All Posts By

engelsizseyyah

Engelliler için Rahmi Koç Müzesi

By Kısa Kısa İstanbul

İstanbul’daki  gezimizde bu yazımızdaki mekanımız Rahmi Koç Müzesi. KOÇ holding sayfasında Müze  kısaca şöyle tanıtıyor.Eski İstanbul’un merkezinde ve Haliç Kıyısı’nda, yaklaşık 27.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulan Rahmi M. Koç Müzesi, ülkemizin ilk ve tek sanayi müzesi olmasının yanı sıra, hem eğlendirici hem de eğitici özellikleriyle yaşayan bir sosyal mekan niteliği taşımaktadır.

Rahmi M. Koç Müzesi, iki farklı bölümden oluşmaktadır: Lengerhane Binası ve Hasköy Tersanesi. III. Ahmet Dönemi’nde tersane tesisleri için kurulan Lengerhane Binası, 1991 yılında Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından satın alınarak, 1994 senesinde ziyarete açılmıştır. 1996 yılında da Hasköy Tersanesi Vakıf tarafından satın alınmış, aslına uygun bir şekilde yenilenerek 2001 senesinde müzeye dahil edilmiştir. 

Rahmi M. Koç Müzesi, sanayi, iletişim ve ulaşım tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk büyük kuruluştur. Ziyaretçileri adeta bir zaman yolculuğuna çıkaran müze, karayolu ulaşımı, raylı ulaşım, havacılık, denizcilik, makineler, iletişim, bilimsel aletler, model ve oyuncak, yaşayan geçmiş ve eğitim bölümlerinden oluşmaktadır. 

Bu tanıtımı okuduktan sonra gezmeye başlayalım. Ancak yukarıdaki tanıtımda belirtilen etkinliklere bazılarına tekerlekli sandalye ile katılmak mümkün değil.  Mesela denizaltını gezemiyoruz. Gene nostaljik tren turu da mümkün değil.Tekne ile Özel Haliç gezintileri de zor.

Neyse biz gezebildiklerimize yönelelim. Öncelikle müze tekerlekli sandalyeli ve refakatçisi için ücretsiz.  Rahatça müzeye girip nerdeyse her yerine ulaşabiliniyor.

İçinde engelli tuvaletleri  mevcut olup, rampalar ve asansörlerle her yere ulaşılması sağlanmış. Bunu yurt dışındaki bir çok müzelerde göremezsiniz. Bu nedenle teşekkürler Koç grubuna.

Bu nedenle uzun uzun yazılacak bir durum yok. Rahatça ve mutlaka gidin ve gönlünüzce dolaşın. İsterseniz içerisinde bulunan kafelerde kahvenizi yudumlayın,ya da müze sahası içinde yer alan ve güzel bir Haliç manzarasına sahip restoran da  karnınızı doyurun.

2009 yılında Rahmi M. Koç Müzesi’ne gelişinden itibaren müze vapur olarak ziyarete açılan Fenerbahçe Vapuruna ulaşmak enazından altkatında gezmek ve  nostaljik kafesinde  keyifli anlar yaşatmanız mümkün.

Müzede ilgimizi çeken bir  bölümde tekerlekli sandalyelerin bulunduğu bölüm. Tekerlekli sandalyenin ilk örneklerini burada görmek mümkün.

Bu arada iyi bir Beşiktaş’lı olan Rahmi Koç’un müzesinin bir köşesini siyah Beyazlı renkler doldurmakta.

Engelliler için Gestaş Feribotunda Seyahat

By Engelli Seyyah’dan

Size 09.08.2018 tarihinde Gestaş şirketine ait Gökçeada – Kaba tepe feribotunda yaşadığım olayları daha doğrusu yaşadığım eziyetleri anlatmak istiyorum.Seyahatim öncesinde feribotun durumu hakkında bilhassa engelli yolcular için ne gibi tedbirler alındığını öğrenmek amacı ile şirketi telefon ile aradım. Durumumu anlattım. Ancak engelli araçlar için hiçbir ayrıcalık tanımadıklarını öğrendim. Bunun üzerine bir mail göndererek niye ayrıcalık tanımadıklarını sorarak, seyahat gününü ve saatini de yazarak gereken kolaylığı göstermelerini beklediğimi belirttim. (Hemen belirteyim ki hiçbir kolaylık görmedim.)Sorun yukarıda belirttiğim gibi 09.08.2018 tarihinde saat 13.00 seferini yapan Gelibolu adlı feribot seferinde yaşadım. Önce ilk girişte araçların sırata girmelerini sağlayan görevliye durumumu belirterek(tekerlekli sandalyede yaşayan ve kalp hastası olduğumu) aracımın önceden alana sokulmasını ve gemide uygun bir yere park etmemin sağlanmasını talep ettim. Uygunluktaki kastim, engelli asansörüne yakın ve aracın dışına çıkmama olanak sağlayacak bir park yerine park etmemin sağlanmasıdır ki bunların yapılmasında hiçbir engel bulunmamaktadır. Ancak oradaki görevli “herhangi bir ayrıcalık yapamayacağını sıraya girmem gerektiğini” kaba bir şekilde beyan etti. Bende mecburen sıraya girdim. Oradan hemen şirketin müşteri hizmetlerini aradım.(Saat 12,20) . Onur isimli yetkiliye durumu ve yaşadıklarımı anlatarak yardımcı olmalarını istedim. Görevli hatta kalmamı söyleyerek bir takım görüşmeler yaptı. Sonra aracımın plakasını ve kimlik bilgilerimi alarak tekrar bekletmeye aldı. Tekrar döndüğünde ise “buradan yardımcı olamayacağını, durumu gemiye ilettiklerini orada yardımcı olacakların” söyledi Bana pek inandırıcı gelmediğini, bu sıra dahilinde girersem kimsenin yardımcı olmayacağını, engelli asansörünün yanına park etme şansım kalmayacağını, bu nedenle şimdiden önlem almaları gerektiğini söylediysem de pek aldırış etmedi.

Gemi girişinde ise isminin Musa olduğunu söyleyen Görevliye durumumu anlattığımda “engelli aracı olduğunu gördüm” dedikten sonra bana bir park yeri gösterdi. Tam devasa bir kamyonun arkasında ama kapı tarafım açılmaya müsait olduğundan itiraz etmedim. Ancak biraz sonra oraya da bir araç koyarak  benim dışarıya çıkmamı engelledi. “Kapı payı bırakmasını,bu şekilde araçtan hiçbir şekilde inemeyeceğimi, acil bir durumda buradan çıkamayacağımı “ defalarca belirtmeme karşın, gayet ilgisiz ve kaba şekilde davranarak “korkma bir şey olmaz, olacak olsa biz biner miyiz” şeklinde yanıt vererek yanımızdan ayrıldı. Böylece 40 dereceye yaklaşan bir sıcaklıkta, engelli ve kalp hastası birisini aracında tutsak halde kalmasına göz yumdu. Herhangi bir acil durumda aracımdan çıkmam mümkün olamayacaktı. Zaten bizde tedbirler bir kaza olup, birkaç kişi öldükten sonra alınır.(x) Bu durumu da hatırlatmama rağmen oralı olmayan ters ve ukala davranan bu şahsın her şeyden önce insanlığından şüphe duyulması gerekir. Bir buçuk saat süren yolculuk sırasında aracında kalan tek insan bendim. Halbuki biraz anlayışlı olsa aracımı asansörün yanına park ettirir(bu mümkündü), benimde diğer yolcular gibi güverteye çıkma şansım olurdu. Kanımca engelli bir insana bu şekilde davranan bu kişinin derhal tedaviye alınması gerekir. Günümüzde hala bu tip davranışta bulunuluyor olması öncelikle şirketin utanması gereken bir durumdur. Bırakın bir insanı bir hayvanı bile bu şartlarda bırakılmaması gerektiği düşüncesindeyim.

Bu durumu iletmek için seyahat başlarken tekrar şirketi aradım. Durumumu ve yaşadıklarımı anlattım. Telefondaki bayan yetkili “gemiye müdahale edemeyeceğini” söyleyerek sadece şikayet kaydımı almakla yetindi. Yani çözüm için hiçbir şey yapmadı. Gemiye ulaşmasını, durumu bir gemi yetkilisine bildirmesini istediysem de kendisinin bunu yapamayacağını belirtti. Bende o zaman,” bir olumsuzluk olabileceğini bu nedenle acil olarak durumu üstlerine bildirmesini” istedim. Bununda mümkün olmadığını söyledi. Acil bir durumda aracımda hapis kaldığım bir yana her an bir kalp krizi geçirmemde (sinirli ve gergin olmam nedeni ile) olmayacak bir durum değildi.

Yaşadığım bu olumsuzlukların temelinde inisiyatif kullanmayan çalışan görevlilerin rolü mutlaka önemlidir.Ancak şirketinde bu konularda önlem almadığı, çalışanlarını eğitmediği, onlara bu durumda nasıl davranmaları konusuna talimat ve bilgi  vermedikleri anlaşılmaktadır. Bu nedenle çalışanlar kadar belki de daha fazla bu olumsuzlukların yaşanmasından şirket birinci derecede sorumludur.Geminizde engelli asansörü var, ancak engelli kişinin oraya ulaşması mümkün değil. O zaman  asansör niye var. Bırakın asansöre ulaşmayı araçtan çıkmanız bile mümkün değil.

Bu durumun yasalarda karşılığı olması lazım ve biliyoruz ki en öncelikle Anayasamızda “engellilere pozitif ayırımcılık yapılması konusunda açık bir hüküm bulunmaktadır. Bırakın pozitifliği aksine negatif bir uygulama ile karşı karşıya kalınmıştır.Bu nedenle başta söz konusu şirket olmak üzere bu olayda rol alan tüm görevlilerden şikayetçi olduğumu gerek firmaya ve gerekse ilgili Bakanlıklara bildirdim.Bu konuda gerekenlerin yapılarak sorumlulara gereken idari yaptırımın uygulanmasını ve sonuçtan tarafıma bilgi verilmesini beklemekteyim. Olayı belgeleyen konuşmalar şirket kayıtlarından kontrol edilebilir.

Ülkemizde engelli bir insana hala bu şekilde davranılması devletimizin sorumlu olması gereken bir durumdur. Konu her düzeyde yetkili kurumlara iletilmiş olup, neticesi ile birlikte gerek engelli sitelerinde ve gerekse sosyal medyada paylaşılacaktır.Konu kısa olarak Cimer’e de bildirilmiş olup,şu yanıt alınmıştır.( Sayın LEVENT KARAGÖZ,
T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)’ ne 12.08.2018 tarihinde yapmış olduğunuz 1801458069 sayılı başvurunuz 29.08.2018 tarihinde İSTANBUL VALİLİĞİ tarafından cevaplanmıştır:Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine yapılmış olan başvurunuz incelenmiştir.Özel şirketlerin özel hukuk hükümlerine tabi olması nedeniyle talebinizle ilgili herhangi bir işlem yapılamamıştır. Konu hakkında ilgili kuruluşa müracaat etmeniz gerekmektedir.Bilgilerinizi rica ederiz.) Yanıtın yorumunu sizlere bırakıyorum.(x) Rastlantıya bakın ki, bu olaydan kısa bir süre sonra yaşanan bir kazayı sizlerle paylaşmak istedim. Bu aracın içinde bizde olabilirdik.

Engelliler için Moskova

By Yurt Dışı Seyahatler

Engelliler için Moskova genel olarak zor bir şehir. Bu masalımsı şehri, bilhassa Kızıl Meydanı görmek tüm zorluklara değer diyorsanız lafım olmaz. Gerçekten kırmızı tuğlaları, rengarenk kubbeleri muhteşem kuleleri ile her mevsim insanlarla dolan masal ortamı bir meydan. Gençliğimizde ismini bol bol duyduğumuz bir dönemin, bir görüşün başkenti olan şehir. Belli başlı şehirleri gezdiyseniz ve  içinizde Moskova düşü varsa zorluklarına karşın mutlaka gidin derim.


Bence 3 günlük gezi yeterli. Tabi fazla detaya dalmayı düşünmüyorsanız. Öncelikle otel tercihiniz bilhassa kızıl meydana yakın olsun. Zira burası hem şehrin merkezi ve hem de Kızıl Meydan her saatte sizlere değişik yüzünü gösteren bir mekan. Yakın olmakta fayda var.

Neresi zor derseniz (tabi tekerlekli sandalyeli engelliler yönünden)öncelikle şehrin ulaşım yükünü taşıyan metroya ulaşmanız mümkün değil. Son yıllarda yapılan ancak merkeze uzak duraklar hariç önemli hiçbir durağı engelliye uygun değil. Gezilmesi görülmesi önerilen hiçbir metro durağına ulaşmanız ya mümkün değil ya da çok çok zor. Bu nedenle gezim boyunca hiç metroya binemedim ve görmeyi çok arzuladığım metro duraklarını göremedim. Bu nedenle de görmeyi arzuladığım bazı yerlere gitme şansım olmadı.

Bunun yanında geniş ve bol trafikli caddelerden karşıya geçmek başka bir sorun. Gerçekten önemli bir sorun. Yolun karşısında görmeniz gereken bir yer var ama karşıya geçmeniz (2-3 kişi yardımcı olmadan) mümkün değil. Moskova’da karşıdan karşıya geçme sorunu bilhassa önemli caddelerde alt geçitlerle sağlanıyor. Yani yayaya geçme şansı tanıyan trafik ışıkları yok. Mutlaka alt geçitten geçmeniz gerekiyor. Güzel bir düşünce ama engelliler için ayni görüşte olmak mümkün değil. Zira alt geçitlerde asansör, lift gibi bir çözüm düşünülmemiş. Bir çözüm düşünülmüş tabi ama ne derecede yararlı oluyor derseniz, yukarıda belirttiğim gibi 2-3 babayiğit bulmanız halinde sonuç alabilirsiniz. Evet, resimlerde görüldüğü gibi rampalar yapılmış ama bunları tek başınız kullanmanız, hatta bir yardımcı ile kullanmanız mümkün değil. Denemek isterseniz resmen hayati tehlike ile karşı karşıya kalırsınız. Böyle bir şehirde böyle bir çözüm düşünülmesi gerçekten bir rezalet. Hangi akıl düşünmüş bilemiyorum. Yani karşıdan karşıya bu yoldan geçmeniz mümkün değil.

Biz nasıl geçtik derseniz açıklayayım. Bir defasında iki adet Beyaz Rusyalı gencin gönüllü yardımı ile geçtik. Hem inmede hem de çıkmada büyük gayret sarf ettiler. Bununla da kalmadılar bizim gibi şehrin yabancısı olmalarına rağmen bizi gitmeyi planladığımız Kurtarıcı İsa Kadetraline kadar götürdüler. Yani yaklaşık 45 dakikalarını bana ayırdılar. İyi insan olmak için başka hiç bir niteliğe gerek yok. İyi insan her yerde, her kimlikte her dinde her ırkta olabilir. Kesinlikle bu konuda ön yargılı olmayın. Onlarla çektirdiğim hatıra resmini burada paylaşmak isterim. Bir defasında trafik polisleri yolu kestiler. Bir iki defada kelle koltukta  ama siz denemeyin.

Başka bir zorlukta  gezilmesi gereken yerler genellikle parke döşeli. Bu tekerlekli sandalye için pek konforlu olmuyor. Mesela kızıl meydanın zemini parke döşeli.

Bu giriş kısmında son değinmek istediğim konu ise, 9 Mayıs’ta Moskova da olmamaya çalışın. Yani gezi planınızı bu tarihe göre ayarlayın. Tabi bunun gibi başka tören tarihleri var mı mutlaka araştırın. Benim hiç aklıma gelmemişti şimdiye kadar. Ama bundan sonra gideceğim yerlerin bayram vb. gibi tarihlerine mutlaka bakacağım. Sizde bakın. Bu nedenle 3 gün için planladığımız gezinin nerdeyse iki günü kızıl meydana yaklaştırılmadık. Kurtuluş günü törenleri için meydana giren tüm yollar iş makineleri ile kamyonlar ile kapatılmış. Yaya yollarında da Polis noktaları kurulmuş, hiç kimseyi geçirmiyorlar. Sanırım Putin törenlere katılacak diye tüm bu önlemler. Bize pek yabancı gelmedi ama bu kadarının böyle turistik mekanda olacağını hiç aklımıza gelmezdi. Sırf bu nedenle otobüslerde çalışmadığından planladığımız bazı yerlere gidemedik. Zira yaptığımız gezi planı ilk günden geçerliliğini kaybetti. En üzücüsü ise Kremlin sarayını gezemedik. Bu beni çok üzdü. Önlemlerin kaldırıldığı bizimde son günümüz olan Perşembe günü de kremlin ziyaret kapalıydı. Aklınızda olsun Perşembeleri Kremlin kapalı.

Genel olarak gerekli yerlerde insanlar bilhassa gençler İngilizceden anlıyorlar. İletişim sorunu yaşanmıyor. Tabi çat pat İngilizce bilmeniz şartıyla. Bu durum her yer için geçerli.Şehirde Tuvalet konusunda zorlandığımı belirtmek isterim. Belli yerlerde seyyar tuvaletler bulunmakla (onlarda sanırım törenler nedeniyle konulmuş) beraber engelliye uygun olanı sadece bir yerde rastladım. Pek çekici gelmediğini söylemeliyim. Kafelerde de engelliye uygun bir tuvalet bulunmuyor. Zaten bu yerlerdeki tuvaletlerin önünde epey bir sıra oluyor. Birisine gireyim dedim. İçeride 2 kapı daha vardı ve tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değildi. Bir sürü insanın içinde yaşadığım sıkıntıyı anlatmam mümkün değil. Yetkililerine karşı iyi hisler taşımadığım kesindi. Tuvalet saatlerini iyi ayarlamanızda ve dediğim gibi otelinizin merkezi yerde olmasına dikkat edin. Sırf tuvalet için otele gitme zorunluluğu yaşadım. Dikkatli olun.ULAŞIMMetro konusunu yukarıda anlattım. Yani Metroyu aklınızdan çıkartın. Otobüsler ise tekerlekli sandalyeye uygun. Gideceğiniz yerlerin hatlarını ve duraklarını bilirseniz sorun yok. Tabi trafik nedeni ile ulaşım biraz zaman alıyor ama avantajı şehri daha yakından görebiliyorsunuz. Şoförleri yardımcı oluyorlar. Yani görmemezlikten gelme durumu yok. Hatlar konusunda otelinizden yardım almanızda fayda var. Malum kril alfabesi anlamak mümkün değil. Hiçbir yerde İngilizce yazı yok.Otelini merkezde olursa önemli yerlere yürüyerek (yani sandalyenizle) ulaşabilirsiniz. Uzak yerlerde tercihiniz otobüs olmak zorunda. Gezinizde Hop on hop off’u tercih edebilirsiniz. Tercih etme Sebebini o bölümde açıklayacağım.Şimdi gelin şehri gezmeye başlayalım. Önce tabi olarak Kızıl meydan.



KIZIL MEYDAN

Önemli olayların merkezi, ulusal veya dini bayramların kutlandığı, büyük askeri geçitlere sahne olmuş bu meydanın adı “Krasni” kelimesinden geliyor ve Slav dilinde güzel anlamına gelmekte. Gerçekten de “güzel” bir meydan. Daha sonra Kızıl Meydan diye anılmaya başlanmış. Kızıl meydana diriliş kapısından giriliyor. Devlet Tarihi Müzesinin hemen yanında.

Bu kapının girişinde küçük bir şapel var:  Iberian Chapel. Önünde de altın sarısı dekoratif şekillerin olduğu ve insanların şans getirdiğine inanarak üzerinde durup dilek dileyerek para fırlattığı “Sıfır Kilometre“yi temsil eden bronz plaka, yani Moskova merkezden herhangi bir yerin uzaklığı ölçüleceği zaman baz alınan “sıfır noktası”…

Diriliş Kapısından girer girmez solunuzda da Kazan Katedrali var. Bir Rus Ortodoks kilisesi bu. 1936 yılında Joseph Stalin Kızıl Meydandaki kiliselerin kaldırılması emrini verince tahrip edilmiş olan orijinal katedralin tekrar aslına sadık kalınarak yapılmış hali bu…Meydanda biraz ilerlediğimizde Moskova Devlet Tarih Müzesi arkamızda kalıyor


Kesinlikle bir gününüzü burada geçireceksiniz. Belki de bir günde yetmeyebilir. Biz yasaklar nedeniyle buraya ilk gelişimiz gece saatlerinde oldu. İki gündür bekleyen kalabalık ile 9 Mayıs akşamı girdik meydana. Kesinlikle gece daha güzel görünüyor meydan. Mutlaka ve mutlaka gece de gelin buraya. Muhteşem bir ışıklandırma var. Şimdiye kadar törenlerden çektiğimiz sıkıntıyı anlattım. Şimdi ise bu durumun 5 dakika bile sürse tek güzel yanına değinmek istiyorum. Saat 10’a doğru meydana bakan bir yamacın insanlarla dolduğunu fark ettik.”Bu insanlar nereye bakıyor” durumu oldu. Sonrada meydanda da insanların toplandığını görünce bir şeyler olacağını anladık ve bizde beklemeye başladık. Meydanda bulunan saat kulesinin 10 da çalmaya başlamasıyla insanlarda sesler yükselmeye başladı. Onunla beraber muhteşem bir havai fişek gösterisi başladı. Beş dakika sürdü ama gerçekten masalımsı meydan da başka bir masalımsı bir görüntüsü yaşadık. Buna değer derseniz 9 Mayısa gidin Moskova’ya.


Kızıl meydandaki muhteşem binalara gelince, Devlet Tarihi müzesi, Saint Vasili Kadetrali, Kremlin sarayını muhteşem kuleleri ve GUM alış veriş merkezi ve irili ufaklı diğer anıtsal eserler.


Öncelikle törenler nedeniyle kurulan seyirci türbinleri altında kaldığından Lenin mozolesini görme imkanımızın olmadığını belirtmek isterim. Duyduğuma göre Lenin’in Mozole’sini ziyaret etmek hiç de kolay değilmiş. Kremlin’e Kutafya Kulesinin oradan girdiğinizde çantanızı ve fotoğraf makinenizi emanete bırakılıyormuş, çünkü içeride fotoğraf çekmek yasakmış. İçeride birkaç dakikadan fazla kalınmadığını, sürekli giren ve çıkanların hareket halinde olmasını isteniyormuş. Son olarak Komünist Devrimin liderini ziyaret etmek isteseniz pazartesi, cuma ve tatiller hariç diğer günler 10.00-13.00 arası ziyarete açık olduğu bilgisini de vermek isterim.


AZİS BASİL KADETRALİ


St. Basil’s Cathedral, Aslında belki Kremlin Moskova’nın simgesi ama bu katedral sanki daha çok simgeliyor gibi Moskova’yı, daha bir özdeşleşmiş Rusya ve Moskova algısıyla sanki…1555 – 1561 yılları arasında Rus Devleti’nin Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zaferleri kutlamak için Korkunç İvan tarafından yaptırılmış bu şeker gibi rengarenk katedralin değişik şekilde tasarlanmış olan sekiz kubbesi, sekiz ayrı zaferi simgelemekteymiş. Katedralin kubbelerinin her biri ayrı renkte, farklı boylarda ama hepsi de yuvarlak sarmal şeklinde tasarlanmış. En yüksek olan kubbe ise altın yaldızla kaplı. 

Bu güzel katedralin başına gelmedik kalmamış. 1737’de çıkan yangında zarar görmüş, Napolyon St. Basil Katedrali’ni o kadar beğenmiş ki, savaş sonrası onu yerinden alıp, Paris’e götürmek istemiş ama bunu yapamayınca tahrip etmek istemiş. En son 20. yüzyılda Bolşeviklerin saldırısına uğramış.  En son olarak, Stalin’in adamları Kızıl Meydan’ı açıp ferahlatmak amacıyla katedrali ortadan kaldırmayı bile teklif etmiş. Yani neredeyse şimdi Moskova’nın simgesi olan bu rengarenk katedral, Stalin ona kıysaymış tarihin tozlu sayfaları arasına gidecekmiş.


Yıllarca resimlerini gördüğümüz bu eşsiz yapıyı gece ışıklandırması ile görmek büyük bir olaydı benim için. İçine girebilmek ise haliyle bir gün sonra mümkün oldu. Zaten sadece giriş katına ulaşılabiliniyor. Belki her tarafına ulaşamadığımdan ama içi dışı kadar ilgimi çekmedi. Girişteki basamağı aşmanın yanında odaların girişlerindeki yüksek basamaklar nedeniyle odalara dışarıdan bakmakla yetinmek zorundasınız. Bilhassa akülü kullanıyorsanız işiniz çok daha zor.  Üst kata çıkmak mümkün değil. Fazla üzülmeyin pekte bir şey yokmuş üst katta.(Teselli gibi oldu J) Ama şu bir gerçek ki binanın dışı içinden çok daha güzel.


Kadetral o kadar etkileyici ki, efsaneye göre, korkunç İvan, kadetral bittiğinde estetiğine hayran kalmış ve mimarının gözlerini kör etmiş.(Boşuna korkunç İvan denmemiş)


Kış aylarında 11:00 ‒ 17:00, yazın ise 10:00 ‒ 19:00 arası ziyarete açık. Giriş sadece engelli için ücretsiz. Bilet fiyatı 250 Ruble. Gene de buraya kadar gelmişken girin bir bakın derim.

DEVLET TARİHİ MÜZESİ


Moskova Devlet Tarih Müzesinin içi de dışı kadar etkileyici. Çeşitli dönemleri konu alan kısımlar, dönemlerine uygun bir şekilde dekore edilmiş. Paleolitik dönemlerden bugüne, Çarlık Dönemi Rusya’sından tutun da Sovyet Dönemi Rusya’sına kadar pek çok eseri barındıran bu müze tarihi gözlerinizin önüne seriyor. Resimlerden kostümlere, taçlardan maskelere kadar sergilenen objelerin sayısı milyonlara ulaşıyor.

Binada ayrıca bir de restoran var. Salı hariç diğer günler 11:00-19:00 arası açık.Moskova da gezdiğim tek müze burası. Zira yaşanan (yukarıda belirttiğim) sorunlar daha fazla yerleri gezmemizi zorlaştırdı. Kızıl meydanın girişinde yer alan bu müze tekerlekli sandalyeye uygun. Giriş yan kapıdan ve hediyelik eşyaların satıldığı yerin hemen yanında. Kızıl meydana giriş yaptığınızda ilk karşınıza çıkan bina burası.


İçinde asansör bulunmakta ve katlara ulaşmak mümkün. Meraklıysanız uzun bir zaman geçirebilirsiniz burada. Yalnız engelli tuvaleti yok sanırım zira ben bulamadım. En son yetkili “outside” dediğini anladım ve aramaktan vaz geçtim. Mutlaka gezin. İlginç bölümleri ile dikkat çeken bir müze.


GUM ALIŞ VERİŞ MERKEZİ


GUM ismi Glavnyi Universalnyi Magazin’in kısaltması, yani “Main Universal Store” demekmiş. 1893 yılında yapılan Neo-Rus tarzda inşa edilmiş, taş, cam ve çelik konstrüksiyon karışımı nefis bir bina.Burası dehşet bir yer. Çok şık, çok lüks, çok görkemli… GUM Rusların ilk alışveriş binasıymış. Sovyetler döneminde kapanmış ve bir süre depo olarak kullanılmış.


Bu arada alışveriş merkezi deyip geçmemek lazım, kendisi de başlı başına bir mimari güzellik.Gum tekerlekli sandalye kullanıcıları için tam olarak erişilebilir asansörler/asansörler ve rampalara sahip. Tekerlekli sandalye’ye uygun tuvalet mevcut.


ARKHANGELSKY SARAYI VE BAHÇESİ


Arkhangelsky Sarayı ve Bahçesi, yalnızca 18 ve 19’ncu yüzyıla ait yapıları ile değil, görkemli bahçesi ile de ziyaretçileri büyüleyen bir adres. 18’nci yüzyılda düzenlenen ve bu dönemlere ait klasik heykelleriyle süslenen saray bahçesinin en etkileyici yapısı ise 1667’de yapılan Baş melek Mikail Kilisesi. Alexander Bahçeleri, 1823 yılında açılan, Kremlin’in Batı duvarı bir buçuk kilometre boyunca uzanmakta. Park üç ayrı bahçeden oluşmaktadır. Parkın Üst Bahçesi, meçhul asker anıtı bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ölen bir askerin mezarına ev sahipliği yapmaktadır. Mezarda sönmeyen bir ateş bulunmakta. 


Alexander Bahçeleri bakımlı ve tertemiz. Park boyunca yollarında zorlanmadan tekerlekli sandalye ile erişilebilir. Parkta ayrıca Kremlin’in iç erişimi için bilet standı ve tekerlekli sandalye ile erişilebilir bir tuvalet bulunuyor.. Park yıl boyunca açıktır. 

KREMLİN


Görmeyi çok arzuladığımız ama göremediğimiz Kremlin. Kızıl meydanın hemen yanındaki ihtişamlı bina. İhtişamını Rusça değil, mimari bir dille anlatıyor. Mekan mekan gezme planları yaptığım ama ulaşabildiğimiz tek gün de kapalı olan bu nedenle uzaktan seyredebildiğimiz kalenin yanındayız


Kremlin Sarayı, Ortaçağ Rus mimarisi ve Bizans mimarisinin izlerini taşıyan dış cephesi ile daha sarayın içerisine girmeden ziyaretçileri büyüleyen bir yapı. Devrimden önce Rus çarlarının ikametgâhı olan Kremlin Sarayı, altın varaklı sütunları, duvar işlemeleri, gösterişli dekorasyonu ile 20 kuleli devasa bir kale.İçine giremediğim için tekerlekli sandalye ile erişimi konusunda bilgiler veremiyorum. Ama sizler için yaptığım araştırmaları kısaca anlatayım. Tekerlekli sandalye ile belli bir girişi bulunmakta. İçerisinde bulunan binaların çoğunda rampalar bulunmamakta, sadece bazı mekanlara ulaşılabiliniyormuş.Kremlin’in içindeki Cephaneliğin erişilebilir olduğunu öğrendim. Kremlin alanına giriş ve katedraller için 500 RUB ödemek gerekiyor. İçerisinde bulunan bazı binalara giriş için ayrıca ödeme yapmanız gerekiyormuş. Engelliler için bir indirim bulunmadığını duydum. Kendim girmediğimden kesin bir bilgi vermek istemiyorum.   Bilet Alexander bahçelerinde bilet gişesinde satın alınabilir, Tekerlekli sandalye kullanıcıları giriş yolunun parke taşları ile döşeli olduğunu bilmelidir. Zor bir yolculuk olduğu bilgisine ulaştım Ama imkansız değilmiş. Bir daha gidersem ilk gideceğim mekan burası olacak. Gerçekten burayı görememekten dolayı gezimin eksik kaldığı düşüncesindeyim.Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın Konağı Kremlin’de olduğu için Kremlin’in her yerini gezilemiyormuş ve içeride sıkı güvenlik önlemleri varmış. Kremlin içindeki binalar pek çok kez restore edilmiş ve kırmızı tuğlalardan oluşan kule ve duvarları XV. yüzyılda yapılmış.Kremlin perşembe günleri kapalı – aklınızda olsun…

BOLŞOV TİYATROSU – DEVRİM MEYDANI – MANEJMEYDANI – CAM KUBBELER


Bolşoy Tiyatrosu, Milano’daki La Skala ve Paris’teki Grand Opera gibi, dünyanın en ünlü tiyatrolarından biri. Rus Neo-Klasik mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan tiyatronun dış cephesi, düğün pastası şeklinde, pembe-beyaz renkli tasarlanmış. Yurt dışı turneleri, daima kapalı gişe oynayan Bolşoy Tiyatrosu, tarih boyunca en ünlü opera ve bale eserlerinin dünya prömiyerlerine sahne oldu. Bolşoy kelime olarak “büyük” anlamına geldiği için buraya “Büyük Tiyatro” da denilebilir.

Bizim Bolşoy Tiyatro gezimiz çevresinde dolanıp, bu güzel binayı seyretmek ve bol bol fotoğraf çekmekle sınırlı kaldı. Buraya daha fazla zaman ayırmayı düşünürseniz yola çıkmadan çok önce bilet almanız gerekiyor. Zira ayni gün bilet bulmak imkansızmış. Bu nedenle deneme bile yapmadık.


Yaptığım araştırmalarda tiyatronun engelliye uygun düzenlemelerin bulunduğunu öğrendim. Bir daha gidersem burada bir gösteri izlemeyi düşünebilirim. Zira içini görmek bile buna değer. Size önerim gitmeden önce sitesine girip bir bilet alın. Bu arada Bolşoy’da bale veya opera seyretmenin epey pahalı olduğunu söylemeliyim.


Binanın ön tarafındaki alan çok güzel.  Kızıl meydana yürüyüş mesafesinde. Etrafta tuvalet falan görmedim. Her zaman belirttiğim gibi tuvalet zamanınızı iyi ayarlayın, Moskova’da bu konuda sıkıntı çekebilirsiniz.Tiyatro binasının hemen karşısında yer alan Devrim Meydanı, 1917 Ekim devrimi sırasında, korkunç sokak dövüşlerine sahne olmuş bir meydan. Çarpışmada hayatını kaybedenler meydanın üzerinde yer alan metro istasyonundaki platformu süsleyen, muhteşem bronz heykellerle hatırlanıyor.Manej Meydanı ve Cam Kubbeler


Manej, (Manege/Manezhnaya) zaman zaman etkinliklerin düzenlendiği, birçok turistik yerin de yakınında bulunan bir meydan. Zamanında çarlık askerlerin at eğitimi aldığı meydanda, toplanıp şarkı söyleyen gençlere rastladığınız gibi ışık şovlara da denk gelebilirsiniz. Meydanda birbirinden güzel süs havuzları bulunuyor. Meydanda bulunan yer altı çarşısının cam kubbeleri ise meydana ayrı bir güzellik katıyor. Her yönü ile tekerlekli sandalye’ye uygun
ESKİ ABRAT SOKAĞI


Arabca anlamıyla “kenar semt” ancak şimdi şehrin kalbi. Rusya’nın entelektüel yapısına görebiliyorsunuz. Bir ressam çıkıyor karşıma, birkaç adım sonra karikatürüsler ve ardından sokak şarkıcıları. Tolstoy’un savaş ve barışında bahsettiği cadde. Puşkin’in sevgilisi ile yürüdüğü sokaklar. Sokağı tekerlekli sandalye ile boydan boya rahatça gezebilirsiniz. Göz önünde tuvalet göremedim.

KURTARICI İSA KADETRALİ

Moskova Nehrinin kuzey yanında yer alan katedral, 1931 yılında Stalin tarafından tamamen yıkıldıktan sonra, 2000’li yılların başında aslına uygun olarak tekrar inşa edilip ziyaretçilere açılmış. Dünyanın en uzun Ortodoks Hıristiyan kilisesi olma özelliği taşıyan Cathedral of Christ the Saviour (Kurtarıcı İsa Katedrali), tamamen bakırdan üretilen 3 kubbeli yapısı ve geleneksel Rus mimari hatlarıyla şehrin siluetini zenginleştiriyor.,

Kızıl meydandan yürüyerek gidilebilir ama Hop on Hop out turu dahilinde ulaşabilirsiniz.  Girişinde tekerlekli sandalye için asansör bulunmakta. Görülmesi gereken bir kadetral.

NOVODEVİCİ MEZARLIĞI- KADETRALİ

Buraya gitmemizin en önemli nedeni Nazım Hikmet’in mezarının burada bulunması. Biraz aradık ama mezarın resmi aklımızda olduğundan kolayca bulabildik. Tüm mezarlığı gezemedik ama gördüğüm kadarı ile üstünde bol çiçek olan mezarların başında geliyor.  Sanırım Türk ziyaretçiler bu dünyaca ünlü şairi ziyaret etmeden Moskova’dan ayrılmıyorlar.

Novodevici kadetralini maalesef tadilat nedeniyle gezemedik. Etrafında ve bahçelerinde gezinmekle yetindik.Zaman zaman böyle şansızlıklar denk gelebiliyor. Tadilat projesindeki resimle yetindik.


TVERSKAYA CADDESİ VE YELİSEV YİYECEK PAZARI


Gorki caddesi, şimdiki adı ile Trevskaya caddesi. Dünyanın en ünlü caddeleri arasında gösterilen Tverskaya, St. Petersburg’a kadar uzanan bir rotanın başlangıç noktası olma özelliği taşıyor. 1930’lu yıllarda büyük ölçekli olarak yeniden yapılandırılan caddede yüzlerce mağaza ve çok sayıda eğlence merkezi yer alıyor. Ünlü kişileri onurlandırmak için yeniden adlandırılan sokaklarda, müze haline getirilmiş evlerle karşılaşmak da mümkün oluyorBurası ayni zamanda Tolstoy’un Anne Karenina romanında bahsettiği cadde. Burada aynı zamanda, devrim öncesinden bu yana, orijinal haliyle korunan Yelisev Yiyecek Pazarı da yer alıyor.Tekerlekli sandalye ile gezilebilir, ancak yukarıdan aşağıya gitmeyi tercih edin derim. Uygun bir tuvalete rastlamadım.

HOP ON HOP OFF


Moskova’da Hop on hop off gezmek için iyi bir seçenek. Otobüsler engelliye uygun ve iniş çıkış rahat.En güzel yönü ise hem engelliden hem de refakatçisinden ücret almıyorlar. Yani bedava. Yanlız dikkat edin bedava uygulaması sadece hafta içi günleri için geçerli. Moskova gezisi için iyi bir seçenek, mutlaka bu turu yapın. Önemli yerleri izleme şansına sahip olursunuz. Otobüsün içinden çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak isterim.

Evet kısa Moskova gezimizden aklımızda kalanlar bunlar. Bir daha gidermiyim evet ama görmediğim yerler için ve bilhassa kremlin için. (Ama tabi vize kalkarsa) Yoksa bir görümlük şehir. Tekerlekli sandalye için  de kolay değil.

Engelliler için Gökçeada

By Yurt İçi Seyahatler

Gökçeada’ya Kabatepe Limanı’ndan arabalı feribot ya da Çanakkale’den yaya olarak(Deniz otobüsü) geçiş var. Ben Kapatepe limanından aracım ile adaya ulaştım. Ancak maalesef feribot seferlerini düzenleyen Gestaş firması engelli aracıma hiçbir öncelik tanımadığı gibi tüm ikazlarıma karşın aracımı uygun yere park ettirmediler. Beni iki saate yakın süren bu yolculukta aracımın içine hapsettiler. Tabi bu durumu tüm ilgili bakanlıklara ve Cimer’e şikayet ettim.Neyse bu durumlara yabancı değiliz bu güzel ülkemizde, biz gezimize dönelim. İstanbul’dan araç ile Tekirdağ, Malkara, Keşan yolu üzerinden  Kabatepe’ye ulaşmak yaklaşık 4 saat sürüyor. Kabatepe Limanı’ndan karşıya seferler normal şartlarda 2 saatte bir; ancak yoğun dönemlerde sürekli olarak tekrarlanıyor ve ek seferler yapılabiliyor.  Seferler ile ilgili ayrıntılı bilgi http://www.gestasdenizulasim.com.tr sitesinde bulunmaktadır. Engelli araçlarından (ruhsat adınıza kayıtlı olması ve bizzat araçta bulunmanız şartıyla) ücret alınmamakta. Online bilet alınabiliniyor. Böylece gemiye binememe stresiniz olmuyor, ancak engelli araçlar için düzenleme olmadığından bu şekilde bilet alırsanız ücret ödemek durumundasınız.Adanın yüzölçümü çok büyük, tüm köy ve koyları gezmek için araç şart. Ada içi toplu taşıma alternatifleri hem çok zayıf hem de engelli için olanaksız. Tek bir gün için kesinlikle Gökçeada iyi bir fikir değil. Adanın görülesi yerlerinin tek bir günde keşfetmek imkansız. Gökçeada biraz yavaşlamak, biraz anın tadını çıkarmak üzere gelinecek bir ada. Müdavimleri tekrar tekrar geliyormuş

KonaklamaAdadaki tüm konaklama tesisleri butik otel şeklinde olduğundan engelliye uygun otel bulmak zor. Ben tek tek otelleri arayarak, uygun bir otel ardım. Sonunda bilhassa banyo lavabosuna ulaşmak sıkıntılıydı ama başka seçenek olmadığından Kale köyde bulunan Aliş Oteli tercih ettim. Genel olarak uygun olduğunu söyleyebilirim. Konum olarak ta adanın en hareketli yemek ve alışveriş merkezine (Kaleköy) yürüme mesafesinde. Tercih edebilirsiniz.Gezilecek Yerler:Gökçeada


Adanın merkezi ve ilçe merkezi. Tekerlekli sandalye ile gezmek kolay değil, trafik olmayan kısa bir sokağı var. Orada gezip alış veriş yapar, karnınızı da doyurabilirsiniz. Özelli olmayan bir ilçe.



Başlıca köylerŞunu hemen baştan söylemem gerekir ki genel olarak köylerde tekerlekli sandalye ile gezmek hemen hemen mümkün değil. Hem dik hem yollar taşlık. Arabanızın ulaşabildiği yere kadar gidip, aracınızdan inmeden etrafı görebilirsiniz.
Eski Bademli tarihi adı ile Gliki, tesisi az, yerleşimi çok, sevimli bir Rum köyü. Ancak tekerlekli sandalye ile ne gezmek mümkün ne de bir lokanta ve kafeye ulaşmak mümkün.

Zeytinliköy

Adanın en canlı ve sevimli köylerinden; oldukça fotografik Ancak resimlerde de görüldüğü gibi burada da tekerlekli sandalye ile ne gezmek mümkün ne de bir lokanta ve kafeye ulaşmak mümkün. Onun için hiçbir fotoğrafta beni göremiyorsunuz. Ben araçtan inemediğimden bunları eşim çekti. Arka sokaklar içindeki Barba Hristo’nun muhallebisi bir ada klasiği. Gerçi adada sakızlı muhallebi her yerde güzel yapılıyor ama yaşlı Hristo’da bu tatlıyı yemek bir kültür, bambaşka bir tat..Ben ulaşamadım ama eşim ulaştı da muhallebinin tadına bakabildik.

Kaleköy


En hareketli ve tek deniz kıyısında yer alan köy. Aşağı Kaleköy’de restoranlar, Tekne Turu, çay bahçeleri ve küçük hediyelik eşya kulübeleri var. Otelimize yakın olduğundan tüm akşamlarımızı burada geçirdik. Eleni lokantasında deniz ürünleri yedik, ama fiyatlar epey tuzlu olduğundan ancak bir geçe burada yiyebildik.

Yukarı Kaleköy’de ev ve konaklama alternatifleri, kale kalıntıları, kilise, cami, ada manzarası ve İmroza Sabun atölyesi varmış, ama ulaşmak mümkün değil.Dereköy,

Tamamına yakın terk edilmiş rum evlerinden oluşuyor. Hüzünlü bir görünüşü var. Sandalye ile gezmek mümkün değil. Aracımızla içinde dolaştık. Sadece yol kenarında bulunan tesiste inip çay içebildik.Tepeköy’de eski terk edilmiş Rum evleri, okul ve Yorgo’nun tavernası ile bağları varmış. Fazla tepede olduğundan gene gezmemiz imkansız olduğundan uzaktan bakmakla yetindik…Şirinköy Eski hapishane ve yağ fabrikaları görülecek yerler ama ilgimizi çekmedi. Düz bir yerde olduğundan gezilmesi mümkün ama arabadan inmemizi gerektiren bir yer olmadığından şöyle bir araba turu atıp çıktık.Deniz, Plaj, KoylarDenize girme imkanı bol bir ada. Hepside halka açık plajlar. Ancak gene maalesef hiçbirinde tekerlekli sandalye için bir önlem alınmadığından denize girme imkanı bulamadım. Zira kumsallar fazla, bu kumsalları aşıp denize ulaşmanız için en az 3 yardımcı bulmanız lazım. Uğurlu’da bulunan Gizli liman plajında bazı yerlerde kumsala ahşap yollar yapılmışsa da, yeterli uzunlukta olmadığından buralarda da yardımsız ulaşmak mümkün değil. Yardım konusunda çalışanlarda fazla bir istek görmedim. Tabi mecbur değiller.Bu nedenle eşim denize girerken ben aracın içinde bekledim. Ama siz yanınızda güçlü yardımcılar varsa bilhassa Gizli Limanında denize girebilirsiniz. Size kısa kısa plajları anlatayım.Uğurlu ve bağlantısındaki Gizli Liman plajları.

Adanın diğer ucunda yer alıyorlar. Yukarıda belirttiğim gibi güçlü bir yardımla bilhassa gizli limanda denize girebilirsiniz.Laz Koyu ise toprak yoldan ulaşılan daha küçük ve korunaklı bir koy. Su hep sakin ve sığ. Plaja normal insan bile zor ulaşabilir. Burada denize girmeyi hiç düşünmeyin, tepeden seyretmekle yetinin.:((

Aydıncık Plajı ise daha canlı, tesis olarak çok alternatifli. Gizli limandan sonra engelli için uygun ama kumsal uzun olduğundan 2-3yardımcı ile denize ulaşabilirsiniz. Yerleşim yerlerine daha yakın olduğundan tercih edilebilir
Kalafoz plajı : Sardunya Beach Club’da sörf yapanları izlemek, bu ortama yakın olmak için iyi bir tercih.Sörf sebebiyle hem kalabalık hem de hemen hemen tüm araçlar yabancı plakalı.

.Gökçeada kesinlikle huzur, sakinlik, doğallık arayanların adası. Burası “citta slow” tabir edilen yavaş şehirlerden. Çok hareketli, çok turistik bir ada beklemeyin. Tıpkı ada girişinde yazdığı gibi “Yavaşlayın, Gökçeada’dasınız” Tekerlekli sandalye için genel olarak zor ama aracınız varsa gidin, gitmeye değer. Ada yerlisine göre “deniz en çok Eylül’de güzel”. Hem daha sakin. Bence de Eylül’de gidin.

Engelliler için Sakıp Sabancı Müzesi

By Kısa Kısa İstanbul

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul’da Boğaziçi’nin en eski yerleşimlerinden Emirgan’da yer almaktadır. Aracınızla geldiğinizde, yer varsa aracınızın en yukarıya kadar çıkmasına ve oraya park etmesine izin veriliyor. Aksi halde binaya ulaşmak içim epey dik bir yokuşu göze almanız gerekiyor.Bu nedenle hafta arasını tercih etmenizde yarar var.

Engelli ve bir refakatcisi ücretsiz girebiliyor. Normal giriş ücreti 30 TL. Müzekart+ (Müzekart plus) sahipleri müzeyi, kartlarının geçerlilik süresi içerisinde indirimli bilet fiyatı (20 TL) ödeyerek ziyaret edebilir, müze bünyesinde yer alan mağazada ise %10 indirim hakkını kullanabilirler.
Ziyaret Saatleri
Salı, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar: 10.00-18.00
Çarşamba : 10.00-20.00
Pazartesi günleri kapalıdır.
Son biletler Müze kapanışından 30 dakika önce satılır.
Müze, Ramazan ve Kurban Bayramlarının ilk günü ve 1 Ocak’ta kapalı olacaktır.

Mevcut köşkün yanına Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan Müze’nin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşmuştur.Bugün Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi zengin koleksiyonu, kabul ettiği kapsamlı uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, yapılan çeşitli konser, konferans ve seminerleriyle çok yönlü bir Müzecilik ortamı sunmaktadır.

Müze iki bölümden oluşuyor, köşkte Sabancı ailesinin koleksiyonları sergilenmekte, diğer yeni binada ise güncel, geçici sergiler yer almaktadır. Bizim gittiğimizde burada “ Ai Weiwei Porselen” sergisi bulunmaktaydı.

Her iki binada tekerlekli sandalyeye uygun, gerekli yerlerde rampalar ve liftler bulunmakta.Rahatça gidip gezebileceğiniz bir yer. İçerisinde engelli tuvaletleri mevcut.

 

Bahçesinde bulunan kafede boğaz manzarasını seyrederek kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Engelliler için İstanbul Arkeoloji Müzesi

By Kısa Kısa İstanbul

Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana bölümden oluşan kompleks. İnsanı çağlar öncesine yolculuğa çıkartan bu müze bir milyonu aşan eserle dünyanın en büyük müzeleri içinde yer almaktadır. 1891 de İmparatorluk Müzesi olarak açılan müzede Osmanlı toprakları içerisinde bulunan Kuzey Afrika, Balkanlar, Mezopotamya, Anadolu ve Arap Yarım Adasından eserler sergilenmekte. İskender Lahti ve MÖ 13.yy’da yapılan dünyanın bilinen ilk uluslar arası yazılı anlaşması Kadeş’i de burada sergileniyor.

Buraya aracınızla gelmek sorun olabilir. Her ne kadar bize yardımcı olan görevliler denk geldiyse de her zaman bu olmayabilir. Zira yakınlarında park yeri olmadığından ve önünden geçen yol araçlara kapalı tramvay yolu olduğundan Müzeye ulaşmak epey zor olmaktadır. Müzenin önünden geçen ve normalde araç sokulmayan yol,  çok dar olduğundan içeri alınsanız bile park etmek için 3-4 araçlık yer bulunmaktadır. Bu nedenle buraya toplu taşım araçları ile gelmek daha iyi bir yol olacaktır.

Gerek hafta arası olması ve belirttiğim üzere anlayışlı görevliler sayesinde Müzenin önüne kadar gelebildik. Giriş genelde olduğu gibi engelli ve yanındaki yardımcısına ücretsiz. Müzeye hafif rampa ve parke taşlı yani nispeten zor bir yoldan ulaşılıyor. Bir gün böyle bir yerde sandalye arızası yaşayacağım ama (Allah korusun)  bilmem nerede olacak. Zira bu taşlı ve parkeli yollar tekerlekli sandalye düşmanı.

Bir alanın etrafında yer alan ve yukarıda belirtilen müzelerin yer aldığı bölgedeki müzelerden ulaşılabilen tek müze Arkeoloji Müzesi. Diğer Müzelere ulaşmak mümkün değil. Şansımızdan da müze tadilatta olduğundan girebildiğimiz tek müzenin de belli bir bölümünü gezemedik. Böylece en önemli parçalar olan İskender Lahti’ni  ve Kadeş’i de görme imkanımız olmadı. Zaten genelde İstanbul müzelerinde hep bu şansızlığı yaşadık. Sürekli bir tadilat var müzelerde. Yada bize denk geliyor.

İskender lahtini göremesekte gene onun kadar muhteşem bir eser olan Sidamara Lahtini görme şansımız oldu. Sizin için sonradan edindiğim bilgileri paylaşmak isterim. Ben bu bilgilerle gitmediğimden bazı bölümleri göremedim.Giriş katının  (benim girdiğim)  sağ tarafında arkaik dönemden Roma dönemi antikçağ heykelleri bulunmakta. Sol tarafında ise (tadilat nedeniyle giremediğim) İskender lahti, Ağlayan Kadınlar Lahti, Tabnit Lahti gibi dünyanın eşsiz eserleri bulunmaktadır. İki katlı binanın üst katında ise hazine bölümü, İslam öncesi ve İslami sikke kabinleri ve kütüphane yer almaktadır. Bu kata çıkma imkanı var mı bilemiyorum. Zira üst kata çıkan olmadığından, bu konuda girişimim olmadı. Siz giderseniz araştırın.Arka tarafta ise ek bina olduğunu da sonradan öğrendim. Bu nedenle erişebilirliği konusunda bilgim olamadı. Ama 6 katlı olan bu bina 1968 yılında inşa edilmiş,  her katında ayrı ayrı bölümler bulunmakta. Göremediğim için burası hakkında da bilgi veremiyorum. Ama siz mutlaka araştırın ve bu bölümleri de ziyaret edin. Zira ilginç bölümler burada yer almaktadır. İstanbul Çevre Kültürleri, Çağlar boyu İstanbul, Çağlar boyu Anadolu ve Troia gibi bölümler bulunmakta.

Müze düz bir mekanda olduğundan rahatça gezilebiliniyor. Üst katıda var ama sanırım orası gezilen bir yer değil. Zira oralara çıkıp inen insanlar görmedim.Arkeoloji ve tarih meraklıları için önemli bir eserlere sahip olan Müzenin dışındaki meydanda  engellilere uygun tuvalet bulunmakta. İçerisine girmesem de kapıdaki işareti gördüm.Görülmesi ve gezilmesi gereken bu müzeye tercihen hafta arasında gelin ve toplu taşımı (tabi binebilirseniz) tercih edin.

Engelliler için Kapadokya

By Yurt İçi Seyahatler

Daha önceki yıllarda gittiğim ve engelliye pek uygun olmadığını bildiğim bölgeye gitmeden önce, tekerli sandalyeli ziyaretçiler konusunda bilgi almak için Turizm Müdürlüğünün Ürgüp bürosunu aradım. Konu hakkında bilgi almak istediğimi söylediğimde telefondaki yetkili “yetkili eleman olmadığını, bu konuda bilgi almak için Nevşehir’de Turizm Müdürlüğünü aramam” gerektiğini söylendi. Orayı aradığımda ise, telefona çıkan yetkili de konu hakkında bilgisinin bulunmadığını” söyleyerek benim Nevşehir Müze’sini aramamı söyledi. Ben müze için gelmediğimi söylediysem de sonuç değişmedi. Sonuçta bu konuda bir çalışma olmadığını anladım. Aşağıda notlardan da görüleceği üzere haksız düşünmediğim ortaya çıktı. Hatta Göreme’deki turizm bürosuna şöyle bir uğrayayım dedim, içeride hiçbir görevli bulamadım. Günahlarını almayayım beklide kısa bir süre kapatmışlardır, zira uzun süre kapısında bekleyemedim.

Şimdi Kapadokya’nın önemli noktalarını gezmeye başlayalım.

Haritada da görüldüğü gibi bölgede belli başlı 6 gezi noktası (Ürgüp, Ortahisar, Uçhisar, Göreme, Çavuşin ve Avanos) bulunmaktadır. Bunlardan iki günlük gezime sığdırabildiğim yerlerde aldığım notlar aşağıdadır.
ÜRGÜP
Kaldığım otel burada olduğundan ilk gezi noktam burası oldu. Akşamları hareketli olan çarşısını, araç park yeri bulamadığımız için detaylı gezme imkanımız olmadı. Zaten fazlada bir ilgimizi çekmedi.  Meraklıysanız ve araç park yeri bulursanız ve kalabalıkta hareket etme şansınız varsa gezmeniz mümkün.
Burada görülmesi gereken yerler içinde yer alan tanınmış bir dizinin çekildiği Asmalı konak binası müze olarak gezilebiliniyormuş. Tekerlekli sandalye ile gezilmesi mümkün değil, önünden geçerken binaya baktık. İsterseniz önünde inip hatıra fotoğrafı çekebilirsiniz.

Gene uğranılması gereken yerlerden Turasan Şarap Fabrikasının satış mağazasını gezebilir ve alış veriş yapabilirsiniz. Mekan olarak uygun, meraklıysanız şarapların tadına da bakabilirsiniz.

Buradan çıkıp Kapadokya’nın simgelerinden birisi olan 3 güzellere gidiyoruz. Her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ziyaret ettiği bu peri bacaları, aslında sahip olduğu efsane ile meşhurmuş.

UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan bölge, peri bacalarının efsaneleri ile daha da ilginç hale geliyor. Efsaneye göre; Kapadokya’da bir Kral ve Kraliçe yaşarmış.Kralın kızı, bir gün bir çobana aşık olmuş ve evlenmeye karar vermişler. Tabi her zaman olduğu gibi kara vicdanlı Kralın bu evliliğe onayı yokmuş. Sonra, bu aşıkların bir de çocukları olmuş. Belki Kral yumuşar diye çocuğu Krala göstermek üzere yola düşmüşler. Fakat acımazsız Kral, hem aşıkların hem de çocuklarının öldürülmesini emretmiş. Bunu duyan aşıklar, Allah’a çıkış kapısı göstermesi için yalvarmışlar. Efsaneye göre Allah, bu 3 kişiyi de gördüğünüz peri bacasına çevirmiş.

Giriş ücretsiz. Zaten girilecek bir yer yok. Tepeden fotoğraf çekmekten başka bir özelliği yok. Ama buraya bir rampa bile yapmayı akıl edemeyenler yüzünden bizim bu şansımızda yok. Gittiğimiz tarihe pek kalabalık olmadığından aracımızla yaklaşıp uzaktan bu üç güzelleri izlemekle  yetindik. Kalabalık bir güne denk gelirseniz, burayı ancak geçerken gördüğünüzle kalırsınız.Benim şansıma araç park yeri vardı ama inip görme şansım yoktu.

UÇHİSAR


Kapadokya’yı şöyle bir tepeden görelim diyenlerin ilk tercihi olan Uçhisar kalesi, bölgenin tam tepesinde bulunuyor. Ayaklarınızın altında Kapadokya coğrafyası ve karşınızda Erciyes dağı sizi karşılıyor. Tabi bu ifade kaleye çıkabilenler için. Tekerlekli sandalye ile çıkmak mümkün değil. Benim gibi yakınına kadar gidip fotoğraf çektirebilirsiniz. Gene park sorunu yaşayabilirsiniz. Zaten önerin sezon ortasında gitmeyin, sakin bir zamanda gidin.

Ben kaleye çıkamasamda, kaleye çıkan eşimin kalenin tepesinden çektiği fotoğrafları sizlerle paylaşabilirim.

ÇAVUŞİNKapadokya’da, peribacalarının en yoğun olduğu bölge Göreme ile Çavuşin arasında bulunuyor. O yüzden, Kapadokya bölgesinin en güzel bölgelerinden birisi de Çavuşin. Bu arada, bu saydığım bölgelerin hepsi zaten yan yana. Araca atlayıp 5 dakika ilerledikten sonra, hemen yeni bir bölgeye ulaşabiliyorsunuz. Burada ilgimizi çeken iki yer oldu, Paşa bağı ve Zelve.
Paşabağı




İnce uzun peri bacalarının tepelerine küçücük şapkaların konmuş mantar gibi hallerinin en güzelleri Paşa bağında bulunuyor. Burada gezi yerlerinin bir bölümünü, güçlü bir refakatçiniz yardımı ile gezebilirsiniz. Belki de bölgedeki geziye uygun tek yer burada. Bazı yerlere ise dik yokuşlar nedeniyle girmek imkansız. Yani düzenleme yapılması çok zor. Araç park yerinden bile bu güzelliklerin önemli bölümünü görebiliyorsunuz. 

Gezi yolunda ise göreceklerinizin yerler aşağıdadır. 

Zelve



Zelve ise, olağanüstü kiliselere ev sahipliği yapan ve kayalardaki oymaları ile tanınıyor. Burayı gezmek için para ödeyerek içeriye giriliyor. Kapıdaki yetkililer “tekerli sandalye için uygun değil” dedikleri için içeriye girmedik. İçersindeki manzaranın güzelliğini maalesef göremedik. Düzenleme yapmaya uygun mu bilemiyorum. Keşke yapılabilseydi diyerek oradan ayrılıyoruz.
GÖREME



Göreme, Kapadokya’da gezilecek yerler açısından tam bir kasaba tadında ve bolca seçenek sunan bir yer. Kapadokya bölgesinin tam kalbi sayılabilir. Özellikle daracık sokakları ve mistik havası ile ilgi çekiyor.Tabi tekerlekli sandalye ile ve kalabalık bir saatte bunun mümkün olamayacağını söylememe gerek yok sanırım.

Kaldırımlar dar ve satıcıların işgali altında. Gündüz sıcak altında belki gezebilirsiniz ama geçe yani en hareketli zamanda bu mümkün görülmüyor. Park yeri burada da sorun. Engelli otolar için bir park yerine rastlamadım. Zaten olsa da boş kalması mümkün olamaz. Engelliye uygun tuvalet göremedim. İlginç restoranlara ulaşmak mümkün değil. Zira yüksek kesimlerde ve dar ve zor sokakları tırmanmanız gerek. Birde içlerinde merdivenler bulunmakta. Biz maalesef bu nedenle manzaraya hakim bir yerde yemek yeme şansını bulamadık. 

Burada yapılan at sırtında gezi yapmamız mümkün değil ama uygun tasarımlı ATV de olmadığından bunlardan da istifade edemedik. Hiç olmasa bir kaçı bu yönde dizayn edilse bizde bunlardan istifade edebilirdik. İnşallah bu yönde yani engelliye uygun gezi araçları tasarlanır.  Böylece engellilerde Aşıklar tepesinden manzara seyredebilirler.

Göreme’de dolaştıktan sonra, araba ile yola devam ediyoruz. Hemen yanı başındaki Göreme açık hava müzesi bir sonraki durağımız oluyor. Göreme Açık Hava Müzesi, bölgede bulunan 360’dan fazla kilisenin en yoğun olduğu, hatta en iyi korunmuş kiliselerin bulunduğu bir bölge. Burası, açık hava müzesi. Yani özel korunmuş bir bölge. Açık alan. 6 tane de kilise var. Ayrıca 2 tane manastır bulunuyor. Burası neden mi önemli ?

Çünkü dönemin yalnızca din adamlarının eğitildiği ve yaşamlarını ikame ettirdikleri bir yer. Kiliseler, şapeller ve hayatlarını devam ettirmeleri için ihtiyaçları olan her şeyi kurdukları yerleşim alanı.
Ama özellikle dini değerler açısında çok kıymetli. Açık hava müzesinde bulunan 6 kilise ise : Yılanlı kilise, Azize Barbara Kilisesi, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise. Ancak burada da gezi arzumuz hemen kapısında sonlanıyor. Görevliler buranın da engellilere uygun olmadığını söylüyor. Zaten durum çıplak gözle de görülebiliyor. Kapadokya’nın mutlaka görülmesi gerektiği söylenen uzaktan görebildiğimizle yetiniyoruz.

AVANOS


Avanos, çömlekçileri ile nam salmış bir yer. Hititler zamanından gelen bu gelenek, halan günümüzde de sürdürülüyor. Aynı zamanda Kızılırmak’ın da hemen Avanos’un kalbinden geçip geçmekte.Bu nehir sayesinde killi topraktan faydalanmak adına, yüz yıllardır süregelen çömlek kültürünü hala devam ettiren bir çok sanatçı bölgede efsane eserler üretiyor.

Dünyanın en enteresan 10 müzesinden birisi seçilmiş olan saç müzesini görmek istiyoruz. Ama göremiyoruz. Zira uygun değil. İçeride çömlek yapımını izleniyormuş,  Bu arada buraya saç müzesi denmesinin nedeni yine biraz eskilere dayanıyor. Ama öyle çok uzak değil.Çömlek ustası, zamanında Fransız bayan arkadaşının ne yazık ki ülkesine dönmeye karar vermesi ile, bir tutam saçını rica edip, onu duvarına asmış. Daha sonra ise atölyeye gelen kadın ziyaretçilerin de saçlarından bir tutam bırakıp, altına saçlarının hikayelerini yazmaları ile birlikte, saç müzesi ortaya çıkmış. Yani anı olarak bırakılan saçlar, bir süre sonra müze olmuş. Yılda 2 kez bu saçlardan (Haziran ve Aralık aylarında) çekiliş düzenliyormuş.Çekiliş günü kapıdan giren ilk kişi, rastgele 10 saç seçiyormuş ve o 10 kişi aranıp, Kapadokya’ya davet edilip, tüm masrafları karşılanıyormuş
Saç müzesinden çıktıktan sonra,  yolumuzu Kızılırmak’a çeviriyoruz. Burada insanların karşı tarafa geçmesi için yapılan asma köprü bulunmakta. Her asma köprü gibi (belki biraz fazla) sallandığından bölge insanları köprüye sallanan köprü adını takmışlar. Buraya gelenlerde bu köprüye mutlaka gidiyorlarmış. Hatta Paris’in bir köprüsünde olduğu gibi asma kilit takanlara da rastlanıyor. Tekerlekli sandalye ile bu sallanan köprüden geçmeyi pek sağlıklı bulmadığımızdan seyretmekle yetiniyoruz

Güray Müzesi


Bir sonraki durağımız ise, benim çok ama çok beğendiğim, takdir ettiğim ve hayran kaldığım Güray Müze oluyor. Hitit kavminden süre gelen çömlek sanatının en önemli adresi olan Güray Müze’sinin önündeki meyli görünce biraz tereddüt ediyoruz. Bu halimizi izleyen bir yetkili yanımıza gelip bizi müzeye davet etti, “mutlaka görmelisiniz” dedi. Bende engelli olduğumu bu nedenle çekindiğimi söyledim. Bunun sorun olmadığını söyledi. Bizde bunun üzerine gezmeye karar verdik. İyiki de bu kararı almışız. Gerçekten hayran kalınacak bir yer yaratılmış yerin altında. Müzeyi tanıtmayı  kendi broşüründen yapalım.

Müze her yönü ile tekerlekli sandalyeye uygun tasarlanmış. (diğer müzelere örnek olsun, istenirse her şey mümkün) Girişteki rampalarda görevliler yardımcı oluyor. Ücreti 7 tl.olup, refakatçiden ücret almıyorlar. İçeride tekerlekli sandalyelerde bulunmakta. Engelliye uygun tuvaleti de mevcut. Bu konudaki hassasiyetleri için müze kurucularına teşekkürü burada da tekrarlamak istiyorum. Mutlaka ve mutlaka gidin ve ilginç müzeyi ziyaret edin ve çıkarken satış mağazasından mutlaka bir şeyler alın. Buraya katkınız olsun. O kadar değişik ve güzel ürünler var ki zaten almadan çıkmanız mümkün değil.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki Kapadokya bölgesi hali hazırda engelli turizmine uygun değil.  Ben gezim boyunca maalesef çok yeri göremediğimi düşünüyorum. Türkiye’nin bu en önemli turizm bölgesinde bu konuda yeterli düzeyde alt yapı çalışması olmaması üzücü. Otellerin bazılarında istenen düzeyde olmasa da düzenlemeler bulunmaktadır. İşletmelerde ise gerekli düzenlemeler bulunmamaktadır. Gezi yerlerinde ve gezi araçlarında bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmamış durumda. Gezi yerlerinde tuvalet bulunmamaktadır. Anlaşılan buradaki yerel yönetimler yetkilerini kullanmamakta, gerekli düzenlemeler konusunda işletmeleri zorlamamaktadırlar. Genel tuvaletlerde engelliler için özel yerler yapılmamıştır. İlgili devlet kurumları da bu konularda maalesef yeterli denetimleri yapmadıkları gözlenmektedir. Bu nedenle bölgeye giderseniz, benim gibi sadece araç içinde gördüklerinizle yetinmek durumunda kalacaksınız. Bu yeterli değil ama gene de gidilip görülmeye değer bir bölge. Gidelim ve yetkilileri bu konuda önlem almaları yönünde zorlayalım. Belki bu sayede bir şeyler yaparlar diye düşünüyorum.Efes gezi notlarında da belirttiğim gibi gerek Efes ve gerekse Kapadokya bölgesinin bir an önce engelli turizmine açılması, bu yöndeki çalışmalara bir an önce başlanılmasını hem tüm engelliler adına ve hem de ülke turizmi adına sayın devlet büyüklerimizden acilen talep ediyorum.

Engelliler için Meryem Ana Kilisesi

By Yurt İçi Seyahatler

Efes gezimizden sonra yakınlarda yer alan Meryem Ana kilisesine gidiyoruz. Girişte araçların park ettiği yerden kiliseye oldukça dik bir yokuşla iniliyor. Ancak aracımız engelli plakalı olduğundan bizim araç ile aşağıya inmemize izin verildi. Aksi halde bilhassa dönüş çok zor olacaktı.

İzmir’in Selçuk ilçesine 9 kilometre mesafede olan Meryem Ana Kilisesi, Bülbül Dağı üzerinde yer alıyor. Efes Antik Kenti‘nin üst kapısından çıktığınızda, virajlı bir yoldan ulaşabileceğiniz bir noktada. Yol üzerinde, kiliseye 6 kilometre kaldığını belirten bir tabelanın yanında, gayet etkileyici olan Meryem Ana’nın bir heykelini görmeniz mümkün. Kuşadası’na mesafesi 25km’dir Giriş ücretli ancak engelli ve refakatçisi için ücret alınmıyor.Meryem Ana Evi giriş ücreti ve ziyaret saatleri nelerdir?Giriş ücreti olarak ödenen bedelin, Selçuk Belediyesi’ne gittiği, Meryem Ana Kilisesi’nin yapılan bağışlar ve girişte alınan hediyelik eşyalar ile ayakta kaldığı, girdikten sonra karşınıza çıkan bir tabelada özellikle belirtiliyor. Diğer ziyaretçiler için Meryem Ana Evi’ne giriş ücreti 10TL’dir. Meryem Ana Evi, Kasım – Şubat ayları arasında 08:00 – 17:00, diğer aylar 08:00 – 18:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

Meryem Ana Evi, turistlerin özellikle hacı olmak için uğradıkları, dünyadaki birkaç önemli noktadan biri. Maneviyatı yüksek olan bir yerdir burası.Giriş Kiliseye doğru yol alırken, hediyelik eşya satan dükkanları geçtikten sonra, geniş bir bahçenin ortasında, anahtar şeklinde bir vaftiz havuzu bulunur. Dünyaya günahkâr olarak gelen Hristiyanlar, bebek yaşlarında anahtar şeklindeki havuzda vaftiz edilirler ve cennetin kapılarını aralarlar.

Vaftiz havuzunun hemen yanında ise bir heykel bulunuyor. Lazarist rahipler tarafından dikilen zeytin ağaçları eşliğinde görebileceğiniz bronzdan yapma küçük Meryem heykelini, 1867 yılında İzmirli dini bir cemaat hediye etmiş.


Kilise ve çevresi tekerlekli sandalye için uygun. Gereken yerlere rampalar yapılmış. Yani sorunsuz olarak gezebilirsiniz. Kiliseye de girmek için iki basamak bulunuyor.

Birazda tarihi konusunda bilgiler verelim. Gittiğinizde aklınızda bulunsun.Meryem Ana Efes’e nasıl gelmiş?İsa, 33 yaşında çarmıha gerilmeden önce, annesini, arkadaşı ve aynı zamanda havarisi olan St. Jean‘a (Yuhanna) emanet etmiştir. St. Jean, Hz. Meryem’in Roma zulmü sebebiyle Kudüs’te kalmasını sakıncalı bulmuş, Meryem ile birlikte çağın en büyük ve barışçıl kenti Efes’e gelmiştir. Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi olan St. jean, Meryem’i halktan saklayarak Bülbül Dağı’nda sık ağaçlarla kaplı gizli bir kulübeye gizlemiştir. Hz. Meryem’in son günlerini, Hıristiyanlık dininin yönetim merkezi olan Vatikan tarafından kutsal ilân edilen Meryem Ana Evi‘nde geçirdiği düşünülür. Hıristiyan tarihçiler, Meryem’in 101 yaşına kadar Bülbül Dağı’ndaki yerde yaşadığını ve mezarının yine Bülbül Dağı’nda kimsenin bilmediği bir yerde olduğunu belirtirler.

Engelliler için Efes Antik Kenti

By Yurt İçi Seyahatler

Dünyanın 7 harikasından birisi olan Artemis Tapınağı‘nın da ev sahibi olan Efes Antik Kenti ülkemizin dünyadaki en meşhur, en çok ziyaretçi alan tarihi yerlerinden birisi. Kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına dayanan ve Helenistik dönemden tutunda Roma, Bizans (Doğu Roma), Beylikler ve Osmanlı dönemlerine kadar aktif yerleşim yeri olarak kullanılan o soylu şehir;Efes.Asırlar boyu üstün şehir planlama örneği oluşuyla, büyük öneme sahip bir liman kenti olmanın getirdiği ticaret merkezi özelliğiyle, binlerce yıl çok zengin kültüre sahip uygarlıklara ev sahipliği yapmasının kaçınılmaz sonucu olarak bir kültürler beşiği oluşuyla, Hıristiyanlığın Hac merkezi olarak kabul görülmesi ve asırlardır bir dini merkez olma özelliğiyle; Efes tarihin bir parçası değil tarihin ta kendisi.Ben bu yazımda ulaşabildiğim yerler hakkında notlar yazdım. Zira tekerlekli sandalye ile her yere ulaşmak mümkün olmadığı gibi ulaşılabilen yerlerde de tekerlekli sandalye ile zorlandığımı söylemeliyim. Girişte yardımcı olmak isteyen (sanırım belli bir ücret karşılığı) insanlar vardı. Ben yardım almadım ama almakta fayda var derim. Hem zor yollarda yardımcı olurlar hem de rehberlik hizmeti verirler.Bilet alırken gişeye rehberle gezmek istediğini söylerseniz, bu konuda yönlendirme yapıyorlarmış.Girişte hediyelik eşya alabileceğiniz bir çok dükkan ve karnınızı doyurabileceğiniz alternatif yerler bulunmakta.

Efes antik kendi nerede ?

Efes Antik Kenti, İzmir’in güneyinde Selçuk ilçesi sınırlarında yer alıyor. Antik şehir, İzmir’den 83, Selçuk’tan 3,5, Kuşadası’ndan 19, İstanbul’dan 552, Ankara’dan ise 628 km uzaklıkta. Efes’e en yakın havalimanı İzmir Adnan Menderes Havalimanı.

Efes Antik Kenti Giriş Ücreti Ne Kadar ?

Giriş engelliler ve refakatçisi için ücretsiz. Normalde Kentin giriş ücreti 2017 Ocak ayı itibariyle 40TL. Biraz pahalı gibi ama neyse ki burada da Müzekart geçerli.Buraya kendi aracıyla gelecekler ücretli için park yeri de var. Araç başı ücret 10 TL

Efes ziyaret saatleri

Yılın 365 günü açık olan Efes Antik Kenti ziyaret saatleri, Nisan-Ekim döneminde 08.00-19.00, Kasım-Mart döneminde ise 08.00-17.00 olarak düzenlenmiş.

Efes Antik Tiyatrosu


Antik dönemin en büyük açık hava tiyatrosu özelliğini taşıyan bu tiyatro tam 24.000 kişi kapasiteli. Tiyatronun sahnesi maalesef yıkılmış durumda ancak oturma alanları gayet iyi durumda. Bu tiyatro en büyük tiyatro olma özelliği dışında St.Paul’ün vaazlarının da gerçekleştiği yer olduğundan Hristiyanlık adına da çok önemli eser konumundadır. Ancak resimde de görüldüğü gibi tekerlekli sandalye için girme şansı yok.Uzaktan seyretmekle yetindik. Epey merdiven var. Roma’da kollezyum’a ulaşmak için yapılan asansör benzeri bir çözümün burada da mutlaka bulunması gerekiyor. Zira burası dünya çapında bir mekan.

Celsus Kütüphanesi

Efesin tanıtım resmi olan bu yapıya mermerli yoldan ulaşılıyor. Biraz eziyet çekiliyor ama mutlaka bu eziyet çekilmeli. Yol seviyesinden aşağıda olan mekana iniş için rampa bulunmakta. Efes’te bulunan belki de en güzel yapı. Celsus Kütüphanesi M.S. 106 yılında ölen Efes valisi Celsius adına oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kütüphane dışarıdan iki katlı bir görünümde olsa da içeriden tek katlı ve yüksek tavanlı bir yapıdır.

Burayla ilgili çok şaşırtıcı ve bir o kadar da komik bir iddia bulunuyor. Kütüphanenin hemen karşısında bir genel ev bulunuyor. Diğer antik kentlere bakıldığında bu durumun ilk olduğu söylenemez. Ancak iddia şöyle ki kütüphanenin içinden bu geneleve çıkan gizli bir geçit olduğu söyleniyor. O dönem insanların toplumda dikkat çekmeden veya karısınayakalanmadanbu yoldan geneleve gittikleri rivayet ediliyor.Efes’in en çok bilinen yapısı olan Celsus Kütüphanesi, milattan sonra 100-110 yılları arasında, Senatör Tiberius İulius Celsus‘un oğlu Gaius İulius Aquilatarafından babasını onurlandırmak için yaptırılmıştır. Ancak yapılış amacı her ne kadar Celsus adına bir anıt mezar (heroon) olsa da, kent yönetiminden bu yapıyı inşaa etmek için izni çıkmayınca hem kütüphane, hem de Celsus’un anıt mezarı şeklinde yapılmak zorunda kalındığı söyleniyor.Liman Caddesi

Antik dönemde Asya’nın en önemli limanlarından birisi olan Efes Limanı ile şehir merkezini birbirine bağlayan Liman Caddesi,antik tiyatronun karşısında,11 metre genişliğinde, 530 metre uzunluğundadır. Tamamen mermer kaplı zemini ve sağlı sollu galerileri bulunan cadde, ilk olarak Bergama Kralı II. Attalos (MÖ 159 – 138) tarafından yaptırılmış, son şeklini ise Roma İmparatoru Arkadianus döneminde almış. . Yol olabildiğince tekerlekli sandalyeye uygun. Ama sonu göründüğünden sonuna kadar gitmeyi gerekli görmedik.

Helenistik Çeşme

Büyük Tiyatro’nun hemen önünde (sahne binasının arkasında) yer alan Helenistik Çeşme, milattan önce 3. yüzyılda yapılmıştır. Roma döneminde ise derinliği 2 metre artırılmış ve genişletilmiştir. Mermerli yolun başında bulunmakta.

Mermer Cadde

Büyük Tiyatro ile Celsus Kütüphanesi’ni birbirine bağlayan Mermer Cadde, ilk olarak Helenistik Dönem’de yapılmış ve aradan geçen süre boyunca sıkça onarım görmüştür. Asıl amacı arabaların geçtiği bir yol olsa da, insanların yürüyebilmeleri için yolun kenarına yüksekçe bir kaldırım yapılmıştır. Ancak yol tekerlekli sandalye için epey zorlu. Ayni sıkıntıyı Roma’da da çekmiştik. Müsaadenizle  Romalılara bu konuda biraz sitem edeceğim. Ama bo yolu göze almasanız Celsus kütüphanesine gidemezsiniz.

Ticari Pazar Yeri (Agora)

Efes Agora’sı, ilk olarak milattan önce 3. yüzyılda kurulmuş, son şeklini ise Roma İmparatoru Augustus döneminde almıştır (MÖ 27-14). Ancak MS 4. yüzyılda yaşanan büyük bir deprem sonucunda hasar görerek uzun süre kullanılmamış ve MS 6. yüzyılda, burada yer alan kalıntılar kullanılarak kuzey bölümüne yeni bir agora daha kurulmuştur.

Yeni kurulan agoranın olduğu bölüm bugün Jandarma kışla merkezi olarak hizmet vermektedir ve o bölgeye giriş yasaktır


Burayı gezmek için tahtadan yollar yapılmış. Bu sayede tekerlekli sandalye ile gezmek mümkün. Ama tahtalarda artık tarihi olmuş, bu nedenle üzerine gezmek kolay olmuyor. Elden geçirilmesinde yarar var, yetkililere duyurulur.

Sonuç olarak Ülkemizin değerli tarihi ve kültürel merkezi olan Efes mutlaka görülmesi gereken bir antik şehir. Her yerine gidebilmek mümkün değil ama önemli yerlerine zor da olsa gidilebiliniyor. Gerek kent içinde vegerekse giriş alanında engelli tuvaletleri bulunmakta. Bir ege gezinizde zaman ayırın ve burayı görün derim.

Engelliler için Atatürk evi, Selanik ve Kavala

By Yurt Dışı Seyahatler



Büyük önder Atatürk’ün doğduğu evini ve memleketi olan Selanik’i görme isteğimizi nihayet gerçekleştirme imkanını bulduk. Binayı hepimiz resimlerinden tanımaktayız. Daha önce yaptığım araştırmalarda bu konuda net bir bilgiye rastlamamış olsam da resimlerinden tekerlekli sandalye girişine uygun olmadığını tahmin etmekteydim. Tahminimde yanılamadığımı gidince anladım. Binanın sadece bodrum katına girme imkanı var.Selanik,Kavala ve Dede ağacı kapsayan gezimizi kara yolu ile yaptık. İstanbul’dan rahat bir yolculukla buralara ulaşmamız mümkün. Yollar otoban seviyesinde ve mevsim itibarıyla da (Ekim baş) oldukça boştu. Sabah erken saatte aracımızla İstanbul’dan yola çıktık. İpsala’ya kadar Trakya’yı kat ettikten sonra uzun bir TIR kuyruğunun yanından Yunanistan’a giriş yaptık.  Bu arada Aracımıza 15 günlük yeşil sigorta yaptırmayı unutmadık (50 Euro) 40 km sonra 20 bin Türkün yaşadığı Dedeağaç’ ulaştık. Levhalardaki adı Aleksandrapolis.Dedeağaç’tan sonra arabayla 1,5 saat sonra Kavala’ya geldik. Yollar otoban ve nerdeyse bom boş. Bunda sonraki hedefimiz Selanik. Buralardaki gezi notlarımızı sonraya bırakarak öncelikle Atamızın doğduğu eve yaptığımız ziyareti paylaşalım.
ATATÜRK  EVİ

Atamızın doğduğu ve bir süre yaşadığı eve görmek bizi bayağı heyecanlandırdı. Bina çevresinde park yeri bulmak oldukça zor. Neyse bu sorunu halledip binaya giriş yaptık. Avlusunda bilhassa meşhur nar ağacının altında resim çektik.

Dediğim gibi binaya tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değil. Herhangi bir çözüm aranmamış. Bu nedenle dışarıdan izlemekle yetindim. İçeriye giren eşimin izlenimleri ve çektiği fotoğraf ve videoları izlemekle yetindim. Bu arada yapılan tadilatlarla zaten orijinalinden çok uzaklaşan binaya en azından giriş katına ulaşmak için bir lift yapılsa iyi olurdu diyorum.

Sadece evin bodrum katına girebildim. Buradaki odaları görme imkanım oldu. Gene de orada olmak bu binanın önünde resim çektirmek bile güzel ve heyecan vericiydi.

Atatürk’ün ailesi Ali Rıza Efendi’nin 1988’de ölümüne kadar bu evde ikamet etmiştir.  Sonradan bu ev Yunan hükümetine bırakılmış ve yunanlı bir aile tarafından satın alınmıştır.

Cumhuriyetin 10. Yılında Selanik belediyesi, Türk Yunan dostluğunun bir göstergesi olarak Atatürk’ün bu evde doğduğunu yazan bir mermer plaka yerleştirmiştir.

Daha sonra Selanik Belediyesince satın alınan evin anahtarı, Atatürk’e hediye edilmek üzere 19 Şubat 1937’de Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’na verilmiştir. 10 Kasım 1953 tarihinde “Atatürk Evi” ziyarete açılmıştır. Sergilenmesi kararlaştırılan eşya, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayından seçilerek Selanik’e gönderilmiştir.
2012 yılında yeniden restorasyona giren ev, modern müzecilik anlayışı ile yeniden tefriş edilmiştir. Bana sorarsanız bu anlayış ile yapılan restorasyon evin özelliğini bozmuştur. Keşke daha az modern uygulama yapılmasa idi.Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprağı sayılan bu ev bugün sınırlarımız dahilinde bulunmasa da, her Türk’ün kalbinde özel bir yere sahip olup, Selanik’e giden her Türk’ün ilk olarak ziyaret ettiği ve Türkiye için manevi değeri son derece yüksek olan bir mekandır.Belirttiğim gibi ev’in büyük kısmı tekerlekli sandalyeye uygun olmasa da Cumhuriyetimizin kurucusu ve Türklerin Atasının Büyük Atatürk’ün doğduğu ev, gidip görülmesi gereken bir mekan. Mutlaka gidin.
SELANİK
Atatürk’ün doğduğu, Türk devriminin hazırlandığı rıhtımı İzmir’in kordon boyunu andıran kadim şehir Selanik. Şirin ve hareketli bir şehir. Günübirlik geldiğimiz kenttin gezilmesi gerektiği söylenen bazı yerlerini gelin beraber gezelim. İlk durağımız Atatürk evi oldu. Ondan sonra sahile doğru yolculuğumuz başladı.Selanik küçük bir şehir. Evet yer yer İzmir’i bayağı bir andırıyor, sahili özellikle. Ama bizim İzmir’imiz daha güzel.
Kamara Meydanı- Rotondo


Atatürk evinden sahile doğru yürümeye başlayınca ilk olarak Osmanlı’dan kalma Rotonda Camisini karşınıza çıkıyor. Şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Ücret ödenerek giriliyor. Ama engelli ve refakatçisinden ücret alınmıyor sanırım. Zira bizden almadılar. Girişinde bulunan engelli lifi bulunması hoşumuza gitti. İçerisi engelliler için uygun rahatça gezilebilir.

Biraz aşağıya doğru indiğimizde Kamara meydanına ulaşılıyor. Şehrin en iyi bilinen ve Selaniklilerin buluşma yeri olarak tercih ettikleri bir yer olduğu söyleniyor. MS 3. yüzyılın sonunda ve 4. yüzyılın başında, Roma İmparatorlu Sezar Galerious’u onurlandırmak için yapılmış kemer ilgimizi çekiyor. Önünde fotoğraf çektiriyoruz.

Aristoteles Meydanı

Biraz daha sahile doğru iniyoruz. Geniş bir cadde de yer yer antik şehir kalıntılarını seyrederek yürümeye devam ediyoruz.

Deniz görünmeye başlıyor. Önümüzde Şehrin ana meydanı Aristoteles Meydanı, Selanik’in özellikle akşamları en kalabalık ve capcanlı yerlerinden. Venizelos parkı önünde yer alan Aristoteles Meydanı akşamüzeri cıvıl cıvıl.

Büyük İskender’in bir heykeli meydanın ortasında yer alıyor. Etrafta kafeler, alışveriş yerleri, barlar, kitapçılar, bankalar, oteller sıralanıyor. Sahilde ilginç gezi tekneleri bulunmakta. Bunlarla yarım saatlik deniz seyahati ile Selanik sahil şeridini seyredebilirsiniz. Giriş ücreti yok ama içerde bir şeyler içmek mecburi. Bir maden suyu ile idare ederseniz ucuza gelir.

 Beyaz Kule

Selanik’in simge yapılarından Beyaz Kule, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış ve Osmanlı döneminde önce kale, sonra garnizon ve sonra da zindan olarak kullanılmış. Bir dönem adı Aslan Kulesi olan yer, sonraları Yeniçeri Kulesi olarak anılmış. Zindan olarak kullanıldığı dönemlerde Sultan II. Mahmud’un emriyle kuledeki tutukluların hepsi kılıçtan geçirilince adı Kan Kulesi olarak anılmaya başlanmış. Şehir el değiştirince simgesel olarak vaftiz edilerek ve beyaza boyanmış ve adını da buradan alıyor. Kule hâlâ bu isimle anılsa da zaman içerisinde yavaş yavaş eski rengine geri dönmüş. 6 katlı Hisar 1988’de Selanik erken Hristiyanlık ve Bizans anıtları ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girerken, aynı yıl Beyaz Kule Europa Nostra (Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu) koruma ödülünü almış.

Günümüzde müze olan kulenin tepesindeki şahane Selanik fotoğrafları çekiliyor. Müze pazartesi günleri kapalı ve diğer günlerde ise 8.30- 15.00 arasında ziyarete açık. Ancak tekerlekli sandalye ile çıkmak mümkün değil. Önünde resim çektirmekle yetiniyoruz.

Lefkos Pyrgos

Beyaz kuleye sırtını döndüğünüzde karşınızda yer alıyor. İzmir’in kordonunu andıran sahil şeridinde görülecek yerlerin başında Lefkos Pyrgos geliyor. İzmir Kordon kadar geniş değil tabi. Kıyı boyunca sıralanan barlardan birine oturup güneşin batışını izleyin.

Kısa Selanik gezimizden paylaşacaklarımız bu kadar. Dediğimiz güzergâhtan gelirseniz meyil nedeniyle fazla zorlanmazsınız. Sahil yoluda tekerlekli sandalye için uygun. Akşam bir balık yiyelim derseniz seçenek çok. Fiyatlar nasıl derseniz size yemek yediğimiz lokantanın Türkçesi de bulunan menüsünün resmini koydum. Bakın bakalım.

KAVALA

Yunanistan’a yaptığımız 2 günlük gezimiz dahilinde bir geçe geçirdiğimiz Kavala ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Engelliye uygun bir pansiyonda kaldığımız ve İstanbul’a 480 km mesafede olan kavala bildiğiniz gibi bizde kurabiyesi ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi olarak tanınıyor

Kavala şehrine uzaktan baktığınızda: bir yarımada görüyorsunuz. Şehre yaklaştıkça: Osmanlı kalesi ve su kemerleri karşınıza çıkıyor. Şehrin su ihtiyacını karşılamak için, Mehmet Ali Paşa tarafından 1550 yılında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Kuzeydeki dağlardan, şehir merkezine su getirmekteymiş. 60 kemerden oluşan anıtsal yapı 52 metre yüksekliktedir.

Genel olarak sahil kesimi tekerlekli sandalye için uygun olsa da şehrin iç kısımları yokuşları nedeniyle gezmeyi zorlaştırmaktadır. Zaten fazlada gezme yeri bulunmamakta, sahilde bir tur atmak şehri görmek için yeterli olmaktadır.