Monthly Archives

Ekim 2019

Engelliler için Edinburgh

By Yurt Dışı Seyahatler

Edinburgh seyahatimi Londra’dan tren ile yaptım. Öncelikle bu seyahat ile bilgi vermek istiyorum. Londra’dan Edinburgh tren yolculuğu dört buçuk saat sürüyor. Güneyden kuzeye hemen hemen bütün İngiltere boyunca ülkeyi geçmiş oluyorsunuz. Bu yolculuğunuzda Doncaster, York ve Newcastle gibi ilginç şehirlerini tren penceresinden seyretme imkanı buluyorsunuz.Londra King Cross garından bilet alırken engelli indirimi yapıldığını öğrendim. Burada şunu belirtmeliyim ki bu tip biletleri internet yerine bizzat gardan almanın indirimlerden yararlanmak için faydalı olduğunu düşünüyorum.  Yerim garanti olsun indirim önemli değil diyorsanız başka tabi. O zaman çok önceden internetten biletlerinizi alınız. Ben genelde biletlerimi gardaki gişelerden alıyorum. Hem garın durumunu hem de engelli olarak nasıl ulaşacağınızı, trene nasıl bineceğinizi yerinde görmek önemli.  Bunu seyahat saatine bırakırsanız, olmadık sürprizlerle karşılanmanız nedeniyle zorluklar yaşamanız mümkün. Mesela ben tren garına giderken garın metro durağında asansörün çalışmadığı gibi bir aksilikle karşılaştım. Bu durum bana tam 45 dakikaya mal oldu. Bu nedenle yaban ellerinde tedbirli olmak şart. Burası Londra böyle şeyler olmaz diye asla düşünmeyin.

Dediğim gibi engelli olduğumu gören gişe görevlisi (kendisine teşekkür ederim çok yardımı oldu) bana ve eşime bir kart çıkartarak (yanınızda fotoğraf taşıyın, yoksa da üzülmeyim garda vesikalık çeken yer var. Sadece 2 poundunuza mal olur. Görevli bu konuda da yardımcı oldu siyah beyaz yeterli olur dedi. Böylece 6 pound yerine 2 pound ödedik.) toplamda iki kişi için 50 pounda yakın indirim sağladı. Bunun yanında engelli olarak yapmamız gerekenleri anlattı hatta doldurmamız gereken başvuru formunu bizzat kendisi doldurarak “hizmette sınır yok” dedi. Her zaman böylesi denk gelmez. Bizim şansımıza denk geldi. Ama engelli hizmeti almak için bir form doldurmanız gerekiyor. Böylece adınız ilgili hizmeti veren kısma iletiliyor.

Seyahat günü gardaki özel bölüme (Harry Potter ’in 9,5 no.lu peronunun! Yanında yer alan Bu bölümün adı Elphick Room)giderek elimizdeki belgeyi gösterdik ve beklemeye başladık. Zamanı gelince bir görevli geldi ve bizi trene bindirdi. Engelliler için ayrılan masalı ve hemen tuvalet yanındaki yerimize yerleşerek rahat bir seyahat yaptık. Bu dönüşte de aynen gerçekleşti.

İskoçya’nın başkenti Edinburgh; sahip olduğu mirası, kültürü ve şenlikleriyle ünlü. Eski ve Yeni Şehrin “Dünya Mirası Alanları”nı keşfetmek için görülmesi gereken bir şehir. İskoç ruhunun olduğu gibi canlı bir şekilde hissedilebileceği bir şehir. Bir gayda ve bir etek, bu günlerde bile günlük yaşamın bir parçasıdır. Yalnız bu gayda işini fazla abartmışlar her sokakta gayda çalanlara rastlıyorsunuz.Tren Edinburgh İstasyonu’na ulaştığında, şehirde bizi ilk karşılayan Scott anıtı oluyor. Şehir tamamıyla bir Harry Porter setini andırıyor.Genel yapısı itibariyle iniş çıkışlı olan şehir bu yönü ile tekerlekli sandalye ile seyahat için fazla konforlu olmayabilir. Aşağıdaki notlarımda da göreceğiniz gibi bazı yerler ulaşmak epey gayret sarf etmenizi gerektiyor. Biz daha önce yazılan gezi notlara bakarak yürüyerek gezmeyi planladık ve uyguladık. Ama o notları yazanların tekerlekli sandalyelileri kastetmediklerini maalesef geç fark ettik. Edinburgh’u gezerken doğru olanı “hop on-hop off”  gezi otobüslerini tercih etmekmiş. Siz giderseniz bence bu yolu tercih edin. Her yere şehir içi otobüslerle ulaşmanız mümkün. Biz bu yolu seçtik. Ama bilet ücretleri yüksek. İndi bindi bile yapsanız otobüse iki kişi için 3.40 pound ödemek durumundasınız. (Bir kişi 1.70 pound) .Paramızın değer göz önünde tutulduğunda maliyet yüksek oluyor. Burada size tavsiyem “D Ticket” almanız. Bir gün geçerli olan bu bilet 4 pound olup bunu gün içinde sınırsız kullanabilirsiniz. Otobüsler nakit para alıyor ama para üstü vermiyor. Bunu bilerek yanınızda hep bozukluk bulundurun. Belirttiğim günlük bileti gene ilk bindiğiniz otobüsten alabilirsiniz. Bunun yanında duraklarda fazla bekliyorsunuz. Bizim gibi Ekim ayında giderseniz ayrıca duraklarda üşümekte ekstrası. Artık tercih sizin.

Ama diğer bir konuyu tercihinize bırakmam istemem. Ekim ayının 14. gittiğimiz şehirde hatırı sayılır bir soğuk vardı. Zaten buraların yağmuru malum, birde soğuk eklendiğini düşününce bavulunuza bol bol kalın giysiler, mont ve yağmurluk koymalısınız. O nedenle gezi tarihini belirlerken hava şartlarını göz önünde tutun. Her zaman belirttiğim Avrupa gezi planlarında sonbahar aylarında güneyi tercih edin. Kuzeyi Mayıs ve Haziran aylarını tercih edin. Ben bu defa bu kaideye uyamadım. Zira Londra’ya kadar gelmişken, (buraya yerleşen kızıma) gelmeyi düşündüğüm  Edinburgh’u araya sokayım dedim.

İngiltere zaten pahalı bir ülke, bir de paramızın değerini de göz önünde tuttuğumuzda, gezi bütçesini yaparken dikkatli olmamızı tavsiye ederim. Bir pizza veya hamburger ile bir meşrubat aldığınızda 15 pound ödüyorsunuz.  Ulaşım fiyatlarını yukarıda anlattım. Otellerde ucuz değil. Müze hariç diğer ziyaret edilecek yerler paralı. Yani engellilere ücretsiz değil, ama hatırı sayılır indirim yapılıyor. Ama sorun paramızın değersizliği sonuçta. (Yazımın tarihinde 1 pound 7,50 TL. İdi).Bu nedenle gezi planınızda bir gün bile önemli. Günleri tam değerlendirin, böylece gün sayısını azaltın.Bu genel bilgilerden sonra gezmeye başlayalım. Edinburgh’un 3 ana bölgesi görülmeye değer. Edinburgh’un baş tacı olan kalesine, katedral, kilise, saray ve müzelere ev sahipliği yapan UNESCU kültür mirasları arasında yer alan eski şehir( Old town). Aslında en yeni binası 100 yıllık olan ve şehrin en iyi alışveriş merkezlerine ve çağdaş müzelerine ev sahipliği yapan yeni şehir (New Town) ve deniz kenarında şehrin en iyi gastronomi duraklarına ev sahipliği yapan leith bölgeleri. Bu muhteşem şehrin tamamının görülebileceği en ideal yer ise kayaların üzerinde inşa edilmiş, şehri tepeden gören Edinburgh kalesi. Bu nedenle ilk hedefimiz de burası.
EDİNBURG KALESİ


Edinburgh gezisi kapsamında görmenizi şiddetle tavsiye edilen birinci yer, her sene 1.5 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği Edinburgh Kalesi olacak.Edinburgh Kalesi ya da diğer adıyla Castle Rock – Kaya Kalesi, 350 milyon önce faaliyette olan sönmüş bir volkanın bacasının üstünde bulunuyor. Kale MS 600 yılında yapılmış gerçek bir şaheser ve tatbiki de Dünya Miras Listesinde. 8 bin yıl öncesine dair yerleşim olduğuna dair kalıntılar olan bölgede, iki bin yıl öncesine ait olan iskeletler de bulunmuş.

Yüksek bir tepede kayaların üzerinde konumlanmış, tarihin 1200 yıl geriye uzandığı Eski şehre, neren bakarsanız bakın görebileceğiniz Edinburgh kalesi damgasını vurmuş.

Kale İçinde Görebilecekleriniz:1.       Taç Odası ve Kader Taşı – İskoç Taç mücevherleri2.       Büyük Salon – Devlet işlerini buradan yönetmek için inşa edilmiş, Oliver Cromwell’in ordusu tarafından bir garnizon olarak kullanılmış, bugün çeşitli silahlar, zırhlar ve kale anahtarını sergiliyor.3.       Kraliyet Sarayı – James VI onuruna 1617 yılında oluşturulan odalar. (Erişim uygun değil)4.       Aziz Margaret Şapeli – Edinburg’un en eski binası, 1.David ‘in annesi anısına inşa edilmiş.5.       Savaş Zindanları – 18. yüzyıl sonunda mahkumlarının kaledeki zindanlarda nasıl yaşadığını göstermek üzere tasarlanmış, sesli dinletilerin de olduğu zindanlar.6.       Mons Meg – 150kg ağırlığında olup, 3.2 km uzağa top ateşleyebilen Avrupa’nın en eski kuşatma silahlarından biri.7.       Saat Bir Topu – 1861’den beri her gün saat 13.00’de ateş edilen top.8.       İskoç Ulusal Savaş Anıtı – Birinci Dünya Savaşından beri gerçekleşmiş çeşitli çatışmalarda hayatlarını feda edenler için yapılmış anıt.9.       Manzaralar – Edinburgh manzaralarını kalenin duvarlarından seyredebilirsiniz

Biz yanlış yoldan gittiğimizden çıkmakta ekstra yorulduk. Siz Royal Mile’ den buraya ulaşın. Daha az yorulursunuz. Biz bir vatandaşın tavsiyesi ile otelden yürüyerek gitme hatasını yaptık, nerdeyse yarı yolda kalıyorduk. O nedenle sakın otoparkların olduğu ve genelde gezi otobüslerin ve araçların kullandığı yolu kullanmayın.Royal Mile’ den giriş yaptığınız da geniş ve eğimli bir alana giriş yapıyorsunuz. Girişteki Görevliden az İngilizcemizle (genç arkadaşlar mutlaka İngilizceyi bir şekilde öğrenin. Az İngilizce ile olmuyor, bunun bedeli bazen çok yorucu olabiliyor) biraz bilgi alıp kalaya doğru yola çıktık. Kale kapısında Görevli bayanın yol göstermesi ile eşim içeri girip biletlerimizi aldı. Benim beklediğim yer engelli ve yaşlı kişileri kaleye ulaştıran aracın park ettiği yer. Hemen girişin yanında. Normal insanın giriş ücreti 16 p. Biz eşim ve benim için 13.33 p. ödedik. Yani iyi bir indirim yapılıyor. Bu indirimin yanında sizi kalenin en görülmesi yerine götürme getirme hizmeti de dahil. Yalnız araç yarım saatte bir geliyordu. (Yazın ise iki araç sürekli çalışıyormuş). Biraz bekledik ve resimde görülen araç geldi. Kısa bir yolculukla bizi kalenin tepesine kadar çıkardı.

Ufak tefek yokuşlar ve taş yollar biraz zorlasa da genel olarak kalenin görülmesi gereken yerlerinin büyük bir kısmına ulaşılabiliyor. Ayrıca buradan şehri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Engelliye uygun tuvaletler bulunmaktadır. Biz genel bir gezi yaptık rampa konulan her yeri gezdik, ama asansörle ulaşılan diğer yerleri varmış ama biz sanırım görmediğimizden ve bilmediğimizden buraları göremedik. Siz artık bildiğinizden mutlaka bu asansörleri bulun.

Böyle bir yerde yardımcı ve yol gösteren görevlinin olmaması büyük bir eksiklik. Levhalarda yetersiz. Genel bir bilginiz yoksa (ama şimdi var 🙂 ) kaleye engelli ulaşım olduğunu anlamanız mümkün değil.

Edinburgh’a gelip te bu kaleyi görmemek zaten düşünülemez. Mutlaka burayı gezin.

National Museum of Scotland 



İskoçya Ulusal Müzesi. Farklı katlara bölünmüş olan bu müze, İskoç arkeolojik buluntularının ve ortaçağ nesnelerinin ulusal koleksiyonlarının yanı sıra;  jeoloji, arkeoloji, doğal tarih, bilim, teknoloji, sanat ve dünya kültürlerini kapsayan eserleri içermekte.

Muhteşem sanat nesneleri ve basit günlük yaşam öğeleri ziyaretçilere İskoç tarihini ve yerli halkın kültürlerini ve benlik bilincini geliştirme çabalarını anlatıyor.. Venedik tarzında, dünyadaki çeşitli koleksiyonları bulabileceğiniz güzel bir bina. Bu koleksiyonlar, sanat, bilim, sanayi, arkeoloji, çevre ve diğer birçok yaşam alanlarına ışık tutacaktır. Giriş ücretsiz. 

Tekerlekli sandalye ile her yerine ulaşabildiğiniz bu müze, burada mutlaka görmeniz gereken bir yer. Biz fazla zaman ayıramadık bu nedenle tam olarak gezemedik ama siz en az 3 saat ayırın buraya. Edinburgh’ta görülmesi gereken birçok müze bulunmakta. Biz sadece burayı gezebildik.

Old Town

İskoçya’nın en eski bölümüne verilen ad olan Old Town – Eski Şehir, Edinburgh gezisi içinde  belki de en çok zaman geçireceğiniz bölge olacak. Ortaçağ mimarisi ve Reform dönemine ait  yapıların korunmuş olduğu bölgede, ünlü St. Giles Katedrali, İskoçya Ulusal Müzesi, Parlamento Binası ve çeşitli kiliseler bulunmakta. Parke taşlı daracık sokakları vb. gibi bizlerin ulaşmasının mümkün olmadığı geçit, gizli meydanları ile dikkat çekiyor. Ancak iniş çıkışlı tepelerinde bazı tırmanışlar bize göre değil.Yine eski şehirde olan ünlü Royal Mile Caddesi, Edinburgh manzaralarına tanıklık edebileceğiniz yerlerde Holyrood Parkı ve burada bulunan volkanik tepe Arthur’s Seat ziyaretçilerine tam bir görsel şölen sunuyor.İhtişamlı yapısı ile Tarihi kilise St. Giles Katedrali, Edinburgh Kilisesi ve Holyrood Sarayı arasında yer alıyor. Eski Şehrin önemli simgelerinden olan Edinburgh Üniversitesi’ne de vakit ayırın. Holyrood’da bulunan tasarımı ile 2005 yılında stirling ödülüne layik bulunan Parlamento Binası’nın zevkli dekorasyonuna tanıklık edin. Ünlü yazar J.K. Rowling’in Harry Potter kitaplarını yazmış olduğu The Elephant House da Royal Mile civarında bulunuyor.Royal Mile



Edinburgh Kalesi’nden başlayıp Holyrood Sarayı’na kadar devam eden Royal Mile (Kraliyet Yolu), eski şehir bölgesinin en önemli turistik yerleri arasında sayılıyor. Oldukça renkli bir atmosfere sahip olan Kraliyet Yolu boyunca yürürseniz sokak sanatçısını dinleme ve gösterileri izleme şansını elde edebilirsiniz. Turistlerin sürekli dolaştığı, festival zamanı gösterilerin olduğu, Edinburgh Kalesinden başlayıp Holyrood House’a kadar gelen uzun bir yol. Bu cadde üzerinde çeşitli turistik dükkânlar, İskoç kumaşını satan mağazalar, restoranlar, kafeler, tarihi yerler keşfedilmek üzere sizleri bekliyor.

 Ama mutlaka gezinizi Kaleden başlayıp Holyrood sarayında bitirin. Bu yolla sadece frenleme ile yol alırsınız Aksi halde iyi bir yokuş çıkmanız gerekir. Bu caddenin bazı yerleri trafiğe kapalı, Sakin aylarda daha rahat gezer ve alış veriş yapabilirsiniz. Yol üzerine bir çok pup’ları, st.giles kilisesini vb. yerleri görebilirsiniz.

Palace of Holyroodhouse

Holyrood house Sarayı. Eskiden dedikoduların, cinayetlerin ve siyasi entrikaların yeri olan Holyroodhouse Sarayı, günümüzde Kraliçenin resmi ikametgâhıdır. Otel, Edinburgh Sarayı’na ulaşan Royal Mile’nın sonunda bulunmaktadır. Ortaçağ efsanesine göre şu anda sarayın olduğu yerde kalıntıları bulunan manastır, 1128 yılında 1. David tarafından inşa ettirilmiş. Kral avlanırken, bir geyiğin boynuzları arasında haç olduğunu görmüş ve bunun Tanrıdan gelen bir mesaj olduğunu düşünerek geyiği gördüğü yere manastırı yaptırmış. Bugün sarayın ismi olan ‘Holy Rood’, Kutsal Haç anlamına geliyor.

Dönemin İngiliz Kralı’nın İskoçya’daki malikânesi olan Holyrood Sarayı, resmi giriş alanı olan Great Stair’i, süslemeleri ve dekorasyonu ile etkileyici Royal Dining Room’u, Royal Gallery’den bazı parçaları bünyesinde barındıran Queen’s Gallery ve Throne Room görülmesi gereken yerlerdenGiriş ücretli ama engelli indirimi ile uygun olan (Engelli ve refakatçi ile toplam 8,70 Pound) Saray’ın önemli bölümleri tekerlekli sandalye ye uygun. Girişten itibaren bir görevli size yardımcı oluyor. Gezmeniz için rehberlik ediyor. Üst kata çıkmak için özel asansöre yönlendiriyor. Rahatça gezebiliyorsunuz, engelli tuvaletleri bulunmaktadır. Ancak resim çekmek yasak bu nedenle sizlere sarayın içinden resim gösteremiyorum.

Hemen yanında bulunan yıkık kilise ilginç bir yapı. Buradan bahçeye çıkılıp sarayın bahçesini gezebiliyorsunuz. Buradan Holyrood parkını ve Arthur Seat tepesini görebilirsiniz.

Arthur’s Seat – Arthur’un Koltuğu



Şehrin panoramik manzaralarını yüksek bir tepeden seyretmek isteyen yürüyüş sevenler, Edinburgh’un bu en yüksek zirve noktasına yürüyerek bir saatte çıkabilirler. Yani bize hiç uymaz.İsmini Kral Arthur’a ait efsanelerden geldiği söylenen bu tepe, Edinburgh kalesinin altındaki kayalar gibi sönmüş yanardağ oluşumundan meydana çıkmış. Yukarıda belirttiğim gibi sarayın bahçesinden setretmekle yetindik. Zaten şehrin her yerinden görünen bir tepe.

St.Giles kadetrali



Şehrin ünlü siluetini öne çıkaran tarihi yapılarından biri olan St. Giles Katedrali (St. Giles Katedral), kendine özgü mimarisi ve çan kulesi ile turistler tarafından büyük ilgi görüyor. 19.yüzyılda restore edilerek günümüze kadar ulaşması sağlanan katedral, yaklaşık olarak 900 yıldan beri şehrin dini odak noktalarından biri. İskoçya’nın dini kültürü hakkında bilgi edinmek isterseniz ve katedralin mimari özelliklerini daha yakından görmek isterseniz tarihi yapıyı ziyaret edebilirsiniz.

Bunların yanında benim gitme fırsatını bulamadığım The Elephant House The GrassmarketAreaGreyfriars Kirkyard-grayfars bobby- Frankestein Pub gibi ilginç yerleri de ve burda bulunan diğer müzeleri de gezebilirsiniz.
New town
New Town, Old Town bölgesinin Edinburgh’ta atan nüfus ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle on sekizinci yüzyıldan itibaren kurulmaya başlanan bölge. 18.yy İngiliz mimarisi ile görkemli binalara ev sahipliği yapan yeni şehir 250 – 300 yıllık binaları ile eski şehir ile kıyaslanınca genç kalıyor. Cadde boyunca kale ve eski şehir manzarasını izlemeniz mümkün. Burada görülmesi gereken yerlerin başında ise Prenses Caddesi geliyor. Burada bulunan ve simgesel anıtların bulunduğu Calton Hill’e dik merdivenler nedeniyle ulaşmak mümkün değil. Onun için burayı uzaktan seyretmekle yetindik.

The Royal Yacht Britannia

Britanya, 16 Nisan 1953’te inşa edildikten sonra 44 yıldan fazla bir süre bir milyon milden fazla yol kat ederek Kraliyet Ailesi’ne hizmet etmiş. Kraliçenin parlak devlet ziyaretleri, resmi resepsiyonlar, kraliyet baleleri ve aile tatilleri için adeta mükemmel bir krallık evi olmuş.

1997’de emekliliğe ayrılmış olan gemi, artık Edinburgh’ta müze olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. İçeri girmeden size bir kulaklık veriliyor (ilginç ama Türkçe ’de var) ve dolaştığınız yerlerde bu kulaklıktan ilgili kısım hakkında sesli bilgiyi dinleyebiliyorsunuz.

Tur kapsamında, gemi dümeninin olduğu köprü mevkiini, kraliçenin misafirleriyle birlikte yemek yediği salonu, yatak odalarını, oturma odalarını, makine dairesini, personel kamaralarını,  güverteyi gezebilmeniz mümkün.

Kraliyet Yatı. Kraliyet ailesine Dünya’nın 4 bir yanından gelen hediyelerin ve konakladıkları kamaraları gezme şansı yakalayacağınız bu yat için Şehrin biraz dışındaki Ocean Terminal bölgesine gitmeniz gerekiyor. Buraya şehir içi otobüsleri ile ulaşmak mümkün. Alışveriş Merkezinin 3. katından yata açılan bir giriş kapısından giriş kapısı ile bu yata giriş yapılıyor.  Açıkçası geniş zamanı olanlara tavsiye edebileceğim bir yer. Giriş ücretli 16.50 ancak engelli ve refakatçisi için toplam ücret 12.50 poundGeminin her yerine ulaşmanız mümkün. Her kata asansörle ulaşılabilir. Her yönü ile tekerlekli sandalye için uygun. Bol bol engelli tuvaletleri var

Princess Caddesi
İskoçya’nın Oxford Street’i olarak anılan ve yalnızca yaya girişine açık olan bu cadde önemli alışveriş mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Prenses Caddesi’nde bir alışveriş turu yapabilir, kale manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Alışveriş sonrası yorgunluğunuzu atmak isterseniz Princes Street Gardens ve West Gardens’ta soluklanabilir, burada bulunan heykel ve anıtları keşfedebilirsiniz. Cadde düz ve tekerlekli sandalyeye uygun. Bağlı sokaklara ulamak için biraz meyil var ama ulaşılamaz değil.Edinburgh’un en yoğun caddesi. Aynı zamanda otobüslerin kalkış noktası olan caddede yolun hemen yanında, şahane kale manzarasına karşı Prenses Caddesi Bahçesi (Princess Street Garden), yer alıyor. Edinburgh’luların da oldukça rağbet gösterdiği park, huzurlu ve yemyeşil bir yer. Ama merdivenlerle inildiğini gördüğümden ben inemedim. Belki meyilli bir inişi vardır ama onunda dik olduğunu tahmin ediyorum. Caddeden seyretmekle yetindik. Genellikle özel araçların girmesine izin verilmeyen caddeye toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabilirsiniz. Princess Street’ten eski şehir merkezini ve Edinburgh Kalesi’ni geniş bir açı ile görebilirsiniz. Ayrıca caddede yer alan dünyaca ünlü mağazaları gezebilir ve alışveriş edebilirsiniz. Yalnız hiç ucuz değil bilesiniz.
Scott Monument

Scott Monument, Princess Street’te yer alan devasa bir anıt. Görkemi ile büyüleneceğiniz ve ihtişamı ile kendinizi küçücük hissedeceğiniz Scott Monument, neo-gotik tarzda inşa edilmiş taş bir kule. İskoçyalı yazar Sir Walter Scott anısına yapılmış.Yüksekliğinden dolayı Edinburgh ve çevresinin panoramik manzarasını seyredebileceğiniz Scott Anıtı (Scott Monument), ihtişamlı gotik mimarisi ile ön plana çıkıyor. Dünyanın en büyük yazar anıtı olan ve 1840 yılında inşa edilmeye başlanan 61 metre yüksekliğindeki Scott Anıtı üzerinde 68 adet heykelcik bulunuyor. 287 basamaklı merdiveni le tepesine çıkıldığın sadece bilgi olarak paylaşayım. Edinburgh geziniz esnasında Princes Street Garden’da yer alan Scott Anıtı’nı detaylı inceleyebilir ve eşsiz karelere imza atabilirsiniz.

Sonuç olarak görülmesi ve gezilmesi gereken bir şehir. Ancak başta da belirttiğim gibi gezi otobüslerini tercih etmek yararlı olabilir. İyi bir internet kullanıcısı iseniz (uygulamasını indirip)şehir içi otobüsleri ile de gezmeniz mümkün. Ama mutlaka günlük bilet alınız. Yoksa ulaşım bizim paramızla kıyas edildiğinde pahalı. Yürüme planında notlarımızdaki güzergâhları takip edin. Zira iniş çıkışı bol bir şehir.Yeme içme konusunda meraklıysanız başka kaynaklara bakın ama yeme içme burada gene bizim paramızla pahalıya geliyor. Alış verişe meraklıysanız Princess Caddesi ve sokaklarını bol bol geziniz. Ucuz yerler de bulabilirsiniz.

Engelliler için Londra / 2. Gezi

By Yurt Dışı Seyahatler

2014 de yaptığım ve notlarını sizlerle paylaştığım Londra gezi notlarına ek olarak 2019 yılında yaptığım gezi gözlemlerimle eklenti yapmak istedim. Siz öncelikle okumadıysanız “engelliler için Londra” notlarına bakınız.O tarihte gezemediğimiz yerler ile daha önce gezdiğimiz yerlerden bazılarını tekrar gezme imkanı bulduk ve bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Bu geçen beş sene yaşanan en büyük değişiklik, paramızın yaşadığı değer kaybı. Bu zaten pahalı olan bu şehri daha da pahalı hale getirmiş.Yararlı olması ve bol bol gezmeniz umuduyla bu notları sizlere paylaşmak istiyorum.
Heathrow havaalanıGatwick havaalanındaki tüm hizmetlerinin tümü burada da geçerli. Buradaki farklılık ulaşım ile ilgili olacaktır. THY uçakları 2 no.lu terminalde hizmet vermektedir. Buradan tren istasyonuna ulaşmak için şatıl bulunmamaktadır. Zira istasyon terminale yakındır. Yani terminal içinden istasyona direk ulaşılması mümkün. Hava alanı büyük o nedenle ulaşım biraz uzun sürmektedir.
Metro ulaşımıİlk yazımda kullanmadığım için bahsetmediğim bu ulaşım aracından kısaca bahsetmek isterim. İkinci Londra seyahatinde bol bol kullandığım Londra metrosu engelliler için uygun olmasına karşın, bazı sorunlarda yaşanmaktadır.  Öncelikle eski duraklardan oluşan metroda geçişler sırasında seviye farkları nedeniyle sorun yaşanmaktadır. Yardım almadan inip binme imkansız. Tüm duraklarda asansör olmaması da ulaşımda sorunlar yaratıyor. Zaman zaman şehri görmek için otobüs kullanılabilir, ama sürekli otobüs zaman kaybı yaratabilir. Bu nedenle metro tercihi yapmanızı öneririm. Sadece istasyonlardaki asansör durumunu önceden incelemeniz gerekiyor.Bu arada geçen 5 yılda paramızın değer kaybı Londra da tüm giderlerde olduğu gibi ulaşımında maliyetinin yükseltmiş
Tower Bridge

Londra’nın en önemli köprüsüne ikinci gezimizde özel olarak gitmek istedik. Düz bir yapıda olan köprü üzerinde gezmek gayet rahat. Hem köprünün mimari güzelliğini hem de Londra’yı seyretmek burada bulunmak için yeterli sebepler.

Kırmızı telefon kulübeleri, siyah taksiler ve london eye ile birlikte şehrin en çok fotoğraflanan ve simgesi haline gelmiş yapılarından Tower Bridge gerçekten de bir köprüden öte, bir sanat şaheseri, mimari bir başyapıt.Köprüden yaya olarak geçmek istediğinizde aşağıdaki köprüden geçebiliyorsunuz. Ancak kuleleri ve kuleleri birbirine bağlayan üst köprüyü gezmek ise ücretli. Aslında bilgi eksikliği nedeniyle biz kulelere çıkmadık. Asansörü gördük ama önündeki kuyruk bizi caydırdı. Ama yukarıdaKuzey ve Güney Kuleleri arasındaki koridorun muhteşem bir Londra manzarasına ev sahipliği yaptığı konusunda bilgimiz yoktu. Bilseydik o kuyruğa mutlaka girerdik.

11 metre uzunluğundaki cam zemin bu koridora 2014 yılında eklenmiş ve ayaklarınızın altında Thames Nehri’ni, araç ve yaya trafiğinin aktığı, nehirden gemi geçeceği zaman açılıp kapanan köprüyü tepeden seyretmenize izin veriyormuş. Neyse inşallah bir dahaki sefere diyelim. Ama siz artık öğrendiniz mutlaka bu asansöre binin.Eğer asansöre binerseniz Kuzey Kulesi’ndeki 19. YY Londra’sını orada bulunan sergiden izleyebilirsiniz. Güney Kulesi’nde ise Tower Bridge Köprüsü’nün sıra dışı mimarisinin detaylarını öğrenebilirsiniz. Buradan aşağı inerek makine dairesini ziyaret edebilirsiniz.

Tower Bridge Köprüsü ilk yapıldığında Makine Dairesi’nde buhar makineleri kullanılıyormuş ve köprü buhar gücü kullanılarak açılıp kapanıyormuş. 1974 yılında ise elektrikli sisteme geçilmiş.Eski sistemin de turistik amaçlı ziyaretlerde gösterilebilmesi için hala tutulduğu Makine Dairesi’nde buhar kazanlarını, baskülleri ve yeni elektrikli sistemi yerinde görebilir, bu mühendislik harikasının çalışma prensibini öğrenebilirsiniz. Ayrıca ziyaretiniz köprünün gemi geçişi sebebiyle açıldığı bir zamana denk gelirse araç ve yaya trafiğinin durdurulduğu, köprünün tam ortasından ikiye ayrılarak açıldığı bu olayı seyretmek son derece keyifli olacaktır.Kuzey ve Güney Kuleleri arasındaki koridor muhteşem bir Londra manzarasına ev sahipliği yapıyor. Şehrin en önemli yapılarını buradan seyrettikten sonra bir de aşağıya, üzerinde durduğunuz zemine bir bakmanız öneriliyor.11 metre uzunluğundaki cam zemin bu koridora 2014 yılında eklenmiş ve ayaklarınızın altında Thames Nehri’ni, araç ve yaya trafiğinin aktığı, nehirden gemi geçeceği zaman açılıp kapanan köprüyü tepeden seyretmenize izin veriyor.

Engelli ziyaretçiler, öğrenciler ve 60+yaşlılar için imtiyazlar mevcut olduğunu öğrendim. Engelli ziyaretçilere yardım eden kişiler için refakatçi bileti de ücretsiz olarak temin edilebilir. Anladığım kadarı ile normal yetişkinler için bilet ücreti 9,980 P. Engelli ve refakatçi için toplam 6,80 P.ile asansöre binebiliyor. Mutlaka bu asansöre binin ve köprüyü alttan ve üstten doya doya gezin, metro ile ulaşmak mümkün, istasyona çok yakın.

RichmoundVaktiniz kaldıysa Londra gezilecek yerler arasına Özellikle de havanın güzel olduğu bir günde Richmond’u eklemenizi öneririm. Kesinlikle pişman olmazsınız. Richmond Londra`ya yaklaşık 20 dakika uzaklıkta yer alıyor.

İkinci gezimiz programında olan bu semtte, bilhassa nehir kenarında gezinti yapmanızı öneririm. Hem nehirdeki kuşları, ilginç tekneleri ve parkları görmek ve gezmek güzel bir zaman geçirmenize imkan sağlayacaktır. Diğer yerlerden buranın farkı ise yerli halkı daha fazla görmeniz.

Richmond geyikli parkıyla ünlü. Richmond park Londra’nın en büyük kraliyet parkıymış. Toplamda 856 hektarlık kocaman bir alana sahip. Yani tam bir doğal yasam alanı. 17.yuzyilda 1. Charles tarafından kurulmuş. Ancak biz sahil tarafından yanına kadar gitmemize karşın bu alana giremedik. Zira girişine konulan turnikeden sandalye geçemiyor. Bu nedenle içeri giremedik ve burada bulunan geyikleri göremedik. Belki başka bir girişinden içeri girilebilir.Gerek cadde ve bilhassa nehir kenarında gezinti tekerlekli sandalye ile rahat. Biraz caddeden nehir kenarına inerken meyil var. Çıkışta yorabilir.

King Cross

Edinburgh seyahati nedeniyle gittiğimiz King Cross Tren İstasyonu, Birleşik Krallığı’n başkenti Londra’da bulunan bir tren istasyonudur. İstasyon şehir merkezinin kuzeydoğusunda Camden semtinde yer almaktadır ve Birleşik Krallığı’n en yoğun tren istasyonlarından biridir.
King Cross, Harry Potter kitapları ve filmleri ile, özellikle kurgusal Platform 9¾ ile olan ilişkisi nedeniyle tanınır hale geldi.

King cross istasyonunun yanında bulunan bu bina muhteşem yapısı dikkatimizi çekti.

Hyde Park

Ne zaman gelinse mutlaka gidilmesi gezilmesi gereken bu parka bu gelişimizde de uğradık. Bol yağmur vardı.

Ama sonradan güneş açtı. Göl kenarında rahatça gezdik.

Piccadilly Circus – Oxford Street – Carnaby Street

Londra’nın bu önemli mekanlarını görmeden olmaz dedik. Bu gezimizde de buraları gezdik ve resimler çektik. Bu gelişimizde yeni keşfettiğimiz Carnaby sokağında dinlenip kahvelerimizi içtik. Oxford caddesi oldukça düz ve tekerlekli sandalyeye uygun.