpriz oldu. Ünlü aktristin çeşitli görüntülerini eşyalarını ve giysilerini yakından görme imkânını bulduk. Böylece de kiliseyi de görmüş olduk. Giriş 16€ idi ve tek biletle iki kişi girdik. Malum genellikle birçok yerde refakatçilerden ücret alınmıyor.

Ulusal Anıt:

Dam Meydanı’nın tam ortasında yer alan ve 22 metrelik dikilitaşa sahip beyaz anıt II. Dünya Savaşı’nda ölen Hollandalıların anısını yaşatır. Yerli yabancı tüm gezginlerin tercih ettiği bir buluşma noktası olduğu söyleniyor. Sadece önünde resim çektirdik.
Damrak Caddesi

Şehrin en hareketli ve ünlü alışveriş caddelerinden biri olan Damrak, meydana hemen yakın konumda yer alır.Sandalye ile gezmek rahat. Hediyelik eşya mağazaları burada bulunmakta. Tabi her yerde olduğu gibi gene bol bol peynir dükkanları da burada. Caddede yer alan De Bijenkorf çok katlı Şehrin en ünlü alışveriş merkezi. Üst katında yer alan bol alternatifli yemek katında yemeğimizi yedik. Alış veriş için ise bayağı ünlü markalar bayağı pahalı olarak satıldığından sadece bakmakla yetindik. Tuvalet ihtiyacı içinize adres starsbuck hem bir kahve içip hem de tuvalet ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Engelli tuvaleti genel olarak burada da korunuyor. Anahtarı yetkililerde. Zaten her gittiğim kafe ve lokantada da durum ayni. Bu nedenle oldukça temiz. Ama nedense ağır bir koku oluyor.

Kalverstraat

Araç trafiğine kapalı olan Kalverstraat, şehrin bir diğer ünlü alışveriş caddesidir. Burada bol bol dolaştık. Genelde taşı bir yol olsa da idare ediyor. Sıcak demli Türk çayı hasretimizi bu cadde de iki yerde yer alan Simit Saraylarında giderebilirsiniz. Malum Avrupa da en çok aranan demli bir Türk çayı. Birçok marka mağaza burada yer alıyor. Ayrıca burada da peynir dükkanları var. Bunun yanında buranın ünlü patates kızartmasını da burada bulabilirsiniz.  Bayağı lezzetli.
Kraliyet Sarayı

Amsterdam’ın merkezindeki Dam Meydanı’nda yer alan Amsterdam Kraliyet Sarayı(Koninklijk Paleis), şehrin en önemli tarihi yapılarından birisidir. Belediye binası olarak inşa edilen saray, halen Hollanda Kraliyet Ailesi tarafından resmi törenlerde kullanılmaktadır.

Şehrin simgesi olan bu yapıyı mutlaka Amsterdam gezilecek yerler listenize ekleyin. Ziyarete yıl boyunca çoğu gün açık olan bu yapının içini gezmeseniz bile şehrin simgesinin önünde fotoğraf çektirmeden ayrılmayın. Giriş için gene sadece bir bilet alıyorsunuz. Bilet ücreti 7,5 € . Ama maalesef ücretsiz olan ses kılavuzlarında çoğu yerde olduğu gibi Türkçe yok. Acaba neden yok ve bu konuda kimse bir girişimde bulunmuyor mu diyedüşünüyorum. Ufacık Portekizlerin dili var bizim yok. Arapça var ama Türkçe yok. (Bir iki istisna hariç tabi) Üst katta bulunan gezilecek yerlere ulaşım asansörle yapılıyor. Bir görevli sizi kilitli kapılardan geçirerek asansöre kadar götürüyor. Böylece sarayın ziyarete açık olmayan bazı detaylarını da görmüş oluyorsunuz. Sarayın ziyaretçilere açık olan her yeri tekerlekli sandalye için de uygun. Rahatça gezebilirsiniz. Sarayda gayet temiz ve bakımlı engelli tuvaleti mevcut. Kapısı kilitli ve anahtar görevlilerde. Hemen gelip kapıyı açıyorlar.

Red Light District 

 

Bilinen adı ile Kırmızı Fener Mahallesi yalnızca Amsterdam’ın değil aynı zamanda Avrupa’nın de en ünlü bölgelerinden biri. Genel olarak Özgürlükler şehri olarak bilinen Amsterdam’ın dünyaca tanınır olmasında bu bölgenin önemi çok fazla. Semtin özgürlükçü atmosferi Hollanda’nın ifade özgürlüğüne verdiği önemi yansıtmaktadır. Hemen aklınıza kötü şeyler gelmesin, özellikle gündüzleri bölgede her yaştan gezgin bölgeyi turistik olarak geziyormuş. Gündüzleri son derece güvenli olan alana biz akşam saatlerinde gittik. Fazla yoğun değildi. Yollar parke taşlarından yapıldığından sandalye için fazla rahat değil. Ama gezilebilir.

Bölgede fotoğraf ve video çekimi kesinlikle yasak olduğunu okumuştum. O nedenle sadece kanal üzerinden bir iki kare fotoğraf çekmekle yetindik. Kırmızı Fener Mahallesi’nde birçok uyuşturucu satıcısına rastlayabilirsiniz dense de bize denk gelmedi. Eğer birisi sizin yanınıza yaklaşırsa panik yapmanıza gerek yok, kibarca ilgilenmediğinizi söylemeniz yeterli deniyor. Zira Bölge gün boyu polis korumasındaymış. Zaten gece-gündüz bölgede gezerken olayla alakası olmasa da gezmek istediği için bölgede yer alan turist yoğunluğu sizin de dikkatinizi çekecektir.  Gene de gece çok geç saatlerde ara sokaklarda dolaşmamakta fayda var.

Rembrandtlein



Amsterdam’ın en güzel ve ünlü meydanlarından biri. 1876 yılında Hollandalı ressam ve baskı ustası olan Rembrandt’ın meydana heykelinin yerleştirilmesi ile bölge günümüzdeki adını almış. Gece gündüz hareketli olan meydanda birçok eğlence mekanı ve kafe, restoran yer alıyor. Ulaşımı rahat olan meydan tekerlekli sandalye içinde uygun. Meydana gidip heykellerin arasında bol bol resim çektirin.

 Vondelpark

Eğer şehrin gürültüsünden biraz uzaklaşıp Avrupa’nın en ünlü parklarından birinde kafa dinlemek isterseniz Vondelpark‘a uğrayabilirsiniz. Amsterdam’ın en geniş ve en popüler parkında; 100 tür ağaç, geniş bir yerel veya ithal bitki türü ve orkestra sahnesi, gül bahçesi, birçok ev kuşuna ev sahipliği yapan göller ile küçük akarsular bulunuyor. Park dümdüz ve sandalye için sorun yok


Oude Kerk
Amsterdam’daki en eski ve en büyük kilise. Günümüzdeki Gotik yapı 14. yüzyıldan kalma olup tek nefli kilisenin bazilikaya dönüştürülmesi ile oluşturulmuş. Burası zarif vitrayları, tavan resimleri ve ünlü orguyla şehrin en dikkat çekici kilisesi ama biz burayı sadece uzaktan seyrettik. Bu nedenle detaylı bir bilgi yazamıyorum. Sadece giriş ücretinin 5 € oluğunu söyleyebilirim.Amsterdam Çiçek Pazarı

 Şehrin en önemli yerlerinden olmasa da en ünlü noktalarından. Amsterdam’a kadar gidip de ünlü çiçek pazarında bir tur atmadan, mevsim çiçeklerine göz atıp lale soğanı almadan dönmek olmaz dediler, bizde yol üzerinde olduğundan bir görelim dedik. Sıralı olarak birçok çiçekçi bulunmakta. Düzayak bir konumda ve rahatça geziliyor. Çiçeklere meraklıysanız daha detaylı gezebilirsiniz.

Heineken Experience

Burası Amsterdam’ın eğlenceli ve ünlü gezi noktalarından. Hollanda’nın ünlü bira firması olan Heineken ile çeşitli sunumların yapıldığı internaktif müze gezginlere oldukça keyifli vakit geçirtmesi ile ünlü. Heineken Experience’in yer aldığı bu yapı, 1864’te yılında firmanın yeniden yapılanmaya gittiği ve fabrikanın şehir dışında bir yere taşındığı 1988 yılına kadar Heineken’in genel merkezi olarak kullanılmıştır. O günlerden bu yana burası, sanal gerçeklik turlarının ve reklam kampanyalarından bira yapımına kadar Heineken’in tarihçesi üzerine sergilerin de bulunduğu bu eğlenceli cazibe merkezi özellikle turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir. Giriş ücreti 15€ ve indirim yok. Bu nedenle burayı bizzat gezemedim. Bilgiler alıntıdır. Ancak kapıda bilgi aldığım görevliler buranın tekerlekli sandalye ye uygun olduğunu söylediler.Van Gogh Müzesi

Amsterdam’ın ünlü müzesi olan Van Gogh Müzesi, dünyanın en kapsamlı Van Gogh (1853-1890) koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Sanatçının kardeşi Theo tarafından düzenlenmiş olan Müzede sanatçı Van Gogh’un birçok resmi, çizimi, mektubu ve çağdaş sanatçıların eserleri sergileniyor

Müzede; Van Gogh’un 200’den fazla resmi, 500’den fazla çizimi, çoğu kardeşi Theo’ya yazılmış yüzlerce mektubu, Japon baskıları ve tümü kalıcı olarak sergilenmese de, çağdaş sanatçıların resimleri sergilenir.
Müzede toplam dört kat bulunur ve ayrıca bir ek bina da vardır. Van Gogh’un önemli eserlerinin tümü birinci katta, kronolojik olarak sergilenmektedir. İkinci katta Van Gogh’un yaşamı ve sanat dönemlerine ilişkin ayrıntılı bilgisayar kayıtlarına ulaşılabilen bir çalışma alanı mevcuttur. Üçüncü katta ise birçok eskizi ve birkaç daha az tanınmış eseri bulunur. Müzeye giriş 17 Euro ancak refakatçi için ücret almıyorlar. Tekerlekli sandalyeliler ana giriş kapısından giriş yapamıyorlar. Yolun karşısında bekleyenler kuyruk oluşturmaktaydı. Ama bizi fark eden görevli (kendinizi mutlaka fark ettirin bir şekilde) bizi yan binaya yönlendirdi. Burada bulunan asansörle tüm katlara ulaşmak mümkün. Bina içinde kafe bulunmakta ayrıca engelli tuvaleti de mevcut. Müzenin her yerine ulaşmak mümkün. Fotoğraf çekmek yasak.

Van Gogh Müzesi’nde Sergilenen Önemli Eserler arasında, Arles’teki Yatak Odası (1888)Günebakan Vazo (1888)Buğday Tarlasındaki Kargalar (1890)Patates Yiyenler (1885)Yağmurdaki Köprü ve1887 yılında yaptığıKendi PortresiEğer müze ve sanat galerileri vazgeçilmezleriniz arasındaysa müzeyi mutlaka Amsterdam gezilecek yerler listenize ekleyin

Amsterdam Kanalları

Amsterdam denilince akıllara ilk gelen şeylerden biri, şüphesiz şehrin dünyaca ünlü kanalları. Hatta fırsatınız varsa tren istasyonu önünden kalkan ve 1-1,5 saat süren kanal turlarına mutlaka katılın. Ama tabi olarak her tekne tekerlekli sandalyeye uygun değil. Bizde bahsedildiği üzere tren istasyonlarının önünde bulunan iskelelere yöneldik. Ama iskelelerin yol seviyesinden aşağıda olması ve inişlerin merdivenle olması ümidimizi azalttı. Gene de bir ümit gişelere yöneldik ama maalesef teknelerin sandalye için uygun olmadığını söylediler. Zaten teknelerin yapısından bu anlaşılıyordu. Daha önce şehirde bol bol bulunan tur firmalarının bürosunda çalışan görevlilerde (nasıl görevlilerse…) teknelerin bize uygun olmadığını söylemişlerdi. Ama daha önce bir yerde sandalye ile tekneye bine bilebildiği hakkında bir bilgi almış olmama rağmen ümidimi kaybettim. Ancak gezi planında olan Rijksmuseum’a giderken başka bir kanal kenarında tekne iskeleleri görünce tekrar gişeye yaklaştık. Oradaki görevli teknelerinin sandalye ye uygun olmadığını ancak 100-150 metre ileride bunun mümkün olan teknenin bulunduğunu söyledi. Bir ümitle oraya yöneldik. Ama yaklaştıkça bu teknede de uygun bir aparat göremedik.  Ancak bizi gören teknenin kaptanı bize “tamam” işareti yapınca rahatladık. Lift aparatı teknenin içindeymiş. Hemen işe başladı ve sistemi kurdu ve bizi tekneye aldı.

Yani tamamen rastlantı ile buraya ulaştık. Ama siz artık böyle bir tekne olduğunu ve bunun Rijksmuseum müzesinin kanal tarafının hemen önünde bulunduğunu biliyorsunuz. Bu şirketin adının da olduğunu biliyorsunuz. Bu geziyi mutlaka yapın. Herhangi bir indirim yok ama parayı bastırıp (sanırım 15 – 17 Euro arası) 75 dakika süren bu yolculuğu yapın. Burada yaşadığım ikinci sürpriz sesli kılavuzda Türkçenin bulunmasıydı. Böylece gezerken şehir, kanallar ve etraftaki yapılat hakkında bilgi alma şansımız oldu. Ama siz gene de mutlaka bir yabancı dil öğrenin

Rijksmuseum

17. yüzyıl Hollanda sanatına adanmış en geniş koleksiyonun yanı sıra Ortaçağ’dan günümüze uzanan ilgi çekici eserlerin de sergilendiği Hollanda Ulusal Müzesi olan Rijksmuseum, Amsterdam’ın en ünlü ve önemli müzesi. Dünyanın en büyük Felemenk sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan müzede birçok değerli eseri inceleyebilirsiniz. Biz vakitsizlik nedeniyle bu şansa sahip olamadık. Zira burası öyle 1-2 saatlik bir müze değil. En az 5-6 saat dolaşmak gerekli. Şöyle bir gezmek için 60-70 tl vermek günah. Ancak müzenin 10 yıl süren  ve 2013 yılında biten restorasyon çalışmasının sonrasında(bilhassa)  her yönü ile engelliye uygun olduğunu öğrendim. Ayrıca Giriş ücretinin 17 euro ve refakatçi için bilet alınmadığını ve de  içeride engelli tuvaletleri mevcut olduğu öğrendiğim kesin bilgiler içinde.
Hollanda’nın tartışmasız en ünlü müzesi olan Rijksmuseum, aralarında Rembrandt’ın 20 kadar tablosunun yanı sıra Steen, Hals, Vermeer ve diğer önde gelen ressamların eserlerinin bulunduğu 17. yüzyıl Hollanda resminin en kapsamlı koleksiyonlarını içermektedir. Müzede ayrıca Hollanda sanatının 20. yüzyıl öncesindeki tüm dönemlere ait olağanüstü bir resim koleksiyonu da bulunmaktadır.

Rijksmuseum’un giriş katında Ortaçağ ve Rönesans dönemi sergilerinin yanı sıra, Özel Koleksiyonlar ve Asya Pavyonu bölümleri yer alır. Birinci katta 18.-19. yüzyıl sanatı; ikinci katta 17. yüzyıl (Altın Çağ) ve üçüncü katta 20. yüzyıl eserleri sergilenir.
Anne Frank’ın Evi
20. yüzyılın en önemli kitapları arasında yer alan Anne Frank’in Hatıra Defteri’ni belki duymuşsunuzdur. II. Dünya Savaşı’nda Anne Frank ve ailesinin iki yıl boyunca saklandığı ev günümüzde müzeye çevrilmiş ve Anne Frank Evi adı ile şehrin en önemli noktalarından biri olmuş durumda. Binanın  engelliye uygun olmadığını öğrendiğimden ve kanal turu esnasında önünden geçtiğimizden bir daha gitme gereğini duymadık.1942 yılında Amsterdam’daki Yahudileri toplayan Almanlardan kaçan Frank ve Van Pels aileleri, 25 ay boyunca buradaki gizli bir dairede saklanmışlar. 1929 doğumlu olan Anne Frank da, 1942 – 1944 yılları arasında burada saklanmıştır ve bu süre zarfında yaşadıkları ile ilgili olarak günlük tutmuştur.İki yılını saklanarak burada geçiren aile daha sonra ihanete uğrayarak yakalanmış ve ülkenin kuzeyinde bulunan Belsen’e gönderilmişler. Burada saklanan sekiz kişiden yalnızca Otto Frank sağ kalmıştır. Anne Frank ve kız kardeşi, Belsen’e gönderildikten kısa bir süre sonra tifüsten ölmüşlerdir.
Volendam ve edam


Amsterdam’a yaklaşık 40-45 dakika uzaklıkta olan bu sahil kasabaları Amsterdam gezinizde mutlaka gitmeniz ve görmeniz gereken yerler. Buraya Ana istasyon binasının arkasında yer alan duraklardan kalkan otobüsler ile ulaşmanız mümkün. Günlük olarak satılan bilet ile gün içinde bu otobüsleri sürekli  kullanabilirsiniz. Bilet ücreti 10 euro. Aslında burada birçok köy bulunmakla beraber bunlardan Marken, Volendam ve Edam görülmesi gereken yerler. Biz gene vakitsizlik ve plansızlık yüzünden Marken’e gidemedik. Hala aklımız orada kaldı. Bir aktarma ile  otobüs ile veya  Volendam’dan kalkan küçük feribot ile ulaşmak mümkün. Siz mutlaka gezi planınıza dahil edin.

Volendam

Volendam Kuzey Denizi kıyısında bulunan tipik bir sahil kasabası. Tertemiz, sakin, huzurlu bir o kadarda ziyaretçi alan bu şirin belde de sahil boyunca dolaşabilir, bir şeyler atıştırabilir ve nispeten ucuz olan mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz. Yollar tekerlek ki sandalye için uygun. Sadece sahile çıkarken bir yokuş var. O da aşılmayacak kadar dik değil. Burayı uzun uzun anlatmaktansa çektiğim resimleri sizlerle paylaşmam yeterli olur sanırım. Ancak sadece bir umumi tuvalet gördüm oda merdivenle inilerek ulaşıldığından bizlere uygun değildi. Başkada bir tuvalete rastlamadım. Yok diyemem ama ben rastlamadım  Otobüsten indikten sonra sahile doğru yürüyoruz. Sahile ulaşmadan rastladığımız bir kafe de kahvaltı yaptık. Ama aceleci davrandık zira sahil tarafında birçok alternatif olan yerler vardı. Sahile ulaştığımızda kıyıya paralel uzanan parke taşlı bir yol görüyoruz. Bu yol boyunca hepsi birbirinden bakımlı, tarihi evler birbiri ardına sıralanıyor. Bu evler daha çok turistik amaçlı restaurant, kafe ve mağaza olarak kullanılıyor. Limanda birbirinden güzel tekneler sıralanmış duruyor. Ahşap tekneler ve yatlar özelikle dikkatimizi çekiyor.  Dükkanların içinde bulunan ahşaptan yapılmış gemi maketleri, klasik Hollanda ayakkabıları ve ev maketleri o kadar incelikle ve güzel yapılmışlar ki gerçek gibi duruyorlarEstetik harikası şirin evleri, tertemiz yolları, güzel denizi, güler yüzlü insanları ve turistik dükkânları ile iç açan, keyifle gezilecek bir kasaba, buranın nefis havasını derince içinize çekmeden, bu kasabadan ayrılmayın derim.

Edam


Volandam göre daha hareketsiz. Gene sakin ve huzurlu bir mekan Eski bir liman kenti Edam. Peynir üretimi, Edam’ın varlık sebebi. Küçük ama keyifle yürünecek bir kasaba diyebilirim. Volendam gibi süslü evleri ve nehir kenarında yürüyebileceğin yürüyüş parkurları var. Burada da tuvalet sorunu var. Bin bir güçlükle bulduğumuz tuvalet engelliye uygun değildi ve buraya yakışmayacak  derecede bakımsızdı.

Engelliler için Berlin

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Almanya’nın beklide Avrupa’nın savaşı ve acıları en yoğun yaşayan şehrini engelli gözü ile incelemeye başlıyoruz. Berlin de dolu dolu üç gün geçirdim ve bu süre şehri genel olarak gezmeye yetti. Şehir olarak tekerlekli sandalyeye uygun bir konumda. THY uçağımız Berlin de Tergal havaalanına iniyor. Bu hava alanından şehre taksi ile ulaştık. Zira havaalanı şehre yakın ve üç kişi olduğumuzdan maliyeti fazla fark etmedi. 20 – 25 euro ile şehre ulaşabilirsiniz. Ayrıca şoför de mutlaka Türk olacağından ilk ağızdan şehir ile ilgili bilgileri alırsınız. Ulaşım imkanları yeterli ve nerdeyse tüm toplu taşım araçları engelliye uygun. Nerdeyse tüm taksi şoförleri Türk. Zaten her sıkıştığınız yerde çevrenizde bir vatandaşımıza rastlamanız mümkün. Yollar genellikle tek. Sandalye için uygun. Ancak bazı yollar ve kaldırımların parke taşı ile yapılması hareketlerimizi zorlaştırdı ise de genelde belirttiğimiz gibi şehirde dolaşmak zor değil. Şehir de öyle fazla yükseklik farkları yok.  Hemen hemen tüm duraklarda kaldırım seviyesi toplu taşım araçlarının kapı seviyesi ile eşit konumda ama zaman zaman seviye farkı oluştuğundan refakatçi olmadan bu araçlarla nasıl binilir ve inilir bilemedim. Canlı bir örnekte rastlamadım. Bu nedenle gezinizde yanınızda birisi olması şart. Şehir içinde otobüs kadar beklide daha fazla bizim eskiden troleybüs dediğimiz araçlar bulunmakta. Biletleri araç içinde alma imkanınız var. Benim önerim kalacağınız gün sayısı kadar toplu bilet alın. Hesaplı oluyor ve her türlü araçta kullanılabiliyor. Metrolar da engelliye uygun ve rastladığım her durakta asansör vardı ve çalışıyordu. Sonuç olarak Berlin de şehir içi ulaşımda bir sorun yaşamasınız. Bir önerimde bu toplu taşım araçlarının internet sitelerini araştırmanız. Uygulamalarını telefonlarınız indirmeniz. Çok faydalı olur. Bu arada yurt dışına çıkarken paketinize mutlaka internet ulaşımı ekletiniz. Zira gerek google haritaları ve google çeviri programını kullanmak gerekmekte. Biz bunu yapmadığımızdan zaman zaman sıkıntı çektik. (bu arada google çeviri programı çevirim içi de kullanılabiliyormuş, haberiniz olsun). Bu arada Berlin’de alışveriş mekanları saat yedi odlumu kapanıyor. Tabi müzeler daha erken. Bu nedenle yediden sonra yapılacak iş kalmıyor. Ya yemek mekanlarında takılacaksınız yada bir kafede. Yani akşamları zor geçiyor.Belirdiğim gibi şehir oldukça düz olduğundan ve ulaşım kolay olduğundan size kesin bir gezi planı yapmayacağım. Sizler otelinizin konumuna göre plan yapabilirsiniz.Bizim otelimiz (Get point Charlie ) oldukça merkezi bir yerdeydi.Öncelikle hedefimiz Alexanderplatz Meydanı.
Alexanderplatz Meydanı

Bu meydan tüm turistlerin ilgi odağı.  Meydanın ortasındaki TV kulesi ise hem Berlin’in sembollerinden hem de Berlin’i havadan gözlemlemek ve bu arada bir bir şeyler içmek için güzel bir mekan. Ancak bu imkanlar bizim için geçerli değil. Güvenlik kaygıları nedeniyle, tekerlekli sandalye kullanıcıların kuleye çıkmalarına izin verilmemekte. Nedenini anlamadım ama pekte üzülmedim. Berlin’i yukardan seyretmek  eksiklik gibi gelmedi bana. Meraklıklıları için ise üzgünüm. Ama elimden bir şey gelmez. Tv kulesi şehrin her yanından görülüyor.Ayrıca Havalimanından gelen otobüsler, diğer otobüsler ve metro ile tramvay sisteminin ana durakları bu meydanda. Ayrıca duyduğuma göre bu meydanda çeşitli şenlikler ve festivaller de düzenleniyormuş.(bize denk gelmedi)  Dünyanın çeşitli şehirlerinde ki saatleri gösteren Weltzeituhr burada bulunmakta ama ben göremedim. Özellikle arasam belki görürdüm. Meraklıysanız etrafa daha dikkatli bakının derim.  Meydan düz ve sandalye için uygun. Etrafta kafe ve lokantalar mevcut. Başkada bir özelliği yok.

 Rotes Rathouse
Meydandan Müzeler Adasına doğru yürüdüğünüzde Rotes Rathouse ile karşılaşırsınız. Anlamı Kırmızı Belediye Binası olan bu bina 2.Dünya Savaşı sırasında büyük ölçüde yıkılmışken restore edilen bir Rönesans dönemi yapısıymış.Uzaktan bakmakla yetindik. Hani görmediler demesinler diye. Belediye Binasının tam karşısında ise içinde mimari açıdan Roma çeşmelerini aratmayan güzellikte bir çeşme barındıran çok güzel bir park var. Çeşmenin adı Neptün Çeşmesi. 1891’de yaptırılan ve Roma Tanrısı Neptün’e adanan bu çeşmede Neptün’ün çevresindeki kadın heykeller Prusya’nın dört büyük ırmağını temsil ediyormuş. Böyle diyorlar.
Museumsinsel / Museum Island / Müzeler Adası


Spree Nehri’nin ortasında yer alan bu adada 5 dünyaca ünlü müze bulunmakta. Burda yeri gelmişken belirteyim. Berlin’de Berlin Welcome Card almanızı önerebilirler ama almayın. Zaten müzeler bizlere indirimli sayılır. Zira ya indirimli yada refakatçiden ücret alınmıyor.Burada bulunan müzelerde sergilenen eserlerin çoğu Anadolu ve Mezopotamya  topraklarından satın alınarak ya da çalınarak gitmiş.  Bu adada 5 adet müze bulunuyor Bunlar, Altes Museum (Eski Müze)Neues Museum (Yeni Müze),  Alte Nationalgalerie (Old National Gallery / Eski Ulusal Galeri)Bode Museum (Bode Müzesi) ve Bergama Müzesi.


Müzelere normal giriş üçreti12 € bizlere ise refakatçiye ücret almadıklarından iki kişi için 12€ ödüyordunuz. Böylece adam başı 6 € ödemiş oluyordunuz. Ben iki müzeye bu tarife ile girdim.Diğerleri de sanırım  aynıdır.Müzeler adası yolları ve meydanları parke olduğundan sandalye zorlanabilir, dikkatli olmanız lazım. Girdiğim müzelerde engelli tuvaletleri bulunmaktadır.  Her müzenin  erişilebilirlik farklı olmakla birlikte,çoğunlukla erişilebilir olduğunu daha önce öğrenmiştim. Üç günlük gezide tüm müzelerin tamamını gezmek mümkün değil. Bunu arzularsanız. Buraya en azından bir tam gün ayırmalısınız. Ben Bergama Müzesini ve Yeni Müzeyi şöyle bir dolaştım. Kısa kısa anlatayım.
Bergama Müzesi.(Pergamon Museum)


 Berlin’de ki Bergama Müzesi (Pergamon Museum), hem Berlin’in en çok turist çeken müzesi hem de dünyanın en ünlü arkeolojik buluntularının sergilendiği müzelerden biri olduğu söyleniyor. Yapımı 1930 yılında tamamlanmış. Müzenin benim için önemi orada sergilenen eserlerin çoğunun bizim ülkemizden  gelmiş olması ve sürekli bu konunun işlenmesi.

Müzede en önemli 4 yapı; Bergama Zeus Sunağı, Milet’in Market Kapısı, İştar Kapısı ve Mshatta Alınlığı’dır.Zeus Sunağı‘nın gidiş hikayesi şöyledir: 1865 yılında İzmir-Dikili karayolunu açmak için bölgeye gelen Alman mühendis, mimar ve arkeolog olan Carl HumannBergama antik kentini keşfeder ve Berlin’in de desteğini alarak burada kazı çalışmalarına başlar. Zeus Sunağı başta olmak üzere buradan pek çok eser çıkarır. O dönemde yürürlükte olan “Asar-ı Atika Nizamnamesinin” getirdiği yasa ile bu eserleri numaralandırıp, düzenli bir şekilde parçalara ayırdıktan sonra, trenlerle ve gemilerle Berlin’e götürür. Bu nizamname, yabancıların Osmanlı Devletinde arkeolojik kazı çalışması yapmalarına olanak sağlayan bir yasaymış. Kazılar sonunda bulunan eserlerin bir bölümü devlete, bir bölümü arazi sahibine, bir bölümü ise bulan kişiye ait oluyor. Bulan kişi ise istediğini yapabiliyor. Tabi para karşılığı diğer bölümlerini de alabiliyor. Durum böyle olunca önemli sayılabilecek her şey Berlin’e gidiyor. Zeus Sunağı’nın şu anda sadece temeli İzmir/Bergama’da bulunuyor. Ayrıca Carl Humann’ın mezarı da yine İzmir/Bergama’da bulunmakta…


Ancak burada çok önemli bir hayal kırıklığı yaşadık.Zira burada görmeyiarzuladığımız en büyük eser olan Zeus sunağı tadilat nedeni ile ziyarete kapalı idi. Kötü bir rastlantı. Kısmet olursa başka zaman deyip müzenin diğer bölümlerine geçiyoruz.Bir anlığına kendinizi Antik Bergama şehrinde zannediyorsunuz.  Müzede bedavaya dağıtılan ve Avrupa da pek alışkan olmadığımız Türkçe de yayın yapan audioguide’ler bulunmakta. (Bu uygulamayı birde Amsterdam da kanal gezisi yaptığımız teknede yaşadık. Bknz.engelliler için Amsterdam) .Müzede bulunan Milet’in Market kapısı da oldukça ilgi çekici bir bölüm.Tekerlekli sandalye ile merdivenle çıkılan bölüm hariç rahatça geziliyor. Çektiğim resimler ile sizlerle bu muazzam bölümü paylaşmak istiyorum.


İştar Kapısı ve Mshatta Alınlığı’da gene müzenin önemli bir bölümünü oluşturmakta.Bu müze Berlin’de mutlaka gelmeniz gereken bir mekan. Müze gezmesini sevmeseniz bile burayı İhmal etmeyim

Burada gezerken çocukluğumun 2 yılını geçirdiğim Kayserinin Develi İlçesinin Fraklin ( Yeni ismi Gümüş Ören) köyünün ismini görmem benim için sürpriz oldu. Küçüklüğümden aklımda kalan kaya kabartmalarını burada yeniden görmüş oldum. Adamlar buradan bile kabartmaları götürmüşler.

Neues Museum (Yeni Müze)

Müzeler adasında gezdiğim i( Aslında sadece bir bölümünü gezebildiğim) ikinci müze. Antik Mısırla ilgili eserlerin sergilendiği müze. Müze tekerlekli sandalye için uygun. Rahatça gezebilirsiniz. Engelli tuvaleti mevcut. Giriş için iki kişi 6 € ödedik.

Berliner Dom / Berlin Katedrali


Berlin müzeler adasında bulunan bu kadetralin engelli girişini bulmak için etrafında biraz turlamamız gerekti. Hava oldukça soğuk ve yağışlı olduğundan bu tur bize pek iyi gelmedi. Neyse arka tarafta çitlerle çevrili kapıyı bulduk.

Ancak ikaz için konulan zilinde işe yaramadığını anlayınca daha da zorlandık. Eşim normal kapıdan girip bir yetkili bulup olmayan Almancası ile durumu anlatmasını da katarsak soğuk ve yağmur altındaki bekleme süremiz haliyle uzadı.

Berlin Katedrali ilk olarak 1465 yılında yapılmış ancak çok sayıda savaş gördüğü için her seferinde onarılmış ya da yeniden yapılmış. Özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında büyük bir hasara uğradığı için 1993 yılında onarılıp, tekrar hizmete açılmış Turistlere açık olan katedrale giriş 7 Euro. Bizler değişik bir yoldan girdiğimizden ücret ödeme imkanı (!) bulamadık. Büyük, etkileyici bir yapı. Bence içine de mutlaka girmelisiniz. Merdivenler ile tepesine ulaşmak normal şartlar altında mümkün.

Böylece yarısı uçakta geçen ilk günün ikinci yarısında birbirine yakın üç mekanı ziyaret etmiş olduk.

Holocaust Memorial (Yahudi anıtı)

İkinci günümüzün ilk durağı burası. Adından da anlaşılacağı gibi, Burası  Nazi Almanya’sının 2. Dünya Savaşı sırasında sistemli olarak katlettiği Yahudileri anma ve onurlandırmak amacıyla yapılmış bir anıt. 2003 yılında yapımına başlanmış ve 2005 yılında, 19.000 metrekareye yayılan bu anıt törenle halka açılmış. Anıtta toplam 2.711 adet beton blok bulunmakta ve bunların yükseklikleri birbirlerinden farklı. Mimarisinin vermek istediği mesaj kafa karıştırıcı görünmesini sağlamak ve rahatsızlık verdirmekmiş. Burası açık bir alan olduğu için günün herhangi bir saatinde gidebilirsiniz.Beton bloklar arasında gezinebilir, gri rengin yansıttığı hüznü ve vahşeti içinizde hissedebilirsiniz.

Brandenburg Gate / Brandenburg Kapısı

Şehirde gördüğümüz en kalabalık ve hareketli bir yer, tam anlamıyla Berlin’in simgesi. Yaz-kış her daim kalabalık olan, Berlin’in en çok turist çeken bölgelerinden biri.Mekan sandalyeye uygun,rahatça gezebilirsiniz.İlk durağımız olan Yahudi anıtına çok yakın. 1791 yılında Atina Akropolisinden ilham alınarak inşa edilmiş. Hem şehrin sembolü, hem de şehrin 2 asırlık tarihine tanıklık eden bir yapı. Her ne kadar  2. Dünya Savaşında büyük hasara uğramış olsa da tamamen yıkılmamış. Savaşın ardından doğu ve batı olarak ikiye bölünen şehirden her iki tarafın da yardımlarıyla kapı tekrar onarılmış. Ardından Berlin Duvarı‘nın yapılmasıyla (1961) Batı Berlin’de kalan bu yapı şehrin bölünmüşlüğünü simgelemiş. 1989 yılında ise Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla tekrar önem kazanarak bu kez barış ve özgürlüğün simgesi olmuş


Şansınız varsa burayı gece de görün, çünkü ışıklandırması çok güzel oluyor dediler ama bizim böyle bir şansımız olmadı. Darısı sizlerin başına.

Reichstag / Parlamento Binası


Brandenburg kapısından yolumu
z devam ettik ve karşımızda parlamento binası. Biz alışkın olduğumuz üzere giriş kapısına yöneldik. Ama oradaki görevli “randevunuz varmı”dedi. Biz ise engelli olduğumuzu falan söyledikse de nafile. Görevli bize yolun karşısındaki önünde hatırı sayılı insan kuyruğu olan bilet gişesini gösterdi. Oraya gittiğimiz de de gene alışık olduğumuz üzere gişeye yöneldik. Ama orada da bir görevli sıraya girmemiz gerektiğini söyledi. Yani engelliye pozitif ayırımcılık yapmadılar.Bu güne kadar hiçbir yerde rastlamadığım bir durumdu. Ben sızlanınca yetkili “sabah sekizde gelin, sıra olmaz” dedi sağ olsun.!!! Böylece söylene söylene, binanın sadece resmini çekerek ve sabah sekizde gelmeyeceğimiz gerçeği ile oradan ayrıldık. Böylece bu önemli binayı gezme şansımız olmadı. Olsaydı binaya sonradan eklenen cam kubbesine çıkabilirmiydik bilemiyorum ama(zira epey yorucu olduğu söyleniyor) gene de burayı görememek bizim için güzel olmadı.Bu notlarımızı okuyan ve almanca bilen birisinden bu binanın e-mailine bu durumu protesto eden bir yazı göndermesini rica ediyorum. Makbule geçer ve belki bizden sonra gelen bir engelliye faydası dokunur. Bir diğer yolda binanın internet sitesine girip önceden rezervasyon ve kayıt yaptırmanız gerekiyor.. Biz bunu düşünemedik, zira böyle bir davranış ile hiç karşılaşmadık. Bu arada giriş ücretsizmiş. Ayrıca rezervasyonu onaylamış olsalar da, güvenlikle ilgili bir durum olduğu takdirde son dakika iptal edebiliyorlar. Üstelik bununla ilgili önceden herhangi bir bilgilendirme yapmıyorlar, gittiğinizde sürpriz olmaması için hatırlatayım dedim.

Tiergarten parkı – Berlin Victory Column / Berli Zafer Sütunu

Bu hayal kırıcı parlamento binası hüsranından sonra biraz temiz hava iyi gelir düşüncesi ile Tiegarten parkına yöneldik. Çok büyük olan ve içinden yollar geçen bu parkın yarısına gelene kadar bile bayağı yorulduk. Git git bitmedi. Şehrin ortasındaki parkın ne kadar büyük olduğunu düşünün.


Dar zamanda böyle uzun yürüyüş bize önemli bir vakit kaybı yaşattı. Zira yukarıda da belirttiğim gibi Berlin’de saat yedide alış veriş merkezleri ve dükkanları kapanıyor. Parkın tam orta yerinde Berlin Zafer Anıtı bulunuyor. Berlin’in en büyük şehir parkı olan Tiergarten Park‘nın tam ortasında kalan Berlin Zafer Sütunu1873 yılında Prusya’nın Danimarka’yı yendiği savaşın anısına dikilmiş bir anıt. Soğuk savaş yıllarında ise Fransız’lar bu sütunu yıkmak istemişler fakat İngiliz ve Amerikalılar buna izin vermemiş. Bu sütun 67 metre uzunluğunda. Üzerinde ise 8.5 metre ve 35 ton ağırlığında zafer tanrıçası olan Victoria heykeli bulunmakta. Sütuna 3€ karşılığında çıkılabiliyormuş. Ama bizlere uygun mu bilmiyorum. Zira park bizi yorduğundan yanına bile yaklaşmadık.

Kulturforum

Park çıkışında buraya yakın olduğunu düşündüğümüz bu mekana yöneldik. Hani görmedik demeyelim, sizlerle paylaşalım diye.Yakındır diye yürümek istedik ama bu gün bu konuda şansımız yok anlaşılan git git yol bitmedi. (Bu nedenle mutlaka google harita uygulamasını açın,yani 4G niz açık olsun yani yurt dışı paket alırken bu durumu ihmal etmeyin.) Bitince de zaten binalar dışında bir şey bulamadık. Gezi notlarında “burayı mutlaka gezin” diye  yazan arkadaşların kulaklarını çınlattık. Sizlerde benim kulaklarımı çınlatmayın ve buraya gitmeyi planlamayın. Zira sadece bizim gibi bir kare fotoğraf çekmekle yetinirsiniz.  Ama bir gösteri varsa ve bundan haberdarsanız gidebilirsiniz.  Sorunumuz kültürle değil. Yanlış anlaşılmasın.Kurfürstendamm (Ku’damm)

Bu güne bu kadar yorgunluk yeter deyip, bir taksiye binip dükkanlar kapanmadan Ku’dama doğru yolaldık. Taksi şoförü İran Azerisiydi. Değişik aksanı ile bizler bölgesel sorunları konuştu. Ayrıca cadde hakkında bize bilgiler verdi. Caddenin bitmesine yakın bir yerde indik ve caddeyi arşınlamaya başladık.3.5 kilometre uzunluğundaki cadde, Berlin’in Champs-Elysées’i (şanzelize) olarak gösteriliyormuş. Zaten her şehirde o şehrin şanelizesi  olarak adlandırılan bir cadde oluyor. Cadde üzerinde tanınmış mağazalar bulunmakta.. Oradaki insanlar bu caddeye kısaca “Ku’damm” diyorlar, aklınızda bulunsun. Yol üzerine yıkık kiliseyi görüp, caddenin sonunda bulunan ve Berlin’in en pahalı, en ünlü department store’u olan kısaca Ka De We olarak adlandırılan  binaya giriyoruz. En pahalı markaların ürünlerine şöyle bir bakıp (zaten ancak bakabiliriz)en üst katta bulunan yemek katına yöneliyoruz. Bir çok  yemek alternatifinin bulunduğu mekanda karnımızı doyurup ikinci ve yorucu bir günü sonlandırıyoruz.  Cadde düz ve sandalyeye uygun. Ka DE We  de engelli tuvaleti mevcut.

Kaiser-Wilhelm-Gedächtniskirche (Yıkık Kilise)

Ku’damm da bulunan bu kilise, 2. Dünya Savaşı’nda tepesi zarar görmüş ve o haliyle muhafaza edilmekte olan bir kilise.  Savaşın izlerini taşıması bakımından ilgi çekiyor. İçine giremedim ama önünde resim çektirmeyi ihmal etmedim. Caddeyi gezerken zaten önünüze çıkıyor. Uğramadan geçmeyin. Kaldırıma rampa ile bağlanmış, tekerlekli sandalyeye uygun.

Checkpoint Charlie / Çarli Kontrol Noktası


Otelimizin hemen yanında olduğundan son güne bıraktığımız mekan üçüncü günümüzün ilk durağı. Mutlaka görmeniz gereken bu nokta, 2. Dünya Savaşından sonra soğuk savaş döneminde (1961-1990) Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılan Almanya’nın arasında bir geçiş noktasıymış. Yani insanlar buradan yürüyerek ya da arabalarıyla Doğu ya da Batı Almanya’ya (Berlin’e) geçebiliyormuş.

Soğuk Savaş yıllarında Berlin’in iki bölümü arasında geçişi sağlayan 14 kontrol noktası varmış. Bunlar bulundukları bölgeye göre Amerikan, Sovyet, İngiliz ve Fransızların gözetiminde geçişin sağlandığı noktalarmış. Sovyetlerin gözetiminde olan Doğu Berlin’e geçişler daha zorken, Batı Berlin’e geçişler daha kolay oluyormuş.

Bu 14 kontrol noktasından sadece Checkpoint Charlie ve Checkpoint Bravo noktalarında hem yabancı hem de Almanların geçişine izin veriliyormuş. Diğer kapılardan sadece Almanlar geçebiliyormuş. Checkpoint Charlie bu noktalardan geçişin en yoğun olduğu bölge olduğu için ve 1961 yılında 3. Dünya Savaşına sebebiyet verecek Amerikan ve Sovyet askerlerinin karşı karşıya gelip, birbirlerine tek kurşun sıkmadan 16 saat boyunca burada beklemelerinden dolayı en popüler geçiş noktası olmuş.
Günümüzde burada bulunan kontrol noktasının kulübesi gerçeği değil, aslına uygun olarak sonradan inşaa edilen bir kopya. Hatta öyle ki önünde bulunan asker kıyafetli kişilerle 3$ karşılığında fotoğraf çektirebilir, orada bulunan damgalardan (vize) bir kağıda bastırabilirsiniz. Zaten başka bir özelliyi de  yok. Burada ilginç olan hemen yakınında bulunan ufak bir müze. Bahçesinde Berlin duvarından bir bölümününde bulunduğu mekan normalde 5€ ama engelliye refakatçisi ile birlikte 3,5 €. Buraya kadar gelmişken mutlaka geziniz.

Berlin Duvarı / Berlin Wall / Utanç Duvarı

Son günün ikinci durağı. Buraya bir otobüs ile ulaşmak mümkün. Bize hangi otobüse bineceğimizi alış veriş yaptığımız eczanedeki Türk kızımız söyledi. Dediğimiz gibi burada her yerde vatandaşlarımız rastlamamız mümkün.Sizde bu yolla öğrenerek buraya ulaşabilirsiniz.

Burayı da gezmek duvarlar yanında dolaşmak kolay ve rahat. Ayrıca burada bulunan binanın alt katındaki salonu gezmek ve en üst katına asansör ile çıkıp etrafı yukarıdan görmek mümkün.Berlin’e gidip de duvarı görmeden dönmek olmaz. Bir gece de duvarlarla ayrılan yaşamları düşünün. Mutlaka burada geçen bir film görmüşsünüzdür. Bu düşüncelerle burayı gezin.  Orada bulunan müzede çektiğim fotoğrafları sizinle paylaşmak istedim.

Kreuzberg (Türk mahallesi)


Berlin’de Kreuzberg adında bir semt var. 60’lardan itibaren Türk’lerin yavaş yavaş yerleşmeye başladığı bu semt, günümüzde ‘Klein İstanbul (Küçük İstanbul)‘ olarak anılıyor. Bu bölgeye  gene bir Türk vatandaşımızın yardımı ile bindiğimiz raylı sistem ile rahatça ulaştık. Kesinlikle kendinizi Türkiye’de hissettik.. Herkes Türkçe konuşuyor, Kaldırımlar dar, sandalye ile gezmek zor olabilir. Zaten mutlaka gidilmesi gerekmiyor.

Potsdamer Platz-Sony Center Binası

 


Potsdamer Platz, Berlin’in hem eski hem de yeni ticaret merkezi. İkinci dünya savaşı sırasında bu meydan tamamiyle yok olmuş fakat soğuk savaş sonrasında 1991 yılında “Dünyanın en büyük kentsel dönüşüm projesi” ile küllerinden yeniden doğmuş. Dünyanın en iyi mimarları burada 5 yılda yeni bir şehir merkezi inşaa etmişler. Zamanının en iyi teknolojisi kullanılmış ve çok büyük bir para harcanmış.Şu anda burada büyük eğlence ve alışveriş merkezleri bulunmaktadır. Bu meydanda bulunan gökdelenleri dışarıdan olsa görmenizi tavsiye ederim. Özellikle 2004 yılında açılan Sony Center binasını.

Sony Centre’ın ışıklandırılmış tavanı bilhassa geceleri görülmeye değer. Ayrıca dünya standart’ındaki kafe ve restoranlardan birinde karnınızı doyurabilirsiniz.Burada tekerlekli sandalye için hiçbir sorun bulunmuyor.

Bu son günümüzde akşama doğru Amsterdam’a tren ile gideceğimizden  istasyon yakınındaki otele geçtik. Hemen istasyona giderek yarınki yolculuğumuz için asistan hizmeti almak için istasyona yöneldik. Tren biletlerimizi Türkiye’den almış ancak engelli olduğumuzu belirten bir ifade bulamadığımızdan bu işlemi burada halletmeyi düşündük. Ancak işler pek düşündüğümüz gibi yürümedi. Roma gezimizdeki Roma tren istasyonunda olduğu gibi bir yer (Bknz.Engelliler için Roma-Floransa) aradık ama burada bu yoktu. Bilet satış ofisine yöneldik. Burada bizi engelliler için yapıldığı belli olan (daha alçak banko vardı) bölüme yönlendirdiler. Az buçuk Türkçe bilen Alman hanım bizlerle ilgilendi. Ama işler pek iyi gitmedi. Görevli Sabah 9 trenininde daha doğrusu trenlerinin birinde engelli için yer bulamadı.Trenlerin birinde diyorum, zira 3 defa tren değiştirmemiz gerekti. Bu olumsuz hava bizleri paniklendirdi. Uzun bir bekleyişten sonra Alman teyzenin yüz mimikleri düzeldi. Biz de ümitlendik. Ama anlaşma sorunumuz vardı. Her yerde bol bol Türk varken burada aksilik ya bulamadık. Eşim artık uzman olduğu Türk bulma konusunda burada başarısız oldu. Ama güçlükle de olsa sonunda anlaştık. Saat 10 treninde yer bulabildik. Yarım saat önce burada olmamızı söyledi. Böylece bu sorunu da (yaklaşık 2 saatte) çözmüş olduk. Ama niye bu yaşa kadar bir yabancı dil öğrenmediğimiz için bir defa daha kendimize kızdık. Önerim bu işi Türkiye de bilet alma aşamasında halledin. Ama gene de bir gün önce istasyona uğrayın derim. Tecrübe bunu söylüyor. Yakında görülecek yer de kalmadığından Berlin’deki son saatlerimizi dev bir yapı olan ve AVM havasında olan Berlin Merkez İstasyonda geçirdik.

Engelliler için Brüksel

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Benelux ülkelerinin önemli şehirlerinden olan Brüksel gezilecek yerler konusunda çok zengin bir kent olmasa da 1-2 günlük geziler için eğlenceli bir gezi alternatifi. Avrupa ülkeleri arasında gerçekleştirilen hızlı tren sefer seferleri ile ParisAmsterdam,Lüksemburg gibi önemli şehirlerden Brüksel’e kısa bir sürede ulaşabilirsiniz. Bizde Amsterdam gezimizden sonra trenle buraya geldik. Trenle gelmek için daha önceden rezervasyon yaptırdık. Ama engelli olduğumuzu bildirmediğimizden yolculuk öncesi epey sıkıntı çektik. Bilhassa yabancı dil bilmeme nedeniyle derdimizi zor anlatabildik. Zira bu işlem için danışmadan bir telefon numarası veriyorlar. Yüz yüze sorununuzu anlatmak bir yere kadar mümkün ama telefonda bu işlem imkansız oluyor. Neyse güç bela derdimizi anlattık. Burada şunu söylememde fayda var sanırım. Nerdeyse saat başı tren var ve biletinizle istediğiniz saatteki trene binebiliyorsunuz. Trene görevlilerin yardımı ile rahatça transfer olduk. Ama trende engelliler ayrılan masalı koltuklar işgal edildiğinden (demek ki bu durum ülkemize mahsus değil) ve yetkililer bu konuda yardımcı olmadıklarından bulduğumuz koltuklara oturduk. Tren yolculuğu rahat olmakla birlikte fazla yolcu aldıklarından ayaktaki yolcular olması nedeniyle pek keyifli olmadı. Yolculuk 3 saate yakın sürdü. Tren konusunu bitirirken bir defa daha hatırlatmak isterim ki yerinizi önceden ayırtın ve de engelli olduğunuzu mutlaka bildirin.

1 ya da 2 gece konaklamalı bir zaman, Brüksel’de yer alan tüm önemli yerleri gezip görmek için bana göre yeterli. Ben maalesef uçak biletim nedeniyle gezimizi yarım güne sığdırmak zorunda kaldığımdan şehrin gezilmesi gereken bir çok yerini göremedim. Bu nedenle gezi notlarım sınırlı olacak.  Sırf Brüksel’i görmek için buraya gelmeniz fazla lüks olur. Ya Paris gezinize ya da Amsterdam gezinize bağlı olarak buraya geliniz. Trenle bu şehirlerden kısa sürede buraya gelebilirsiniz. Hatta bu gezinize Lüksemburg’u da ilave edin derim. Bu bizim gezimizin 3.durağı olduğundan (Berlin, Amsterdam) ve gezi öncesi Lüksemburg’u hesaba katmadığımızdan bu şehre gelemedik. Mesela Amsterdam, Brüksel ve Lüksemburg iyi bir gezi olur.Brüksel de az kaldığımızdan ulaşım araçlarına binmedik. Ama gördüğümüz kadarı ile hepsi tekerlekli sandalye ye uygun. Zaten gezilecek yerler birbirine yakın. O nedenle yürüyerek gezilebilir. Yalnız şehir düz değil o nedenle bayağı tırmanmamız gerekti. Yani yorucu bir şehir olarak nitelendirebiliriz.

Gezilecek yerlerine gelince, Brüksel’in dünyaca ünlüGrand Place Meydanı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer alan muhteşem bir yer. Dünyanın en güzel meydanlarından. Hotel de Ville yani Belediye Sarayı ve Brüksel Müzesi, meydandaki en güzel yapıların başında geliyor. Meydana yakın konumda yer alan Manneken Pis (İşeyen Çocuk Heykeli) ise şehrin en önemli ve ünlü simgelerinden biridir. Bunlar dışında sahip olduğu sıradışı tasarım ile Atomium ve Avrupa’nın en önemli yapılarının minyatürlerinin sergilendiği Mini Europeda diğer önemli gezi noktalarıdır.Aşağıda gezdiğimiz yerlerle ilgili notlarım bulunmakta olup, belirttiğim gibi süre nedeniyle birçok yerleri gezemedik.

Brüksel’de yeme & içme denilince akıllara ilk olarak Belçika çikolatası ve waffle gelmekte olduğunu öğrendik. Bunlar dışında patates kızartması ve midye şehrin yemek kültüründe önemli yere sahipmiş. Bizde akşam yemeğimizde midye yemeği ihmal etmedik.

Lokanta sahibi bir yunanlıydı. Trakyada bize sınır bir köyde doğmuş. Edirne ve İstanbul konusunda epey sohbet ettik. Genelde şehirlerimize eski adları ile bahsetse de bize karşı bir düşmanlık taşımadığını sezinledik. Şehirde 1500’den fazla sayıda restoran bulunmaktaymış. Özellikle Afyon’a bağlı Emirdağ İlçesi’nden yoğun göç almış olan Brüksel’in her köşesinde Türk restoranı bulmanız mümkün.

Grand Place

Gece gündüz her zaman hareketli olanGrand Place, Brüksel’in en önemli ve hareketli meydanı. Hotel Ville, kral evi olarak bilinen Maison du RoiLe Renard lonca evi  burada görebileceğiniz en önemli yerlerden.


Meydan çevresinde birçok kafe, restoran ve hediyelikçi bulunuyor. Pek tabi birçokta çikolatacı. Malum buranın çikolataları meşhur. Meydan parke taşları ile döşeli olduğundan sandalye ile biraz zor olsa da genelde uygun. Gerçekten muhteşem binalarla çevrili güzel bir meydan. Mutlaka görmeniz gerekli.

Hotel de Ville

Grand Place Meydanı’nda yer alan Hotel de Ville, 13. yüzyılda Gotik tarzda yapılan önemli bir yapı. Günümüzde komün meclisi olarak kullanılan yapının bazı kısımları kraliyet ailesinin düğün gibi özel günlerinde kullanıma açık. 96 metre uzunluğundaki kule, Hotel de Ville’in en dikkat çekici kısmı. Sadece dışarıdan bakmakla ve fotoğraf çekmekle yetindik.

Manneken Pis

Manneken Pis ya da bizim daha çok kullandığımız tabirle İşeyen Çocuk Heykeli, Brüksel’in en ünlü simge yapısı. Grand Place Meydanı’na yakın bir konumda yer alan 17. yüzyıl yapımı ufak heykel dünya çapında üne sahip. 61 cm uzunluğundaki heykelin çok ciddi bir özelliği olmasa da şehrin en ünlü noktası olmasından dolayı mutlaka görülmeli. Resimlerden tanıdığımız bu heykelin daha büyük olduğunu zannediyordum. Önünde durup sadece resim çektirebileceğiniz bir yer. Neden bu kadar ünlü olduğunu anlamadım doğrusu.

Burada beklerken bir grup garip giyimli gençler gösteri yaptı. Sanırım bir şeyleri protesto ediyorlardı. Hoş bir görüntü olmadığını belirterek geçelim bu konuyu.

St. Michael ve St. Gudula Katedrali

12. yüzyılda yapılan ve 1962 yılında katedral ünvanına kavuşan St. Michael ve St. Gudula Katedrali, Brüksel’in en ünlü dini yapılarından biri. Gotik mimari özellikleri kullanılarak yenilenen katedralde kraliyet ailesinin düğün ve cenaze merasimlerinin düzenleniyormuş. Sert bir yokuşla ulaşılan bu kilisenin içine girmeye halim kalmadı. Dışarıdan bakmakla yetindim.İçine giren eşimin çektiği resimlerle yetindim.

Saint Jacques sur Coudenberg Kilisesi

Saint Jacques sur Coudenberg, Brüksel’in en etkileyici kiliselerinin başında geliyor. Place Royal Meydanı’nda, Kraliyet Sarayı’na yakın bir konumda yer almakta. Bu kilisenin de sadece resmini çekmekle yetindik.

Rue Neuve caddesi

Şehrin önemli alış veriş caddesi. Ancak yemek sonrası tüm dükkanlar kapandıktan sonra gezebildik. Düz sayılabilecek bir cadde. Rahatça gezilebilir. Tüm tanınmış firmaların mağazaları mevcut.
Bunları dışında kalan ve maalesef zaman darlığı nedeniyle göremediğimiz görülmesi gereken yerleri( Atomium, Mini Europe, Kraliyet Sarayı, Kültür Müzesi, Karikatür Müzesi, Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi,Autowold, Oyuncak Müzesi vb gibi ) sizler buraya kadar gelmişken mutlaka gezin.

Engelliler için Midilli Adası

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

Günübirlik gittiğim Midilli adasına ait notlarımı sizinle paylaşmak istedim. Ayvalıktan kalkan feribot ile Adaya ulaşmak için bir gün önceden biletimizi aldık. Öncelikle size feribottan bahsetmek isterim. Sanırım birkaç firma var. Biz biletimizi Jale Tur firmasından aldık. Pasaport kontrolünden (bizi fark eden görevli hemen öne aldı, bu nedenle bu gibi yerlerde öne gidip kendinizi göstermenizde yarar var.) sonra rahatça feribota bindik. Ancak feribotun içine girmek mümkün değil. Bu soğuk ve yağışlı havalarda sorun olur. Nedense bu tip gemilerde bu sorun hep yaşanıyor. Kapı eşiği bayağı yüksek.

Hatta araçların bulunduğu yerden yan tarafa geçiş bile tek başına mümkün değil. Mutlaka yardım almanız gerekiyor.

Neyse hava güzeldi de bu konuda bir sorun yaşamadım. Ancak tek başına olmak ve yanından insanların geçerken zorlanmaları hoş değildi.

Kısa bir yolculuktan sonra adaya ulaştık. Burada da Yunan görevliler öncelik tanıdılar. Gezimiz zaman darlığı nedeniyle sadece feribot iskelesinin bulunduğu bölgeyi gezmekten ibaret kaldı. Vakit olsa araba kiralayıp adayı gezmeniz mümkün. Engelliye uygun oteller olduğunu öğrendim. Gelecek sene için aklımızın bir köşesine not aldık.

Sahil boyu tekerlekli sandalyeye uygun kaldırımlarda rahatça gezilebiliniyor. Sahilde bulunan kefelerde uygun fiyatlarla kahve içmeniz mümkün. Sularda bedava.

Yollar ve kaldırımlar genellikle sandalye için uygun. Zaman zaman daralan kaldırımlar sorun yaratıyor.

Öğle yemeğimizi tavsiye üzerine gittiğimiz sokak arasındaki deniz ürünleri yapan bir lokantada yedik. Fiyatlar çok ucuz olmasa da ülkemize göre nispeten uygundu.

Gene önceden belirlediğimiz yerlerden alış veriş yaptık. Ancak burada kredi kartına pek ilgi yok. Çoğu yerde geçmiyor. Döviz kurlarıda yüksek. Bu nedenle yeteri kadar nakit Euro ile gitmenizi tavsiye ederim.Akşam üstü gene geldiğimiz feribotla ve ayni sorunları yaşayarak Ayvalığa döndük.

Engelliler için Roma

By Yurt Dışı Seyahatler No Comments

ULAŞIMTHY’nin uçağı ile geldiğimiz Roma havaalanından şehre ulaşım trenlerle sağlanmakta. Yardıma gelen görevliye trenle şehre ulaşacağınızı söylerseniz sizi uygun yere ulaştırıyorlar. Her hava alanında olduğu gibi burada da görevliler bahşişe hayır demiyorlar. Burada Roma şehrinin en önemli istasyonu olan Termini’ye ulaşıyorsunuz. Tren engelliye uygun. Bilet alırken engelli olduğunuzu belirtmeniz lazım. Zaten sizi görüyorlarsa size uygun bilet veriyorlar. Engelliye ayrılan koltukların yanında engelliye uygun tuvalet bulunmaktadır.

Termini istasyonu Romanın en önemli ulaşım merkezi. Biz bu nedenle ve buradan Floransa’ya da trenle gitmeyi planladığımızdan otelimizi bu bölgeden seçmiştik. İstasyonun önünde şehrin her yönüne giden otobüs durakları ve metro durağı bulunmaktadır. Bu istasyonda bulunan ve engellilere bilet ve trenlere ulaşmada yardımcı olan Sala Blu adında hizmet veren bir büro bulunmaktadır. 5.Terminal yakınında bulunan bu büroya bilet alırken ve trene binmeden önce mutlaka uğrayın.

GENEL OLARAK ROMARoma şehri bilhassa gezilecek yerleri itibariyle tarihi bir bölgede olması ve tarihi dokunun olabildiğince korunması nedeniyle (orta cağdan kalma sokakları ile)  tekerlekli sandalye için fazlasıyla yorucu. Deniş taşlarla döşeli yollar ve kaldırımlarda hareket oldukça zorlaşıyor. Tekerlekli sandalyenizin sağlam olması ve bu şartlara dayanması gerekmektedir. Ben zaman zaman sandalyenin bir yerinin kırılacağı korkusu yaşadım. Ama neyse ki böyle bir olumsuzlukla karşılaşmadım. Ama bu düşünce ile bazı güzergâhları kullanamadık. Sonuç olarak mutlaka Roma görülmesi gereken bir yer ama sadece bir kere. Bu nedenle gittiğiniz zaman her yeri görmeye çalışın.Bu arada en yakın bir turizm bürosundan Roma haritası edinmeyi ihmal etmeyin.Diğer şehir içi yollarda fazla geniş olmadığından biraz dikkatli olmakta yarar var.

Trafiği yoğun olan Roma da bazı meydanlarda Trafik polislerinin trafiği düzenlemesini görmek beni geçmişe götürdü.

Bu genel bilgiden sonra  şehrin önemli yerlerini gezmeye başlayabiliriz. Gezimize Otelimizin bulunduğu Termini bölgesinden başladık. Gezimizi genel olarak yürüyerek yapmayı planladığımızdan günlük veya 3 günlük bilet almayı düşünmedik. Gerekli olduğu yerde bilet aldık. Otobüs duraklarından gideceğimiz bölgeden geçen hatların numaralarını öğrendik. Engelliye uygun olup olmadığını araştırdık. Zaten otobüslerin önünde bulunan işaretlerden bunu anlamanız kolay oluyor. Ender de olsa bazı otobüsler dolu idi ve şoförler bize maalesef anlamında işaret yaptılar. Ama önemli değil fazla zaman geçmeden ikinci bir otobüs geliyordu. Şoförler gerekenleri yapıyorlar, hemen inip tekerlekli sandalye için konulan rampaları açıp bizim otobüse binmemizi ve varsa engelliye ait yerdeki yolcuları ikaz ederek bizim yerleşmemizi sağlıyorlardı. Otobüs bulamasak taksiye bineriz düşüncesindeydik. Size de bunu önerebilirim. Dönüşleri genellikle bu yolla yaptık. Bazen metroyu da düşündükse de açıkça başarılı olamadık. Giriş çıkış yerleri ve asansörleri bulmakta sıkıntılar yaşadık. Böyle durumlarda taksileri tercih ettik.İlk hedefimiz Kolezyum. Kollezyuma yürüyerek gitmeyi uygun bulduk. Güzergahın yokuş aşağı olması da bizim bu kararımızda etkili oldu.
SANTA MARİA MAGGİOREYolumuzun üzerinde bulunan bu kiliseyi uzaktan seyretmekle ve önünde resimler çekmeyle yetindik. Zaten önünde bulunan merdivenler bize fazla davetkâr gelmedi.

DOMUS AUREA (Altın Ev)
MS 64 yılında büyük yangının ardından Neron tarafından inşa ettirilmiştir. Altın Ev, İmparator Neron,imparatorluğun dört bir yanından toplattığı altınları erittirerek evine kaplatmış, günümüzde evden geriye kalanları Kolezyum yanında Esquilinus tepesinde görebilirsiniz. Bizde yakından geçerken ve kolezyumdan bu kalıntıları seyrettik.
KOLEZYUM (COLOSSEO)
Roma başta olmak üzere dünyanın en ünlü turistik yapılarından biridir. Yapımına M.S 72 yılında, İmparator Vespasian’ın başladığı amfitiyatro, sekiz yıl sonra Titus tarafından açılmıştır. İnanışa göre bu ünlü yapı adını İmparator Nero’nun Colossus Neronis adı verilen 30 m yüksekliğindeki devasa heykelinden alır.Roma Forumu’nun hemen doğusunda inşa edilen Kolezyum, 55.000 izleyicinin giriş yapabileceği 80 arklık girişlere sahiptir. Tiyatro amacı ile kullanıldığı zamanlarda bu izleyiciler yerlerine sınıf farklarına göre oturtuluyorlardı. 188 metre uzunluğu, 156 metre genişliği ile devasa bir yapı olan Kolezyum, sadece tiyatro oyunları için değil, hayvan dövüşleri, idamlar ve gladyatör mücadeleleri için de kullanılmıştır. Gladyatör mücadeleleri o günlerde çok popüler olan bir aktivitedir. Genellikle kölelerden, mahkumlardan ve suçlulardan oluşan gladyatörler arasında birkaç kadın gladyatör de vardı. Zengin fakir herkesin izlediği bu mücadeleler kimi zaman imparator tarafından da takip edilmekteydi. Kolezyum’um görkemli törenlere sahne olan açılışında bile 5000’den fazla hayvan, bir o kadar da insan öldürülmüştür. Afrika’dan getirilen yabani filler, aslanlar ve aç bırakılıp insanlara salınan ayılar oyunlar boyunca ilgi çekiyordu.450 yıldan daha uzun süre gladyatör dövüşleri, vahşi hayvan avları ve idamlardan sonra Kolezyum’un kemer altları; ağıllar, ahırlar ve kaleler ile doldurulmuş ve taşları yağmalanmıştır. Kolezyum’dan sökülen taşlar farklı yerlerde kullanılmıştır. İlgisizlik ve yağma ile tahrip olsa da yapı halen Roma başta olmak üzere İtalya’nın en ünlü ve önemli gezi noktalarından biridir. Kolezyum’un hemen etrafında ufak bir ücret karşılığında eğlenceli fotoğraflar çektirebileceğiniz gladyatör kostümlü Romalılar yer alıyor.Roma Forumu’nun doğusunda yer alan Kolezyum’un etrafında bir çok önemli yapı yer almaktadır. Arco di Costantino (Konstantin Takı), Arco di Tito (Titus Zafer Takı), Domus Aurea, Circo Massimo, Traianus Sütunu ve Traianus Pazarları çevrede bulunan en önemli gezi noktaları arasında yer alırBu tarihsel bilgilerin ardından gezimize başlayalım. Tarihi ve çok eski bir yapı olması nedeniyle  genellikle engelliye uygun olmadığı düşülse de  (ki ben böyle düşünüyordum) gerçekte böyle değil. Bazı zorlanmalar olsada tekerlekli sandalye ile burayı gezmek mümkün. Yapıyı gördüğümüz yerden itibaren fotoğraflar çekerek yapıya doğru ilerlemeye başladık. Romanın ve dünyamızın bu önemli yapısından etkilenmemek mümkün değil.

Bayağı meyilli girişleri kullanmak tehlikeli geldiğinden daha uzun ancak daha az meyilli yollardan yapıya yaklaştık. Etrafında biraz dolaştıktan sonra giriş kapısına ulaştık. Önündeki kuyruğa girmeden giriş kapısına ulaştık. Oradaki görevlilerin bizi fark etmesini sağladık. Görevli kapıyı bize açarak bilet gişelerine yöneltti. Benden ve eşimden ücret almadan biletlerimizi aldık. Yapının içindeki koridorlarda gezinmeye başladık. Nispeten yollar tekerlekli sandalye ye uygundu. (girişteki bir iki basamağı saymasak)

Biraz ilerledikten sonra bir geçitten kolezyumun içine girdik. Genellikle uygun olan bu bölgeden yapıyı zemin bölgesinden izledik. Tarih bilgimizden, seyrettiğimiz filmlerden ve okuduklarımızdan yola çıkarak burada yaşananları hayal etmeye başladık. 

Buradan yeteri kadar durduktan sonra tekrar koridora geri döndük. Biraz daha ilerledikten sonra yukarı kata çıkmak için yapılan asansöre ulaştık.

 Asansör ile yukarı kata rahatça ulaştık. Üst katta bulunan koridorlardan seyir yerlerinin olduğu koridora geçtik. Her yönü ile tekerlekli sandalyeye uygun (arada bir karşınıza çıkan basamakları varsa da) olan bu gezinti yollarından dolaşarak kolezyumu her açıdan izlemek mümkün. Ulaşılabilirliğine 10 üzerinden 8 verebilirim.

Üst katta bulunan dışarıya açılan seyir alanından çevreyi izlemek mümkün. Burada bulunan mağazadan hatıra eşyası alabilirsiniz. Buralara giriş çıkışta oldukça rahat.

Doya doya bu gezintiyi yaptıktan sonra ayni asansörle aşağıya indik. Burada engellilere uygun tuvalet bulunmaktadır. Kolezyumdan çıkış yaptık ve yapının etrafında turlamaya başladık. Bu defa yukarıdan gördüğümüz yapıları yakından izleme imkanı bulduk. Yukarıda da belirdiğim gibi bazı yerlerde tekerlekli sandalye ile epey zorlandık.
Arch of Constantine
İlk Hıristiyan İmparator Konstantin’in zaferini anmak amacıyla 4. yüzyılda dikilen,Kolezyum’un yanında,palatino tepesi ile kolezyum arasında yer alan 25 metre yüksekliğindeki tak’tır. Hemen kolezyumun yanında yer almakta ve ulaşımı rahat bir yerdedir.

Circus Maximus:
Halk oyunları ve eğlenceler,tekerlekli araba yarışları için inşa edilmiş antik bir hipodrom.Sezar tarafından yaptırılan en eski ve büyük stadyum Circus Maximus’tur.İki kez yandığı için geriye çok fazla bir şey kalmasa da  görülmeye değer.Kolezyuma çok yakın,bir durak mesafede ancak ulaşımı biraz zor.Uzaktan seyretmekle yetindik.

ROMA FORUMU (FORO ROMANO)

 

Roma Forumu, Antik Roma’nın siyaset, ticaret ve hukuk yaşamının merkeziydi. Forumda yer alan en büyük yapılar, resmi davaların görüldüğü bazilikalardı. MÖ 5. yüzyıldan MS 5. yüzyıla kadar en önemli anıtlar buraya inşa edilmiştir.Günümüzde yabani otların sardığı ve geniş bir yıkıntı görünümündeki bölge, eski Roma’da 1000 yıl boyunca şehrin en önemli bölgelerinden biri olmuştur. Kolezyuma yakın olan bu bölgeye ulaşmak bayağı zor. Resimlerden de görüleceği gibi tarihi yol tekerlekli sandalye için zor ve hatta tehlikeli. O zamanlarda tekerlekli sandalye varmıydı bilemiyorum ama yolları yaparken bizleri düşünmedikleri kesin.

Zor şartlarda ve eşimin olağanüstü gayretleri ile formu yukarıdan gören bir yere ulaştık. Giriş kapısından ücret ödemeden geçtik. Buradan kalıntıları genel olarak görmek mümkün. Aşağıda yollar vardı ama oraya gidecek halimiz kalmamıştı Ayrıca yolun sonu görünmüyordu. İleride çıkış yoksa ve aşırı meyil olması düşüncesiyle, yorucuda olsa geldiğimiz yoldan dönmeyi tercih ettik.Geldiğimiz teras gibi yerden forma inmek için bir asansör bulunmaktaydı. Çalışıyor mu diye baktım, çalışmıyordu. Belki bir görevli bulsak bunu çalıştırabilirdi ama gerek yakında bir görevli olmaması ve niyetimizinde olmaması nedeni ile bu yönde çabamız olmadı.Aslında ilginç bir gezinti olabilecektiama eşimin de pili bitmişti. Yanınızda güçlü birisi varsa mutlaka burayı gezin. Benim aklım kaldı. Size bir ipucu da vereyim. Kollezyumdan buraya girmeyin. Kollezyum çıkışı imperial caddesinden uygun bir giriş olduğunu sonradan öğrendim. Formun içinde engelliye uygun tuvalet bulunuyor. Bir daha gidersem mutlaka Roma formunu gezeceğimi söyleyebilirim. Bu nedenle siz mutlaka girmeyi deneyin. Ulaşılabilirliği 10 üzerinden 6.

Kolezyum çıkışında Vittorio Emanuele II abidesine giderken da yol boyunca formu izlemeniz mümkün. 

.Arch of Titus:
Roma Forum’unun güneydoğusunda yer alır,MS 82 yılında Roma İmparatoru Dominitian tarafından ölen kardeşi Titus’u ve zaferlerini anmak amacıyla yapılmıştır. Kolezyum’dan Roma formuna giderken yol üzerinde bulunan yapı yakından görmek mümkün.

  PİAZZA VENEZİA (VENEZİA MEYDANI) – VİTTORİO EMANUELE II ABİDESİ  

 

Roma’nın ünlü anıtlarından olan Vittorio Emanuele II Abidesi, şehrin hareketli meydanlarından Piazza Venezia’da (Venedik Meydanı) yer alır. Altare della Patria olarak da bilinen anıt, Giuseppe Sacconi tarafından Birleşmiş İtalya Krallığı’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için 1885-1911 yılları arasında yapılmıştır.Meydan tekerleki sandalye için uygun olup, meydanı ve meydandaki eşsiz mimarisi ile dikkat çeken  abideyi seyretmeniz mümkün.

Panaromik asansörü ile tepesine çıkarak Roma’yı geniş bir açıdan görmeniz mümkün ama biz vakit nedeniyle asansöre binemedik. Buraya kolezyumdan yaya olarak ulaşılabilir.

SANTA MARİA DEGLİ BAZİLİKASI

 

 

Büyük Roma bazilikalarından biri olan Santa Maria Maggiore, farklı mimari tarzların bir arada kullanımı konusundaki en başarılı örneklerden biridir. Orijinal kilise efsaneye göre M.S 356 yılında, Esquiline Tepesi’ne yağan kardan sonra, bu tepenin doruğuna yapılmıştır.  Efsaneye göre bir gece Bakire Meryem papanın rüyasına girer ve ona yeni bir kilise inşa etmesini, yeni kilisenin inşa edileceği yeri ise yarın karla işaretleyeceğini söyler. Gerçekten de yaz günü olmasına karşın Esquiline Tepesi’ne kar yağar ve bunun üzerine papa da bu bölgeye kiliseyi yaptırır.

Günümüzdeki kilisenin nefi ve nef mozaikleri 5. yüzyıl tarihli orijinalleridir; Cosmati işçiliği, apsis mozaikleri ve Romanesk çan kulesi Ortaçağ’dan kalmadır. Santa Maria Maggiore Kilisesi Ortaçağ boyunca kapsamlı yenilemelerden geçirilmiştir. Kilisenin tavanı İspanya Kraliçesi Isabella’nın papaya hediye ettiği Yeni Dünya’dan getirilmiş altın yaldız ile kaplanmıştır.

Bazilikaya giriş ve içerisi tekerlekli sandalyeye uygun. Mutlaka görülmesi gereken muhteşem bir yapıt.

NAVONA MEYDANI VE DÖRT NEHİR ÇEŞMESİ  

Navona Meydanı (Piazza Navona), Roma’nın en güzel ve hareketli meydanlarından. Şehrin kalbinde yer alan meydan gece gündüz devamlı hareketli. Elips biçimindeki meydanın bulunduğu alanda İmparator Domitian tarafından M.S 1. yüzyılda yaptırılan bir stadyum yer almaktaydı. 30.000 kişi kapasiteli olan stadyumun yıllar içinde yıkılması ile ve Papa X. Innocent (1644-1655) bölgenin yeniden düzenlenmesini istemesinin ardından Navona Meydanı hayat bulmuşturBugün yayalara ayrılmış olan meydan, kafeleri, seyyar satıcıları ve sokak göstericileri ile gün boyu hareketli. Meydanda yer alan 3 çeşmenin en ünlüsü ise Bernini tarafından tasarlanan Dört Nehir Çeşmesi. Çeşmenin tasarımı bir yarışma sonucunda belirlenmiş olup ismi dört kıtadaki dört nehrin dört tanrısından gelir. Bu nehirler şunlardır: Afrika’daki Nil, Asya’daki Ganj, Avrupa’daki Tuna ve Amerika’daki Plata’dır. Çeşmenin ortasında yer alan dikilitaş Roma döneminden kalmadır. Üzerinde İmparator Vespasianus, Titus ve Domitian’ın adlarının hiyeroglifleri bulunur.Çeşmenin hemen arkasında Sant Agnese in Agone Kilisesi yer alıyor. Roma’nın en ünlü kiliselerinden olan San Luigi dei Francesi ise hemen binaların arkasında yer alıyor. Navona Meydanı’nın etrafında yer alan binaların çoğu ise 16 ve 17. yüzyıllardan kalmadır.Şehrin merkezinde yürürken birden karşınıza çıkıverir veya sorarak ta bulabilirsiniz, yakınlarında bir metro durağı yok ,yürüyerek gitmek istemez iseniz otobüs ile gidebilirsiniz.Meydan her yönü ile tekerlekli sandalyeye uygun. Gerek çeşmeyi ve gerekse çevresinde yer alan tarihi binaları ve meydanda gösteri yapan insanları saatlerce izleyebilirsiniz. Uzun zaman ayrılması gereken bir meydan. Engelli tuvaleti mevcut, parada almıyorlar. Biz buraya iki defa geldik. Mutlaka burayı gezin, görülmesi gereken bir yer.

.PANTHEON (ROMA) 

Pantheon, Antik Roma döneminden kalan ve en iyi şekilde korunmuş olan bir tapınaktır. Günümüzdeki Pantheon aynı yerde yapılan üçüncü yapıdır. Önceki iki yapı yangınlarda tahrip olmuştur. Buraya yaya olarak ulaşabilirsiniz.Yukarıda da belirttiğim gibi bir plan dahilinde Roma’yı yaya gezebilirsiniz.(Bknz.Yazının son kısmı) Dönüşünüzü ise bir ulaşım aracı ile rahatça yapabilirsiniz. Burada bulunan bir dondurmacıdan lezzetli bir dondurma yedikten sonra Pantheon’a girdik. Meydan parke taşları ile kaplı olduğundan gezmek biraz zor. Ancak girişte gerekli önlemler alınmış ve tekerlekli sandalye için rampalar konulmuş. Sizi gören görevliler sizi rampaya yönlendiriyorlar. Giriş ücretsiz. Etrafta tuvalet göremedim.

Pantheon’u bu kadar etkileyici kılan en önemli özellik hiç şüphesiz ki eşsiz mimarisidir. Arklar sekiz kısımda biter, kubbe ise farklı arklar tarafından desteklenmektedir. Binanın ağırlığını kaldırmak için bu arklardan faydalanılmıştır. Romalılar mimaride kullanılan malzemelerin ağır olduğunun farkındaydı; bu nedenle kubbede daha hafif malzeme kullanmışlardır. En ağır inşa malzemesi ile taban için kullanılmıştır. Kubbenin ortasında Oculus adında bir delik bulunur. 8 metre genişliğindeki bu delik içeriye ışık girmesini sağlayan tek noktadır.

Girişin iki kısmında Augustus ve Agrippa’nın heykelleri bulunmaktadır. Yapının iç dizaynı ise gelenek ile yeniliği birleştirmiştir. Binanın mimarisi ve içi etkileyici. Mutlaka gezin, ihmal etmeyin.

Pantheon aynı zamanda krallar, ressamlar ve mimarların mezarlarının bulunduğu bir yerdir. Mihrabın solundaki şapelde Rönesans ustası Raffaello bir Roma lahdinde gömülüdür. Binanı bulunduğu meydan çok hareketli ve kalabalık. Zaman zaman bu insanlarıda seyretmekte ilginç olabiliyor.

CAMPO DE FİORİ   

      

Tiber Nehri ile Navona Meydanı arasında yer alan Campo dei Fiori’nin adı efsaneye göre Pompeo’nun sevdiği kadın Flora’dan almıştır. “Fiori” İtalyancada “çiçek” anlamına gelir.Meydanın ortasında, Roma Engizisyon (Katolik Kilisesi’ne bağlı bir mahkeme sistemi), 1600 yılında fikirleri nedeniyle yakılan Filozof Giordano Bruno’nun bronz heykelini yer alır. 1888 yılında yapılan bu heykel, bir anlamda, geçmişte burada düzenlenen infazların acı verici anısını yansıtır.   

 Meydanın bu kadar hareketli ve ünlü olmasının nedenlerinden biri de gündüzleri burada kurulan sokak pazarıdır. Sokak pazarını, pazar günleri hariç sabahtan öğlen vaktine kadar ziyaret edebilirsiniz. Pazarda günlük taze meyve sebzeler alabilir, Romalıların pazar alışveriş kültürünü gözlemleyebilirsiniz. Alan tekerlekli sandalye ile gezmeye uygun. Yolunuzun üstünde ise gezin. Mutlaka görülmesi gereken bir yer değil. Bu bölümü burada heykeli bulunan Giordano Bruno’nun öenli bir sözü ile bitirelim.”Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.”  

TREVİ ÇEŞMESİ (ROMA AŞK ÇEŞMESİ)     

 

 

 

 

Trevi Çeşmesi (Fontana di Trevi) ya da bilinen adıyla Aşk Çeşmesi Roma’nın en ünlü yapılarından biridir. Çeşme, Papa XII. Clement tarafından Heykeltıraş Nicola Salvi’ye yaptırılmıştır. Trevi İtalyanca “üç yol” anlamına geliyor. Bu ismin çeşmenin olduğu meydana çıkan 3 yoldan dolayı verildiği düşünülüyor. Günümüzde çeşmenin etrafı özellikle gece saatlerinde çok hareketlidir.Roma’nın en ünlü simgelerinden olan Trevi Çeşmesi üzerinde birçok heykel görebilirsiniz. Çeşmenin orta kısmında 2 Triton’un (deniz ulakları) çevrelediği bir Neptün figürü bulunur. Tritonlardan biri huysuz bir denizaltını dizginlerken diğeri ise daha sakin olan hayvanı sürmektedir. Bunlar denizin 2 zıt halini simgeler. Çeşmenin sağındaki rölyefte Acqua Vergine su kemerini yaptırarak suyunu kente getirdiği kaynağı keşfeden bakire betimlenmiştir.

Trevi Çeşmesi her ne kadar muhteşem bir görünüme sahip olsa da çeşmenin bu kadar ünlü olmasının bir nedeni de çeşmeye dilek dileyip bozuk para atılmasıdır. İnanışa göre kim dilek diler ve sağ eli ile sol omzunun üzerinden çeşmeye bozuk para atarsa o kişinin dileği gerçekleşir ve Roma’ya tekrar gelirmiş. Trevi Çeşmesi’nin havuzunda her hafta binlerce Euro toplanır ve hayır kurumu olan Caritas’a verilerek yoksullara yiyecek ve içecek yardımı yapılır.Havuzun etrafı iki kademelidir.

Havuz seviyesinde olan alt kısma tekerlekli sandalye ile inmek mümkünse de zordur. Yani havuza para atma şansınız olmamakta. Bu nedenle dilekte bulunma şansımız olamadı. Bu arada belirttiğim gibi Roma’ya bir daha gelme düşüncem olmadığından para atmadığıma pek üzülmedim. Ancak yanlış bir düşünceye yol açmayayım. Mutlaka gelinmesi ve görünmesi gereken bir şehir. Mutlaka gelin. Ama belirttiğim zorlukları nedeniyle bir daha gelmek istemem. Ol seviyesinden çeşmeyi ve etrafındaki insanları ilgi ile seyredebilirsiniz.

İspanyol Merdivenleri ve Piazza Spagna

İspanyol Merdivenleri ve merdivenlerin bulunduğu Piazza di Spagna (İspanyol Meydanı), Roma’nın en hareketli bölümlerinden biridir. Adını bölgede yer alan İspanyol Elçiliği’nden alan meydan, gece gündüz hem Romalıların hem de turistlerin en sevdiği yerlerden biridir. Meydanının bu kadar popüler olmasının nedeni meydanda yer alan şehrin ünlü merdivenleridir.  Aslında günü her saatinde basamaklarına oturan insanlarla dolu olan merdivenler bizim gittiğimiz dönemde bakımda olduğundan bomboştu. Aslında burayı böyle boş görme ihtimali dolu görme ihtimaline karşı çok az olduğu düşünülürse biz bu şansa sahip olduk diyebiliriz. Merdivenlerde bir özellik olmasa da önünde yer alan havuz biraz daha ilgi çekebilir. İspanyol Merdivenleri’nin alt kısmına Roma’nın ünlü çeşmelerinden olan kayık şeklindeki Fontana della Barcaccia yer alır Çeşmeyi besleyen su kanallarındaki basıncın düşük olmasından dolayı çeşmede fıskiyeler yerine su sızdıran bir tekne tasarımı kullanılmıştır Rahatça ulaşılabilen meydan tekerlekli sandalyeye uygun. Tabi merdivenlere oturma şansımız yok.

Piazza del Popolo: 

Avrupa’nın en güzel meydanlarından olduğu söylenmektedir.Roma’daki en büyük meydandır.Konserlere ev sahipliği yapar.Via Del Corso caddesinin sonunda yer almaktadır. Bu önemli alış veriş caddesini yaya olarak kat ettikten sonra bu meydana ulaşabilirsiniz. Cevresinde yer alan eserleri ve parkları seyredip bol bol resim çekebilirsiniz.

Parke taşları biraz zorlasa da genelde rahat gezilebilecek bir meydan.Metdanda gösteri yapan satıcıları izlemekte ayrı bir meşgale olabilir.

Castel Sant’Angelo:(Melekler Kilisesi)

Roma’da görmek istediğim yerlerin başında gelen (sebebi “Melekler ve Şeytanlar” romanı olsa gerek) bu tarihi yapıya Vatikan dönüşü yaya olarak ulaşılabilir. Daha önce de Roma’ya giden eşim buraya tekerlekli sandalye ile çıkılamayacağını, sadece dışarıdan görebileceğimi söylediğinden moralim biraz bozuktu. Bu düşünce ile binaya doğru ilerledik. Binadan içeri girince görevlinin beni takip edin işaretini görünce ümitlendim. Gene bir bedel ödemeden girdiğimiz binada görevli bizi bir asansör kapısına getirince keyfim yerine geldi. Diğer ziyaretçilere kapalı olan asansörü görevli açtı ve biz asansöre girdik. Bu nedenle de dönüşte inmek için o görevliyi bayağı aradık.Asansörle yukarı çıktık. Daire şeklinde olan binanın seyir yerleride dairesel şekilde. Her açıdan Roma’yı görmek mümkün. Burada yer alan kafe’de oturup kahve içmek mümkün.

Terrazzo dell’Angelo’da (Melek Terası) büyük, bronz St. Michael heykelinin bakışları altında Aziz Petrus Bazilikası ve Tiber Nehri’nin panoramik manzarasını seyredebilirsiniz. Bu bölümde yer alan Bronz Melek Heykeli, 18. yüzyıl Flaman heykeltıraşı olan Pieter Verschaffelt’e aittir.

Castel Sant Angelo, Roma’nın en önemli tarihi yapılarından biridir. Görkemli bir kale olan yapı, adını, Papa Büyük Gregorius’un burada Melek Mikail’i gördüğü dinsel deneyimden alır. Kale, M.S 139 yılında Hadrianus ve ailesinin mozolesi olarak yapılmış, daha sonra İmparator Aurelianus’un yaptırdığı kent duvarlarına dâhil edilmiş, Ortaçağ’da kaleye dönüştürülmüş ve siyasi karmaşa dönemlerinde papaların ikametgâhı olmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan burada esir tutulanlar arasında yer almıştır.Kale ile Vatikan arasında yer alan gizli geçiş ile papaların güvenliği sağlanmıştır. Vatikan Koridoru adı verilen bölüm Vatikan Sarayı’ndan Castel Sant Angelo’ya dek uzanıyormuş..1227 yılında, papanın tehlike anında kaçış güzergâhı olarak inşa edilmiştir.Castel Sant Angelo günümüzde Museo Nazionale di Castel Sant’Angelo’ya (Sant’ Angelo Kalesi Ulusal Müzesi) ev sahipliği yapmaktadır. Ancak buraya tekerlekli Sandalye ile çıkmak pek mümkün değil. Eşimin çektiği fotoğraflarla yetindim

Kalenin önünde Ponte Sant Angelo (Hadrian Köprüsü) yer alıyor. Hadrian Köprüsü, Roma’da bulunan en güzel köprüler arasında yer alır. Köprünün yan yüzeyleri travertendir. Tiber Nehri’ni 3 kemer ile geçen köprü Castel Sant Angelo ile seyre değer bir manzara oluşturur.

Kaleyi dolaştıktan sonra Hadrian köprüsüne geldik. Burada herkesin yaptığı gibi kaleyi arkamıza alıp bol bol resim çektirdik.

Gerek bina içibe ve gerekse çevresine sandalye ile pek zorluk yaşamadık. Kalede tuvalet imkanı yok.

GEZİ PLANI ÖNERİSİ

Roma şehri görülecek yerler, alış veriş caddeleri  ve yemek yerleri iç içe olan bir şehir. Açıktığınız bie yerde karnınızı doyurun, yorulduğunuz yerde bir kahve veya bira için)1.Gün (Gidiş yaya-dönüş Vasıta)Termini – Cavour caddesi – Santa Maria Maggiore – Domus Aurea – Collesyum – Roma Formu – Arco di costantino – Arco di Tito (eğer vaktiniz kaldıysa) Circo massimo – Santi Giovanni e paolo
2.Gün (Gidiş Yaya – Dönüş Vasıta)Termini – Piazza Venezia ( Foro Traiano – Mercati tralenei) – Vittorio emanuele caddesi – Campo de Fiori – Pizza Navona – Via del Corso – Fontana di Trevi – Trinita del Monti – Villa Medici3.Gün (Gidiş Vasıta – Dönüş Vasıta)Termini – Vatikan – Castel Sant Angelo4. Gün (Varsa) (Gidiş Vasıta – Dönüş Vasıta)Termini – Piazza Venezia – Via del Corso – Piazza del Popolo – (Vaktiniz ve güçünüz kaldıysa) Villa Borghese