Category

Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN KOPENHAG

By Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN KOPENHAG

Avrupa’nın önemli kentlerini gezdiniz, şimdi nereye gidelim derseniz size önereceğim yer, Danimarka’nın Başkenti Kopenhag olabilir. Sessiz, sakın ve huzurlu fakat pahalı bir şehir. Gün itibariyle (Mayıs 2025) Ülkemizle karşılaştırdığınız da bizdeki bazı fiyatlar burası ile boy ölçüşebilir. Ama size de önereceğim kaldığım otelin kahvaltısı ile yapacağınız sandviçlerle idare etmenizde mümkün 😊 Şehir düz olduğundan tekerlekli sandalye için uygun. Ancak bazı yollar karo taşlar nedeniyle ve bazı eski mekanlar taş döşemeleri ile sandalyenize zor anlar yaşatabilir. Bazı müzelerde de tekerlekli sandalye için yapılmamış, sanırım o cağlarda bizim gibi engelli insanlar pek düşünülmemiş. Bu yerleri size aşağıda yazacağım, buralara gitmeniz şartta değil. Ben gideceğim yerleri önceden internetteki gezi notlarından bakarak tespit ediyorum. Tabi bunlar bu notları yazarken tekerlekli sandalyeli olmadıklarından her yeri kendi açılarından değerlendiriyorlar. Bu da gayet normal. Bende bu notlara bakarak yer tespiti yaptığımdan, sizlere engelli olarak izlenimlerimi aktarıyorum artık yaşlanmış tekerlekli sandalyeme dayanması açısından epey dua ettim. Neyse dayandı da Bangkok’ta yaşadığım sorunu yaşamadım. Burası bilhassa Roma’da olduğu gibi zemin açısından beni bayağı zorladı. Bu nedenle burayı seçenekleriniz sıralamalarında aşağılara yazıp girmediğiniz diğer şehirleri tercih etmenizi öneririm.

Ama “ben mutlaka gideceğim” derseniz, okumaya devam edin güzel şeylerde bulacaksınız. Ulaşım araçlarının genellikle hepsi tekerlekli sandalyeye uygun, ama şehir küçük olduğundan sadece bir kez metroya bindik. Kalacak yer olarak kaldığım oteli tavsiye ederim. Engelli odası olması, konumu ve tren garına çok yakın olması tercih edilebilir. Otelin adı “Urban House Copenhagen by MEININGER” booking.com’dan rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Kahvaltıyı tercih edin hem dışarından pahalı değil hem de kumanyanızı hazırlayabilirsiniz.

Şehirde trafik çok sakin ve ayrıca belirtmeliyim ki otomobillerin hemen hemen hepsi elektrikli, hem sakin ve hem de sessiz bir şehir.

Kopenhag gezisi 2 günde tamamlanabilir, buna bir günde Malmö gezisini ilave ederseniz eder 3 gün. Bundan fazlası size kalmış. Gezi planınızı kaldığınız otelin konumuna göre planlayabilirsiniz. Bu arada son güne bıraktığımız bazı yerleri o günün sanırım milli tatil olması (29 haziran-not alın) nedeniyle gezme şansımız olmadı, o günü alışverişe de ayırmıştık ama a gün büyük mağazalar ve AVM’lerde kapalıydı.

KOPENHAG, DANİMARKA’DA TEKERLEKLİ SANDALYEYLE NASIL DOLAŞILIR

Bu hoş kompakt şehir aynı zamanda oldukça tekerlekli sandalye dostu olduğunu söyleyebilirim. Bu keyifli Danimarka şehrinde biraz zaman geçirmek isteyen tekerlekli sandalye kullanıcıları için Kopenhag’da ulaşım ve ulaşım ile ilgili mutlaka bilinmesi gereken bazı ipuçlarını ve püf noktalarını araştırarak derledim. 

Kopenhag Şehir İçi Ulaşım Kopenhag yürüyerek gezmesi en zevkli şehirlerden biri olsa da bu durum seyahat ettiğiniz mevsime göre değişebiliyor. Biz ilkbaharda gittik ve hava aşırı soğuk olmadığı için şehrin büyük bir kısmını yürüyerek gezdik. Ama seyahat planınız kış aylarındaysa dondurucu soğukta uzun süre yürümek zorlayabilir. Kış aylarında Kopenhag’a gidiyorsanız şehir içi ulaşım için metro en hızlı ve konforlu seçeneklerden biri. Eğer çok fazla toplu taşıma kullanırım diyorsanız size günlük bilet ya da Kopenhag Kart almanızı öneririm.  72 saatlik Kopenhag Kart, pek çok şehir kartına göre çok daha kapsamlı ve içeriği inanılmaz zengin.

Sandalye ile Kopenhag şehir merkezi güzel bir günde çoğunlukla sandalye ile gezilebilir ve en iyi hava koşulları için yaz aylarında ziyaret etmek iyi bir fikirdir. Bazı bölümlerde bu sinir bozucu ama klasik Avrupa parke taşları olmasına rağmen, şehir merkezine genel olarak oldukça erişilebilir ve tekerlekli sandalye kullananlar için çok sayıda iyi yerleştirilmiş kaldırım kesimi bulmaktan memnun oldum.

Erişilemez bir girişi olan ara sıra eski bir dükkanla karşılaşacaksınız, ancak genel olarak Kopenhag sakinlerinin arkadaş canlısı olduğunu ve ihtiyacınız olursa yardım etmeye istekli olduğunu göreceksiniz. Erişilemez girişi olan bir kafe veya restoran olsa bile, birçoğunun kaldırımda açık havada yemek yemek için düzenlenmiş masaları vardır ve hatta bazılarında soğuk havalarda dışarıda yemek yemek isteyenler için ısıtıcılar da vardır.

Kopenhag, şehri tekerlekli sandalyeli gezginler için daha erişilebilir hale getirmek için sayısız iyileştirme yaptığından övünüyor ve bunun doğru olduğunu gördüm. Ayrıca, Kopenhag genel olarak oldukça küçük ve kompakt bir şehirdir ve bu da onu tekerlekli olarak geçmek için Avrupa’nın en iyilerinden biri yapar. En dikkat çekici turistik yerlerin çoğu birbirine yakındır, bu nedenle bir günü sadece bir cazibe merkezinden diğerine sandalye ile tek başınıza geçirmek kesinlikle mümkündür

Oraya gitmeden önce bir Kopenhag haritasına bakmanızı ve her bir varış noktasına buna göre nasıl ulaşacağınızı planlamanızı tavsiye ederim. Kopenhag’ın merkezi Belediye Binası Meydanı’dır  ve oradan şehrin en gözde yerlerinden biri olan Tivoli Bahçeleri ‘ne, Merkez Tren İstasyonuna ve ana otobüs terminaline sandalye gitmek kolaydır.

Ulaşılabilir Taksiler Kopenhag’daki tüm taksiler katlanabilir tekerlekli sandalyeleri kabul ediyor,

Metro Diğer birçok şehirde, metro sistemi tekerlekli sandalye kullananlar için gezinmek için zor olabilir. Kopenhag’da bunun tersi doğrudur. Neredeyse tamamen erişilebilir ve bence şehri dolaşmanın en kolay yolu bu. Her metro istasyonu bir asansör veya asansör ile donatılmıştır ve tüm metro sistemi inşa edildiğinde erişilebilirlik düşünülerek tasarlanmıştır.

Tren Metro istasyonları gibi Kopenhag’daki tren istasyonlarına da asansörler veya diğer erişilebilir girişler içeren tamamen erişilebilir. Treni beklerken, ön vagonun çekileceği yerde beklediğinizden emin olun, böylece sürücü koltuğunuza binmenize yardımcı olabilir. Bu sadece bir nezaket değil-gerekli, çünkü bir personelin binebilmeniz için rampayı döşemesi gerekiyor. O zaman, ona hangi istasyondan çıkmayı planladığınızı da söyleyebilirsiniz, böylece sürücü size o zaman da yardımcı olabilir.

Otobüsler Resmi şehir içi otobüslerin çoğuna erişilebilir, ancak Kopenhag’ın trenlerinden farklı olarak (aşağıda daha ayrıntılı olarak tartışılmıştır), otobüsün sürücüsü biniş konusunda size fiziksel olarak yardımcı olamaz ve scooterlara izin verilmez. Ancak çoğu otobüsün orta kapısının yanında bir rampa vardır.

Teorik olarak, girmek / çıkmak istediğinizde, orta kapının yanındaki düğmeye basarsınız ve bu, binmek istediğiniz otobüs şoförüne işaret eder. Bununla birlikte, bir refakatçiyle seyahat etmeyen ve onlar için rampayı düşürmek için yardımsever yerlilere güvenmek zorunda kalan tekerlekli sandalye yolcularından da hikayeler duydum, çünkü bazı otobüs şoförleri koltuklarını terk etmelerine izin verilmediğini söyleyecekler. Sadece rampayı düşürmek için olsa bile yardım etmek. Güvende olmak için, otobüsle seyahat etmeyi planlıyorsanız, bunu yalnızca uçağa binmenize yardımcı olacak bir arkadaşınız varsa yapmak en iyisidir.

Otobüslerin bir diğer dezavantajı, rotalarının başlatılmamış olanlar için biraz karmaşık olabilmesidir, bu nedenle rotalarını çevrimiçi incelemek ve yapmayı planladığınız rotaları ve durakları listeleyen bir hile sayfasına sahip olmak faydalı olacaktır. Tüm turistik noktalara isabet eden önceden seçilmiş bir rota arıyorsanız, Kopenhag’ın Hop-On, Hop-Off otobüsleri-resmi şehir otobüsleri olmasa da ve kesinlikle şehir otobüslerinden daha pahalıysa-tamamen erişilebilir bir alternatiftir.

Hava alanı ve ulaşımı Kopenhag havalimanı ile ilgili en etkileyici şey, bir Yardım Merkezine sahip olmalarıydı. Yardım Merkezinde engelliler uçuşlarından önce veya transit geçiş sırasında rahatlayabilirler. Merkezde erişilebilir bir tuvalet, kanepeler, hoyer asansörleri ve hatta biraz kapalı göze ihtiyaç duyan gezginler için tahta yataklı bir dinlenme kabini bulunmaktadır. Varışta Yardım Merkezini kullanmadım, ancak 10 gün sonra Kopenhag’dan uçtuğumda bundan tam olarak yararlandım Burada valiz beklerken, şehre metro biletlerini alabilirsiniz. Burada yanlış trene biniyorum derdi yok, hepsi M2 ‘den Vanløse İstasyonuna gitmekte. Metro 3. Terminalin hemen üzerinde yer alıyor. 5 dakikada bir tren geliyor ve 13 dakika sürüyor şehir merkezinde Nørreport istasyonuna gitmek. Bileti alacaksanız bozuk para ve kredi kartı kabul ediyor dikkat edin, atlamayın bu detayı.Aynı şekilde metro dışında tren de mevcut. 1. Terminal ile 3. Terminal arası ücretsiz servis var 5 dakika sürüyor.

Havalimanında eğer bir tourist information’a giderseniz, size verecekleri haritada ayrıca sandalye ile (yürüyerek olarakta düşünebilirsiniz)  birçok önemli noktayı görmenizi sağlayan harita üzerine  bulunuyor. İlk gittiğimde çok işime yaramıştı bu harita. Haritada ki rotayı yürüyerek her yeri gezmiştik neredeyse.

İstanbul Kopenhag arası uçak yolculuğu yaklaşık 3 saat sürüyor. Kopenhag Havalimanı’ndan şehir merkezine gitmek ise oldukça kolay ve sadece 15 dakikanızı alıyor. Pasaport kontrolü sonrası otomatlardan bilet satın alıyorsunuz ve Terminal 3’te yer alan M2 metro hattına (sarı) biniyorsunuz..Kopenhag Havalimanı’ndan metroya binmek için biletinizi kırmızı DSB otomatlarından kredi kartınızla kolayca satın alabilirsiniz. 1 kişilik single bilet ücreti 30 DKK yani yaklaşık 4 euro. (Bilet ücreti Nisan 2025’e aittir) Satın aldıktan sonra biletiniz 1.5 saat boyunca geçerli. Biletsiz binmenizi asla önermem, kontrole denk gelebilirsiniz.

Gelin şimdi mekan mekan gezilecek yerleri engelli gözü ile gezmeye başlayalım.

CİTY HALL SQUARE (BELEDİYE MEYDANI)

Kopenhag Belediye Binası‘na ev sahipliği yapan bu meydan da, belediye binasının yanı sıra tarihi birkaç yeri de görebilirsiniz. Kopenhag’ın en iyi bilinen meydanlarından biri olması ve şehirdeki diğer cazibe merkezlerinden kolay ulaşabilir olması, bu meydanın en önemli özelliği.1892-1905 yıllarında inşa edilmiş olan Kopenhag Belediye Binası, İtalya’nın Siena Belediye Binası’ndan esinlenilerek tasarlanmış. Belediye Binası’nın 105,6 metre uzunluğundaki kulesine günümüzde çıkılabiliyor. Buradan Kopenhag’ın eşsiz şehir manzarasını da seyredebilirsiniz. Belediye Meydanı’nın bulunduğu yer Kopenhag’ın ünlü alışveriş caddesi olan ‘Strøget’in başladığı yer. Ayrıca meydan, Danimarkalı halk tarafından bir buluşma yeri, konser alanı veya etkinlik merkezi olarak da kullanılıyor.

Meydanın ortasında ejder çeşmesi bulunuyor. Andersen heykeli. Hemen belediye binasının yanında, Tivoli’ye bakan kısımda. Andersen Danimarkalı masal, oyun, roman, şiir, gezi kitabı ve biyografi yazarı. Tekerlekli sandalye açısından hiçbir sorun yaratmayacak şekilde düz. Burada rahatça gezip, insanları ve binaları izleyebilirsiniz, zaten mutlaka yolunuz düşecektir.

RUNDETAARN

Avrupa’nın en nostaljik gözlemevlerinden birisi. 17. yüzyılda yaptırılan Rundetaarn Rönesans mimari stilin güzel bir örneği ve turistlerin en çok akın ettiği yerler arasında.

Hassas astronomik cihazların zarar görmemesi için merdiven yerine yukarıya 7,5 tur dönen spiral rampa ile çıkıyorsunuz. Kulenin tepesinde ise harika bir Kopenhag Limanı manzarası sizi bekliyor

Yuvarlak Kulede asansör yok. Tepeye yakın merdivenler nedeniyle kule maalesef tekerlekli sandalyeli ziyaretçiler için pek erişilebilir değil. Kütüphane Salonundaki sergilere ve diğer etkinliklere erişilebilir, ancak eğimin elektrikli olmayan tekerlekli sandalyelerin tırmanmasını zorlaştırdığını lütfen unutmayın.

Engelli konuklar, diğer ziyaretçilerle eşit şartlarda giriş ücreti öderler. Engelli konuklar ücretsiz olarak bir bakıcı/refakatçi getirebilirler.

Biz bu zorluğu göze alamadık ve sadece önünde resim çektirmekle yetindik.

KULTORVET

Kultorvet, Kopenhag’ın Eski Kent bölgesinde halka açık bir meydandır. Kultorvet adı “kömür meydanı” anlamına gelir çünkü yerlilerin kömür satın aldığı yerdir. Bugün ise mağazalar, restoranlar ve şaşırtıcı bir şekilde erişilebilir bir tuvaletle dolu bir yaya bölgesi. Erişilebilir tuvalet temelde meydanın ortasında bulunuyor. Tuvalet genişti ve tutma çubukları vardı. Meydan düz ve tekerlekli sandalye için çok uygun.

TORVEHALLERME

Torvehallerne, Kopenhag şehir merkezinde bulunan oldukça canlı ve kalabalık bir yemek salonu (pazar).Hem yerel halk hem de turistler arasında bir hayli popüler olan pazar alanında, taze balık tezgahlarından yerel kasap tezgahlarına, mevsim sebzelerinden alkollü içeceklere ve hazır Fas yemeklerine kadar her şey var. Yani Danimarkalı halkın günlük ihtiyaçlarını da karşıladığı bir yer. Torvehallerne iki ana salondan oluşmaktadır. Tekerlekli sandalye için uygun düz bir alanda ve uygun koridorlara sahip, bir şeyler atıştırmak için uygun yerler bulunmakta. Gezerken ve karnınız açıkmışsa 😊mutlaka yolunuz düşer.

STOGET SOKAĞI

Kopenhag’da alışveriş yapmak istediğinizde ilk gidebileceğiniz yerlerden biri Strøget Sokağı. Turistik açıdan her zaman yoğun olan Strøget Sokağı şehirdeki en popüler alışveriş merkezleri arasında bulunuyor.

Alışveriş açısından turistlere geniş ve renkli bir yelpaze sunan Strøget Sokağı’nın ayırt edici özelliklerinden biri ise Avrupa’nın en uzun yaya yolu olması. (1,1 km) Sokak 1962 senesinde trafiğe tamamen kapatılmış ve Danimarka’da bu açıdan bir ilk olma unvanını da taşıyor.

Lüks alışveriş mağazalarından daha uygun fiyatlı marka ürünlere kadar farklı alışveriş seçenekleri sunan Strøget Sokağı’nda Louis Vuitton, Hugo Boss, Zara, Hermes, Prada, H&M gibi mağazalar bulunmakta..

Strøget Sokağı’nda birçok hediyelik eşya dükkanı da var. Eğer Kopenhag seyahatinizden sevdiklerinize hediyelerle dönmek istiyorsanız bu dükkanlara bir göz atabilirsiniz. Ayrıca legolara meraklıysanız sokaktaki ünlü lego dükkanlarına da mutlaka uğrayın. Gayet geniş rahat güzel bir cadde. Özellikle Tiger markasını seviyorsanız Tiger mağazalarının merkezi burası. Ama dönüşte Ülkemizde bulunan bir mağazasına gittim, fiyatlar bizde daha uygun. Boşuna fazla para harcamayın.

Cadde karo taşlara denk gelmemeye gayret ederseniz tekerlekli sandalyeye uygun. Mağazalara giriş ve üst katlarına çıkış asansörler nedeni ile mümkün. Fiyatlar ucuz değil, genede fiyatlara hakimseniz bazı markalar ülkemizden daha ucuz olabiliyor.

TİVOLİ BAHÇELERİ

Kopenhag gezilecek yerler arasındaki Tivoli Bahçeleri ise kesinlikle gitmenizi önerdiğim yerler arasında. Çocuk ya da yetişkin ayrımı olmadan her yaştan insanın kendine göre eğlenebileceği peri masalı ambiyansındaki eğlence parkı 19. yüzyılda inşa edilmiş.

Tivoli, Belediye Binası ve Kopenhag Merkez İstasyonu’na sadece birkaç dakikalık yürüme mesafesindedir.

Tivoli Bahçeleri aslında bir lunapark ve George Carstensen’in çocukluk hayali olarak hayata geçirilmiş. 1843 senesinde Kral’ın da desteğiyle Carstensen’in projesi onaylanmış.

Walt Disney’in tasarlanmasına da ilham olan Bir lunapark için beklentileri fazlasıyla karşılayan Tivoli Bahçeleri sadece eğlenceli ve adrenalin seviyenizi yükseltecek oyuncaklarla sınırlı değil. Tabi bu arada belirtmek gerekirki bu oyuncaklar tekerlekli sandalye için uygun değil. Ben denemediğim için bu konuda yardımcı olmam mümkün değil, sadece seyretmekle yetindim. Burada zevkle dolaşıp, vakit geçirebileceğiniz daha birçok şey var. her gece havai fişek gösterisi bulacaksınız

Ağaçlar ve yüzlerce çeşit bitki ile donatılmış park özellikle bahar/yaz aylarında tüm güzelliklerini sergiliyor. Parkta aynı zamanda yaklaşık bini aşkın deniz canlısına ev sahipliği yapan bir akvaryum da var.

Çeşitli gösteri, etkinlik ve şovların da düzenlendiği Tivoli Bahçeleri aynı zamanda yeme-içme olanakları ile de ziyaretçilerine üst düzey bir tatmin sağlıyor.

Yemek konusunda içeride alternatifler bulabilirsiniz. Fast food da var, hoş lokantalarda. Girdiğinizde size verecekleri harita ile gezmeye çalışın mutlaka hem kaybolmayın hem bir şey kaçırmamış olursunuz . otelimize yakın olmasına karşın sadece bir kere gidebildik. Malum giriş ücretli . Hem pahalı ve hemde ne engelli indirimi var, ne de refakatçi indirimi.

.

Tivoli Bahçeleri’nde Erişilebilirlik:T Gezintiler tam olarak tekerlekli sandalye dostu olmasa da, yetenekleriniz ne olursa olsun Tivoli Bahçeleri’ni ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederim tekerlekli sandalye kullananlar Tivoli’nin tüm girişlerini kullanabilir. Tivoli, restoranlara ve salonlara doğrudan erişimin olmadığı için rampalar bulunmaktadır.  Tivoli’de tekerlekli sandalye erişimine uygun birçok tuvalet vardır: Pantomimeteatret’in (Pandomim Tiyatrosu) yanında, Aile Eğlence Merkezinde (oyun alanının yakınında) ve Glyptotek girişinin yanında.. Merkez İstasyon girişinden (Bernstorffsgade) ve Ana Girişten (Vesterbrogade) basamaksız olarak Tivoli’ye erişim vardır.

NY CARLSBERG GLYPTOTEK (SANAT MÜZESİ)

Glyptotek. Kopenhag’ın kalbindeki bu sanat müzesi, gerçekten eşsiz bir ortamda antik ve modern sanatı sergiliyor. Giriş ücreti yaklaşık 12€ (85DKK). Çok pahalı olmadığından dolayı, sanatseverler için eşsiz bir deneyim sunan bu müze de listeye eklenebilir 1888 yılında bira üreticisi Carl Jacobsen (1842-1914) tarafından kurulan sanat müzesi, sanatı etkileyici mimari ortamda birleştiren iki ana bölümden oluşmaktadır. Eski Eserler Bölümü, 3500 yıllık sanat ve tarih boyunca keyifli bir yürüyüş sağlayan Mısır, Yunan, Etrüsk ve Roma sanatının mükemmel koleksiyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. Modern Bölüm, 19.ve 20. yüzyıl Danimarka resim ve heykelinin yanı sıra aynı döneme ait Fransız sanatına odaklanmaktadır. 

Engelliler için Erişilebilirlik

“Glyptotek eski bir binadır ve listelenmiş bir binaya tabidir, bu da müzenin örneğin tekerlekli sandalye kullananlar için en uygun şekilde atanmadığı anlamına gelir. Doğal olarak müzeyi herkes için mümkün olduğunca erişilebilir kılmak için elimizden geleni yapıyoruz. Buna göre, çoğu sergiye engelli asansörü veya normal asansör kullanılarak erişim vardır.” Bu ifade müzenin kendi web sayfasından alınmıştır. Ben yan kapıyı kullanmadan ön kapıdan girdim ve ulaşabildiğim salonları (oldukça sınırlı) gezebildim. Gezemediğim yerleri eşimin çektiği resimlerden paylaşıyorum.  Tekerlekli sandalye kullanıcısı olarak, hangi sergi alanlarını ziyaret etmek istediğinize bağlı olarak müzeye iki şekilde erişebilirsiniz. Fransız Resmi, Yunan ve Roma Heykellerini, Mısır’ı, Antik Akdeniz’i, Kış Bahçesini ve Merkez Salonu ziyaret etmek isterseniz, müzenin çalışma saatlerinde Tietgensgade 25’in yan girişinden girebilirsiniz. Burada kapı zilini çalabilir ve Glyptotek’in personeli ile doğrudan iletişime geçebilirsiniz. Ben Yan kapıya gidemedim, zamanım sınırlıydı Müzeye Giriş refakatçı da dahil ücretsizdi. Yalnız unutmayın müze pazartesileri kapalı.Engelli ziyaretçilere eşlik eden kişiler de müzedeki herhangi bir etkinliğe ücretsiz bilet alabilirler

Fransız Sanatı 1800-1870Danimarka Sanatı 1780-1930 ve Kafe Pikniğini ziyaret etmek isterseniz, Dantes Plads ve Niels Brocks Gade’in köşesindeki girişin yanındaki kapı zilini kullanın. Tekerlekli sandalye kullananların MısırYunan ve Roma Heykelleri ile 1800-1920 Fransız ve Danimarka Heykellerini ziyaret etmeleri maalesef mümkün değil. Bu, müzenin mevcut olanaklarından kaynaklanmaktadır.Erişilebilir tuvaletler bodrum katında Vestiyer ve Bilet Gişesinin yanı sıra Henning Larsen Binasının girişinde yer almaktadır.

FREDERİK KİLİSESİ

Bakır yeşili kubbesiyle dikkat çeken Frederik Kilisesi, Mermer Kilise olarak da biliniyor ve Kopenhag’da kaçırılmaması gereken yerlerden biri. Kilisenin hem iç mekanı hem de dış cephesi, heykeller ve oymalar ile muhteşem bir şekilde süslenmiş. Kilisenin tarihi 1749 yılına kadar uzanıyor. İlk kez bu tarihte yapımına başlanan kilise gecikmeler nedeniyle 1894 yılına kadar tamamlanamamış. Danimarka’da önde gelen isimlerin heykellerini görmek için kilisenin içine girmeden önce yapının etrafını mutlaka görün. İç mekandaki 19. yüzyılın sonlarına ait çam sunağa göz atmayı da unutmayın. Frederik Kilisesi dini seremoniye sahip düğünler konusunda en popüler olanlardandır. Aynı zamanda kubbesinden panoramik ve nefes kesici bir manzara da sunuyor. Kiliseye giriş ücretsizdir.

Burada özellikle belirtmek istediğim bir husus var. Dünyanın gezdiğim hiçbir yerde görmediğim bir özellik. Ana kapıdaki heybetli merdivenler nedeniyle çıkmak imkansız. Engelli levhasını takip edip, girişe göre sol tarafına geçtik. Ama burada da bizi merdiven karşıladı. Hayal kırıklığına uğradık. En azından bir rampa bekliyorduk, merdivende neyin nesi. Eşim kapıyı çaldı, görevli bir bayan kapıyı açtı, bize gülümsedi. Ve olay ondan sonra başladı. Kadın bir düğmeye bastı veee merdiven kayboldu ve ortaya bir asansör çıktı. Biz hayretler içinde izledik. Ve o asansöre binip kiliseye rahatça ulaştık. Dediğim gibi hiçbir yerde görmediğim bir sistem ile. Bravo doğrusu. (videoyu mutlaka izleyin)

NYHAVN KANALI

Kanallar ve nehir boyunca dizilen rengarenk parlak boyalı üçgen evlerin sunduğu muhteşem görünüme tanık olmak için Kopenhag gezinizde  Nyhavn Kanalı mutlaka görmeniz gereken bir bölge, Kopenhag’ın dinamizm noktası.

Parlak renkli üçgen evlerin zeminlerinde kafeler, restoran ya da barlar bulunuyor. Gece hayatı canlı. Tabii ki burası fotoğraf çekmek için de harika bir yer! Turistler nehir manzaraları eşliğinde dolaşıp içine çekildikleri güzel ambiyansın tadını sonuna kadar çıkarıyor.

Kopenhag’ın dokusunu ve ruhunu güçlü şekilde hissedebileceğiniz yerlerden olan Nyhavn Kanalı aynı zamanda şehrin en romantik ve nostaljik noktalarından biri. Nehrin üzerinde 1875 senesinde yapılan ve sonrasında 1912’de yenilenen tarihi bir köprü bulunuyor. Kanalın güneyinde ise turistik ilgiyi artıran tarihi yapılar yer alıyor.

Nyhavn Kanalı’nın limanı ise eski dönem gemi müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Limanda yüzyıllar öncesinde inşa edilmiş ahşap gemiler demirlenmiş. Bu nostaljik ahşap gemiler tarihi renkli evlerle birlikte kanalın tablo gibi görüntüsünü çok güzel tamamlıyor.

Nyhavn’de gezerken yapılacak en güzel şeylerin başında Nyhavn’dan kanal gezisi geliyor. Siz de bölgeden kalkan teknelerden birine atlayıp şehri bir de kanallar üzerinden keşfedebilirsiniz. Teknelere sandalye ile binmek mümkün. Kanal bölgesi haliyle düz ve tek.Sandalye için uygun. Gerek gündüz ve bilhassa geçeleri görülmesi gereken bir bölge.

Kopenhag Opera Binası Kanal gezisini sonlandığı yerden görülen bina dünyanın en modern opera evleri arasındadır. Aynı zamanda şimdiye kadar yapılmış en pahalı opera binalarından biridir

2,5milyar DKK (yaklaşık370.000.000ABD Doları) maliyetle. Kopenhag’ın merkezindeki Holmenadasında yer almaktadır. Bu ilginç mimarili binayı Uzaktan seyretmekle yetindik

AMALİENBORG SARAYI

Rosenborg Sarayı’ndan yürüyerek gidebileceğiniz Amalienborg Sarayı da Kopenhag’da gezilecek yerler listesinde!

İlk önce soylu aileler için inşa edilen ancak 18. yüzyıl sonunda Christiansborg Sarayı’nın yangında büyük zarar görmesi sonucu Kraliyet ailesi tarafından satın alınan Amalienborg Sarayı turistler açısından oldukça dikkat çekici.

Kraliyet ailesinin geçmişi, mücevherleri, koleksiyonları ile saray Kopenhag şehrinin sembolik ve köklü yapıları arasında. Şu an içinde hala Kraliçe Margrethe II oturuyor dolayısıyla sarayın her bölümü ziyarete açık değil.

İçinde müze de bulunan Amalienborg Sarayı’nda son 150 yıldaki kral ve kraliçelerin yaşamlarına ait objeler de sergileniyor. Ayrıca odalar, eşyalar ve genel olarak tüm dekorasyon orijinalliğini kaybetmemiş. Bunun yanı sıra krallara ait bazı özel hobi detaylarının teşhir edilmesi de ilginizi çekebilir.

Birçok turistin seyretmek için geldiği nöbet değişimi merasimini de kaçırmayın. Genellikle bu tören saat 11.30 ile 12.00 saatleri arasında gerçekleşiyor.

Amalienborg Sarayı’nda Erişilebilirlik: (Kendi sitesinden aynen alınmıştır) “Amalienborg Sarayı’nda tekerlekli sandalye kullananlar için asansörler bulunmaktadır. Müzede kapı yoktur. Tekerlekli sandalye erişimine uygun bir tuvalet mevcuttur Ayrıca, eşlik eden bir vasi veya vasi için ücretsiz giriş vardır.

Tekerlekli sandalye kullananlar ve hareketlilik sorunu olanlar, personelimiz tarafından Amalienborg Müzesi girişinde karşılanacaktır. Müze dükkanına, bilet alanına, vestiyere, tuvalete ve sergi alanına asansöre doğrudan erişim sağlayan engelli asansörüne yardımcı olacaklardır.

Mağaza ve bilet alanında, personelimiz evde gezinmenin en iyi yolu konusunda size rehberlik edecektir.

Amalienborg Müzesi’nde müzenin tamamına erişim sağlayan bir asansör bulunmaktadır. Asansör kapısı genişliği 80 cm, asansör içi uzunluğu ise 145 cm’dir. Asansörün yanındaki bodrum katında erişilebilir bir tuvalet bulunmaktadır. Personelimizden daha fazla bilgi istemekten çekinmeyin.”

Saray meydanını 1771’den kalma Kral V. Frederik heykeli ile çevreleyen Amalienborg, aynı dört binadan oluşuyor. Bunlar Christian vıı’nin Sarayı( misafir ikametgahı olarak kullanılan Moltke Sarayı olarak da bilinir), Frederik VIII’İN Sarayı( Veliaht Prens ailesinin evi olan Brockdorff Sarayı olarak da bilinir), Christian Ix’un Sarayı (Kraliçe ve Prens Eşinin evi olan Schack Sarayı olarak da bilinir) ve VIII. Hıristiyan’ın Sarayı (Levetzau Sarayı olarak da bilinir, Prens Joachim ve Prenses Benedikte için misafir sarayı olarak kullanılır).

KÜÇÜK DENİZ KIZI HEYKELİ

Kopenhag gezilecek yerler listesinin en ilgi çekici sanat eserlerinden biri de hüzünlü öyküsü ile Küçük Deniz Kızı Heykeli.Ünlü iş adamı Carl Jacobsen’in finansal desteği ile heykeltıraş Edvard Eriksen yaptırılan Küçük Deniz Kızı Heykeli sadece Kopenhag’ın değil dünyanın en ilgi çekici heykellerinden biri haline geldi.

Yapımında bronz ve granit kullanılan heykel 1913 senesinden beri Langelinie Pier’deki denizin üzerindeki taşlarda duruyor. Yılda yaklaşık bir milyon kişi tarafından ziyaret edilen Küçük Deniz Kızı Heykeli’nin hikayesi ise meşhur Danimarkalı masal yazarı Andersen’in The Little Mermaid isimli eserine dayanıyor.

Hikayeye göre denizkızı çok sevdiği prens sevgilisine kavuşabilmek uğruna deniz altındaki yaşamını terk etmeyi göze alıyor ancak prens onun yerine başka biriyle evleniyor. Çok üzülen denizkızı ise denizin sularında bir köpüğe dönüşüp yok oluyor.

Jacobsen bu masalın sahne uyarlamasını izledikten sonra deniz kızının hikayesinden çok etkilendiği için Minik Deniz Kızı Heykeli’ni yaptırmaya karar vermiş. Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde heykelin kopyası bulunuyor.

Küçük Deniz Kızı. Küçük Deniz Kızı’nın heykeli Kopenhag’da Langelinie limanında bir taşın üzerinde oturur. Heykel Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın simgesi durumundadır. Açıkçası pek anlamış değilim. Şehrin merkezinde değil, büyük ihtişamlı bir şey değil ama pazarlama meselesi tamamen. Nasıl Belçikalılar işeyen çocuğu pazarlıyorsa, buda artık bir pazarlamaya dönmüş, gördüğünüz zaman aa bu muymuş diyorsunuz. Carlsberg (evet bira markasının sahibi) tarafından yaptırılıyor. Modellemeyi yapan Edvard Eriksen bronzdan bir heykel yapıyor istek üzerine. Burada Carlsberg balerin Ellen Price’ı model olarak istiyor ve heykelin kafası Price’dan geliyor ama Price çıplak poz vermek istemediğinden model olarak heykeltıraş Eriksen karısının vücudunu kullanmıştır. Heykelin temellerini 1909 yılında Carl Jacobsen, Carlsberg’in bulucusunun oğlu atmıştır. Heykel yalnızca 1.25 metre uzunluğunda ve 175 kg ağırlığındadır ve turist akımına uğramaktadır.

Heykele Kastellet’in hemen yanındaki düz bir tahta kaldırımdan ulaşılabilir. Sandalye ile ulaşım sorunu yoktur. Ama kaldığımız otele nispeten uzak olduğundan, en yakın noktasına metro ile gittik. Tek metro yolculuğumuzu da burada yapmış olduk. Siz kaldığınız otele göre hareket edebilirsiniz.

CHRİSTAİNSBORG SARAYI

Kopenhag gezilecek yerler arasında (tabi yeterli vaktiniz varsa) görülmesi elzem olan yapılardan biri de Slotsholmen Adası’ndaki Christiansborg Sarayı. Burası aynı zamanda Danimarka Parlamentosu’na da ev sahipliği yapıyor. 18. yüzyıldan kalma saray tarihi boyunca yangın gibi çeşitli afetler nedeniyle 3 kez yeniden inşa edilmiş.

Kraliyet Ailesi’nin kullandığı bazı bölümler halka kapalı olsa da genel olarak ziyarete açık olan sarayda Kraliçe birçok davet veriyor. Saray bünyesinde 10 tane farklı detaylarla dekore edilmiş misafir kabul odaları var.

Kraliçe’nin yemek davetlerini verdiği salonlardan en görkemlisi yaklaşık 400 kişilik Büyük Salon. Kraliçe daha resmi konuklarına ise Taht Salonu’nda yemek daveti veriyor. Fiilen kullanılan bu salonları da saray turunuz esnasında gezme şansına sahipsiniz.

Sarayda sergilenen ve Danimarka’nın 1000 yıllık geçmişini betimleyen duvar halılarını ise mutlaka görmelisiniz! Kraliçe’ye ait olan gösterişli duvar halıları saray ziyaretçileri tarafından yoğun bir ilgi ile karşılaşıyor.

Christiansborg Sarayı, Danimarka Parlamentosu, Yüksek Mahkeme ve Dışişleri Bakanlığı’nı içerir. Tarih ve siyasete meraklıysanız, diğer şeylerin yanı sıra Kraliyet Resepsiyon Odalarını, Kraliyet Ahırlarını ve Kraliyet Mutfağını keşfedebileceğiniz Christiansborg’u ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederiz.

Christiansborg Sarayı’nda Erişilebilirlik☹ kendi veb sayfasından alıntıdır)

Tekerlekli sandalye kullanıcısıysanız, Kraliyet Resepsiyon Salonlarındaki asansörü kullanmak için yardıma ihtiyacınız olduğu için lütfen ziyaretten önce Saray Yönetimini bilgilendirin. Ayrıca bilet gişesine başvurarak tekerlekli sandalyeyi ücretsiz olarak ödünç alabilirsiniz.

Kraliyet Resepsiyon Odalarında birinci kata asansör, birinci kattaki Kraliyet Resepsiyon Odalarında ise Kraliçe tarafından bulunan tekerlekli sandalye erişimine uygun bir tuvalet bulunmaktadır At kalıntılar, tekerlekli sandalye kullananlar için bir platform asansörü mevcuttur. Bilet gişesinin yanında tekerlekli sandalye erişimine uygun bir tuvalet bulunmaktadır.

At kraliyet Ahırları, tekerlekli sandalye erişimine uygun bir giriş var. Kraliyet’te tekerlekli sandalye erişimine uygun tuvalet yoktur

 Güzel Kralın Bahçesinde yer alan bir kraliyet inzivası olan Rosenborg Kalesi’nde 400 yıllık ihtişam, kraliyet sanat hazineleri, Kraliyet Mücevherleri ve Kraliyet Kıyafetleri bulunmaktadır. Oraya giderseniz, kaleyi çevreleyen güzel gül bahçesine hayranlıkla bakmak için yürüyüşe çıkın.

Tekerlekli sandalye kullananların ziyaretten önce Saray İdaresini bilgilendirmeleri gerekmektedir. Asansör, Kraliyet Resepsiyon Odalarının birinci katına erişim sağlar. Zemin kattaki odalar için asansörle erişim yoktur.1. Kattaki Kraliyet Resepsiyon Salonlarındaki tekerlekli sandalye erişimine uygun tuvalet, Kraliçe Merdivenin yanında yer almaktadır. Kalıntılara tekerlekli sandalye kullananlar için platform asansörü ile erişilebilir. Bilet gişesinin yanında tekerlekli sandalye erişimine uygun bir tuvalet bulunmaktadır. entrance.In Christiansborg Sarayı Şapeli Kilisenin kat planına platform asansörü ile tekerlekli sandalye erişimine uygun giriş vardır. Engelli ziyaretçiler, üyelik kartlarının ibrazı üzerine ücretsiz olarak bir refakatçi getirebilirler. Kalenin tüm besøgssteder’ini yürüteç ve tekerlekli sandalye ile ziyaret etmek mümkündür. Asansörün kullanımı için lütfen varışta sizi personele yönlendirin.

KASTELLET

Kuş bakışı görüntüsü kanallarla çevrili beş köşeli adacığa benzeyen Kastellet (Kopenhag Kalesi) cazibesi yüksek turistik bir merkez. Kasellet kale olsa da adacık üzerindeki yer bir kompleks. Yani burada kale dışında ilgi çekici bir yel değirmeni, gölet, kilise, park vb. değişik yapı ve alanlar da var. Kopenhag Kalesi olarak da isimlendirilen Kastellet şu anda Avrupa’nın hala kullanılan en eski kalesi. Kale denizden gelen saldırılara karşı korunmak amacıyla yaptırılmış. Küçük Deniz Kızı Heykeli de Kastellet’e oldukça yakın mesafede.

Ancak tekerlekli sandalyenize güvenemiyorsanız tavsiyem buraya hiç bulaşmayın. Yer döşemeleri sandalye için uygun değil. İçinde fazlada görülecek bir yer yok. Burası Deniz kızı heykeline yakın olduğundan, ulaşmak için bu yolu kullandık ama yaşadığımız zorluklar nedeni ile pişman olduk. Heykele gitmek için buraya bulaşmayın, etrafından dolaşmanızı öneririm

NYBODER EVLERİ

Nyboder Evlerinin neden Danimarka tarihine özel olduğunu merak ediyorsanız, bunun nedeni Christian IV tarafından ülkenin donanma ailelerini barındırması için görevlendirilmiş olmalarıdır. Nyboder’ın kendi okulları, polisi ve hastanesi bile vardı ve tüm bunlar nedeniyle yaşamak için “ayrıcalıklı bir alan” olarak görülüyordu. Orijinal evler 1641 civarında tamamlandı, ancak daha sonra daha denizci ailelere ev sahipliği yapmak için genişletmelerden geçti. İçine girmeye gerek yolun kenarından geçerken bir göz atarsınız, hani görmedim dememek için.

Evet bu kadar. Vaktiniz varsa ayrıca Christiania bölgesini, Danimarka Milli Müzesini, Copenhagen Katedralini de gezebilirsiniz. Ben buraları gezmediğimden bilgi veremiyorum.

Başta belirttiğim gibi Avrupa’nın önemli merkezlerini gezdiysen sıra bu şehre gelebilir. İyi gezmeler.

ENGELLİLER İÇİN MALMÖ

By Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN MALMÖ

Kopenhag’a kadar gelmişken, komşu ülke İsveç’in üçüncü büyük kenti Malmö ’ye bir gün ayırarak gitmenizi tavsiye ederim. Malmö aslen bir Danimarka şehriydi ve yüzyıllar boyunca Danimarka’nın en büyük ve en önemli şehirlerinden biriydi. Roskilde Antlaşması’ndan sonra 1658’de İsveç’in bir parçası oldu. Hava rüzgarlı ve yağmurlu olabilir. Bizim gittiğimiz günlerde olduğu gibi. “Özetle, Malmö, İsveç cazibesini kıta Avrupası havasıyla güzel bir şekilde harmanlayan, ileriye dönük, çok kültürlü bir şehir. Kültür, yemek ve kentsel inovasyonlailgilenen herkes için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer.” Diye tarif ediliyor.

Malmö fantastik ve dinamik bir şehir. Kozmopolit ve çeşitli. Özellikle sokak yemekleri ve uluslararası mutfak olmak üzere mükemmel bir yemek ortamı. Bisiklet dostu ve gezinmesi kolay. Tarihi ve modern mimarinin güzel bir karışımı. Muhteşem Öresund Köprüsü (16 KM) ile Danimarka’nın Kopenhag şehrine bağlıdır ve bu da onu ulusötesi Öresund Bölgesi’nin önemli bir parçası haline getirir. Bu bağlantı, Malmö’yü canlı bir kültür, inovasyon ve çeşitlilik merkezi haline getirmiştir. 30-35 dakika süren Kısa bir tren yolculuğu ile ve meşhur Öresund köprüsünden geçerek Malmöye ulaşmak mümkün.

Turning Torso:

Şehrin en ikonik simgesi olan bu neo-fütürist gökdelen, İskandinavya’nın en yüksek binasıdır. Santiago Calatrava tarafından tasarlanan kıvrımlı bir konut kulesidir.

Malmö Kalesi (Malmöhus):

Malmöde önemli yerleri gezmek için herhangibir vasıtaya binmeniz gerekmez. Bizde trenden iner inmez Malmö kalesine yöneldik. Yollar ve kaldırımlar tekerlekli sandalye için uygun.

Malmö Müzesi, Sanat Müzesi ve bir doğa tarihi müzesi de dahil olmak üzere birçok müzeye ev sahipliği yapan 16. yüzyıldan kalma bir Rönesans kalesidir. Çevresindeki kale arazisi ve park keşfetmek için güzeldir. Kalenin içinde yer alan müze görülmeğe değer,

Stortorget:

1546’dan kalma Belediye Binası da dahil olmak üzere tarihi binalarla çevrili ana meydan. Çevresinde önemli yapıların bulunduğu meydanda parke taşları bizi biraz zorlasa da görmeye değer.

Lilla Torg:

Stortorget’e bitişik, yarı ahşap evler, hareketli restoranlar ve barlarla dolu, büyüleyici bir Arnavut kaldırımlı meydan. Özellikle akşamları atmosferi daha da güzelleşiyor. Yollar parke olsa da kenarlarda yer alan geniş taşlı yollar sandalye için uygun.

  • Yeşil Alanlar ve Açık Hava Hayatı

Kungsparken ve Slottsparken: Malmö Kalesi’ni çevreleyen yemyeşil İngiliz tarzı parklar, dinlendirici bir yürüyüş için ideal.

Bol bol yeşil alana sahip olan şehrin diğer önemli parklarını da kısaca tanıyalım Vakit nedeniyle bunları gezme imkanımız olmadı..Pildammsparken: Malmö’nün en büyük parkı; yürüyüş, koşu veya piknik için mükemmel. Güzel göletlere sahip ve “Prens Eugene Yürüyüş Yolu”na ev sahipliği yapıyor. Ribersborgsstranden: Öresund sahili boyunca uzanan, genellikle “Ribban” olarak adlandırılan uzun, kumlu bir plaj. Yaz aylarında yüzmek ve güneşlenmek için popüler. Ribersborgs Kallbadhus: Uzun bir iskelenin sonunda bulunan klasik bir soğuk hamam. Soğuk deniz suyuna daldıktan sonra saunanın İskandinav geleneğini deneyimleyin.

Möllevångstorget (Möllan): Canlı, çok kültürlü bir meydan ve pazar alanı. Burada harika bir yiyecek pazarı, etnik marketler ve dünyanın dört bir yanından uygun fiyatlı restoranlar bulacaksınız. Malmö’nün çeşitli yemek sahnesinin kalbi. Yemek: “Spettekaka” (tükürük keki) ve Malmö’nün İskandinavya’da ünlü olduğu ünlü falafel gibi İskandinav spesiyalitelerini denemeyi unutmayın.

Kopenhag ve Avrupa’ya harika bağlantı. Eksileri: Birçok büyüyen şehir gibi, bazı bölgelerde sosyoekonomik ayrışmayla ilgili zorluklarla karşı karşıya.

Engelliler için Bangkok

By Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN BANGKOK

Bangkok Genel

Uzun süren bir aradan ve uzun süren hazırlıklardan sonra dünyanın en çok ziyaret edilen şehrine gitmek zor da olsa kısmet oldu. Zor oldu diyorum zira pass biletle seyahat ettiğimden boş uçak bulmak bayağı sorun oldu. 2. Denememizde zor da olsa son iki koltuk bize nasip oldu.

Hemen söyleyeyim bu en uzun uçak yolculuğum oldu. Bir daha bu kadar uzun yolculuğu göze alır mıyım gerçekten bilemiyorum. 11 saat bir koltukta oturmak (hem de bir engelli olarak) her babayiğidin harcı olmasa gerek. Bu nedenle de değerli Fizik tedavi doktorum profesörden epey fırça yedim. Emekli bir insan olarak first class’tan bilet almamız (genellikle) imkansızdır. Yani tekerlekli sandalyeli arkadaşlarımın firs class’tan bilet alacakları imkanı yoksa dikkatli olmalarını tavsiye ederim.

Bangkok’un popüler turistik mekanlarının çoğuna engelli ve tekerlekli sandalye kullananlar erişebilir. Bununla birlikte, rampa veya asansör eksikliği nedeniyle bazı cazibe merkezlerine erişilemez.  Her cazibe merkezi için tekerlekli sandalye erişimine en yakın BTS, MRT veya ARL istasyonu belirtilmiştir. Daha yakın bir BTS istasyonu olabileceğini lütfen unutmayın, ancak her durak tekerlekli sandalye kullanıcıları için erişilebilir olmayabilir. Bunu da unutmayın.

“Gitmek mi zor, kalmak mı zor” denir ya hani işte tam öyle bir durum yaşadım. Uzak doğu planımda hep vardı, en ucuz yer olarak da Bangkok görünüyordu. Çok uzun bir yolculuk olması bir yana, pahalı bir yer olmadığına ve göre ve en çok ziyaret edilen şehir olduğuna göre en isabetli seçim burasıydı.

Ama önemli bir sorun vardı, Bangkok okuduğum notlara göre engelliler için hiç de uygun bir yer olarak görünmüyordu. Haklılarmış gerçekten bilhassa tekerlekli sandalye için her yönü ile zordan da öte bir şehir. Bangkok’taki kaldırımların çoğu tekerlekli sandalye kullananlar için önemli erişilebilirlik zorlukları sunuyor. En yaygın sorunlar, kaldırım kesintileri ve rampaların olmaması, genel bakımsızlık, büyük kalabalıklar ve çukurlardır. Tekerlekli sandalye kullananların kaldırım geçilebilir hale gelene kadar karayoluna kısa bir mesafe girmeleri gerekecektir. Manuel tekerlekli sandalyedeyseniz, mümkün olan en kısa sürede karayolundan çıkın.

Oldukça cesur bir gezginim ve tekerlekli sandalyeyi aktif bir karayoluna götürürken çok dikkatli olmanız konusunda sizi tekrar uyarıyorum. Bunu yapmakta rahat değilseniz, Bangkok ziyaret etmeniz için en iyi şehir olmayabilir.  Tayland, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne (UNCRPD) imza atmış ve kaldırımların erişilebilirliği yavaş yavaş gelişiyormuş. Şehrin daha gelişmiş ve turistik bölgelerindeki yaya yollarına genellikle erişilebilir olsa da bu her yerde doğru değil.

Kaldırım yok veya varsa bile kullanmak cambazlık istiyor. Yoldan gitmek ise daha da zor bir maharet istiyor. Nedeni deliler gibi kullanılan yüzlerce motosiklet yoğunluğu. Her an biriyle burun buruna geliyorsunuz. 

Ama adamların hakkını yemeyeyim müthiş maharetli kullanıyorlar, bir de sağ olsunlar nerde görseler hemen yardıma koşuyorlar. Zira kaldırımlara çıkmak ve inmek bol kuvvet istiyor.

Engelliye uygun otel bulma burada da sorun. Bu nedenle merkezi bir yerde engelliye uygun otel bulmak için iyi bir ödemeyi göze almak gerekiyor ki oda bizde bayağı sınırlı. Merkezi yerlerin özelliği engelliye uygun olan metro ve tren hatlarına yakın olması. ama o da fazla çözüm değil, zira şehrin gezilecek yerleri eski bölgelerinde ve oralara metro hatları ulaşmıyor. Şehre üç bağımsız demiryolu ve metro ağı hizmet vermektedir: BTS Skytrain, MRT metrosu ve Bangkok Uluslararası Havaalanı’na (BKK) çift yönlü hizmet veren ARL.BTS Skytrain, şehrin içinden geçen yükseltilmiş bir tren sistemidir. Skytrain’e tekerlekli sandalye kullananlar için istasyonların bazılarında erişilebilir, ancak hepsinde değil. BTS iki hattan oluşuyor: Sukhumvit ve Silom hatları. (Belirttiğim gibi her durak uygun değildir, gitmenize yakın bu durakları tespit ediniz, zira halen çalışmalar devam etmektedir.)

Sukhumvit ve Silom BTS hatları arasındaki tek transfer istasyonu Siam istasyonu’dur. Bu istasyona tamamen erişilebilir ve asansörlerle donatılmıştır Bangkok MRT metro (Metro) engelli erişimine sahiptir ve tüm istasyonlarda asansörler vardır. Talep edilmesi halinde engelli yolculara yardım sağlanmaktadır. Trenlerde tekerlekli sandalyeler için kilitler var . MRT sistemi, bir dizi istasyonda BTS Skytrain’e bağlanır .

Otobüs derseniz zaten aklınızdan bile geçirmeyin, hem eski, hem tıka basa dolu ve hem de donatımı engelliye uygun değil. Bir defa olsun binemedik.  Halk otobüslerine tekerlekli sandalye kullananlar erişemez. 

Kaldırım uygun değil, yol uygun değil metroda olmayınca tek çare kalıyor taksi. . Engelliler genellikle şehirlerde taksi ile seyahat etmek zorundadırlar. Bununla birlikte, tekerlekli sandalyeye bağlı bir müşterinin arabalarına girip çıkmasına yardımcı olmak için çok az taksi şoförü deneyimli veya eğitilmiştir. Taksi deyince orada duralım. Bir defa taksiler tekerlekli sandalyelileri fazla sevmiyorlar bu bir. Tarife diye bir şey yok bu iki. Bir de kazık atmayı çok seven şoförleri de katarsanız niye orada durduğumuzu anlamışsınızdır sanırım. Kazık yemeyi göze aldık almasına ama gene de adamlar sizi almak istemiyorlar. Bagajlarında gaz depoları olduğundan (tüm taksiler gazla çalışıyor.) sandalyeyi koymak zor oluyor. Mecburen arka koltuğa koymak zorunda kalıyorlar. Yani 3 kişi seyahat ediyor olsanız taksiye binmeyi hiç düşünmeyin. Bu nedenle kafanızdaki en önemli sorun taksi bulabilir miyim oluyor. En iyi çözüm, biz biraz geç fark ettik, taksiyi çağırmak. Onlarında kendine has uygulamaları var, (Bizim Uber benzeri). Otelinizden önce bunu öğrenin derim. Bizim gibi uzak bir oteldeyseniz beklemeyi göze almalısınız. Zira Bangkok’un trafiği İstanbul’u bile mumla aratır. Baştan sizin durumunuzu bilmediklerinden gelmiş oluyorlar, bu nedenle de yan çizemiyorlar. Hem de tarifelerini baştan bilebiliyorsunuz. Yalnız uzak olmanızın bir avantajı gelen taksilerin boş dönmektense sizi almak daha işlerine gelebiliyor. Bu nedenle genelde şehre gidişler de otelin önünde taksi beklemek uygun olabilir. Yalnız binmeden önce mutlaka fiyatta anlaşın, yani iyi pazarlık yapın. Yoksa vahim sonuçlarla karşılaşırsınız benden söylemesi. Bangkok’ta tekerlekli sandalye asansörleri / rampaları bulunan sınırlı sayıda erişilebilir tekerlekli sandalye taksi minibüsü mevcutmuş, mevcutmuş diyorum zira ben hiç kullanmadım. Ayrıca Normal taksilerden önemli ölçüde daha yüksek bir fiyatlarla hizmet verdiklerini de göz önünde tutun.

Havaalanı –  şehir ulaşımı rahat, rahat bir tren yolculuğu ile sorunsuz merkeze geliniyor. Bilet paraları uygun. Havalimanı’ndan tekerlekli sandalye erişimine uygun tek toplu taşıma seçeneği, Havaalanı Demiryolu Bağlantısı veya ARL’dir. Havaalanı Demiryolu Bağlantısı veya ARL, Suvarnabhumi Uluslararası Havaalanı’na (BKK) hizmet vermektedir. Arl’nin tüm istasyonlarına tekerlekli sandalye ile erişilebilir olsa da, her istasyondaki erişilebilirlik seviyesi değişir. Manuel tekerlekli sandalyeler, yardım etmekten mutluluk duyan istasyon personelinin yardımıyla bu sorunu çözülmektedir. Bu tren servisi BTS yükseltilmiş tren ve MRT metro sistemine bağlanır.  Birde şunu belirteyim, gerek metro ve gerekse tren ve raylı sistem de hizmet 4/4 lük. Bangkok’a yakışmayacak derece de!  Kaliteli. Her aşamada yardımcı oluyorlar, hemen yanınızda biri bitiyor ve sizi araca bindirene kadar yanınızdan ayrılmıyorlar.

Alış veriş için belli markalar konusunda uygun bir şehir değil, fiyatlar aşağı yukarı bizimle ayni. Ucuz tek şey i-phone telefon. Türkiye’den buraya sırf bu telefonu almak için gelenler oluyormuş. Bilhassa indirimli bilet bulabilenler için. Diğer markalarda pek fark yoktu. Ama yerel eşyalar konusunda uygun fiyatlar olabiliyor. Ama en önemli alış veriş kuralı iyi bir pazarlık yapmak. Böylece bilhassa yerel pazarlarda uygun fiyata bir şeyler alabilirsiniz. Gerekirse 15 dakika harcayın ama ürünü satıcının dediği rakamdan almayın.

Yemek konusu bu yazı dizisinin konusu olmadığından fazla değinmeyeceğim ama ayrı bir yemek kültürü var. Her yerde yemek satan tezgahlara rastlayabilirsiniz. Sanırım burada yaşayanlar evlerinde yemek yapmıyorlar.

Masaj salonları ile ünlü şehirde her yerde bunlardan bolca var. Kalitelisi de var kalitesizleri de. Biz buraya gelmişken bir seans yapalım dedik. Ama kalitesiz yerleri biz tercih etmedik (salgın da bunda bir nedendi) , kaliteli yerler de bizi tercih edilmedik. Sanırım ayakkabı ile girilmeyen yerler olduğu için tekerlekli sandalyeyi içeri almak istemediler. İlla la yaptıracağım derseniz kalitesiz yerleri tercih etmek zorundasınız.

Buraya gelmek için en uygun dönem Kasım-Şubat ayları arası olacaktır. Bu aylarda bölgeye çok az yağmur düşmekte ve sıcaklıklar ortalama seviyede olmaktadır. Diğer aylarda gelirseniz hatırı sayılır(öyle böyle değil)  bir sıcağı göze almalısınız.

Aşağıda gezi notlarını yazarken, gün gün yazmaya özen gösterdim. Bu da sizlere gezi planınız için yardımcı olacaktır.

1.GÜN

KHAO SAN ROAD

Bangkok’a geldiğimiz ilk gün ilk gittiğimiz yer burasıyı. İlk planımızda buraya yakın başka yerler de vardı ama otele geç ulaşmamız ve gezilecek mekanları genelde saat 4 de kapanması nedeniyle buralara gitmemiz mümkün olmadı.

Bu cadde, kaldırımlarını kaplayan uygun fiyatlı yeme-içme ve konaklama mekânları sayesinde sırt çantalı gezginler için kentin en önemli noktası haline gelmiş.

Biz akşamüstü geldiğimiz için hem gündüzünü hem de gecesini doya doya yaşadık.

Tay mutfağının en eşsiz lezzetlerine oldukça cüzi fiyatlar ödeyerek ulaşabilirsiniz. Bizde akşam yemeğini burada yedik ve tay mutfağı ile burada tanıştık. Fiyatlar uygun geldi.

Tekerlekli sandalye için uygun düz bir cadde. Zaten genel olarak şehir düz bir alana kurulu

Khaosan Road Bangkok gezilecek yerler listesinde sizin için önerebileceğim ilginç, kozmopolittik ve canlı bir yer. Bu sokak birçok milletten insan ve gezgini buluşturan ortak bir şenlik yeri gibi.  Gözüme çarpan bir tuvalet göremedim ama mutlaka vardır.

Cadde de her yerde olduğu gibi bol bol masaj yerleri var. İlk gün olduğu için düşünmedik, ondan sonrada da yukarıda belirttiğimiz gibi kısmet olmadı.

Gene burada çok kullanılan ulaşım aracı olan Tuk-Tuks’lara da binemedik. Zira tekerlekli sandalyeli engelli için uygun değildir. Ben de yanında poz vermekle yetindim. Bayağı da süslü bir örnek.

Khaosan Road Bangkok’un gidilip görülmesi gereken çok hareketli ve renkli yerlerinden biri. Tekerlekli sandalye için de uygun. Bence gezmeden dönmeyin.

2.GÜN

 ÇİN MAHALLESİ

Bangkok gezimizde gezme imkanı bulduğumuz bir mekanda Çin Mahallesi. Burası New York’tan sonra gezdiğim ikinci Çin Mahallesi. Altın Buda Heykeli’nin bulunduğu Wat Traimit’e ev sahipliği yapan Çin Mahallesi, özellikle Uzak Doğu’ya özgü lezzetlerin tadına bakmak isteyen gastronomi tutkunları için mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında sayılıyormuş. Egzotikliğini koruyan, renkli, kalabalık, dar sokakları, sokakta pişen yemekleri, Çin’den gelen ürünlerin satıldığı dükkanlarıyla Bangkok gezilecek yerler arasında. Dünyadaki Çin Mahallelerinin en büyüklerinden biri Gündüzleri şifalı olduğuna inanılan bitkileri ve hediyelik eşyaları satan tezgâhlara denk gelebilirsiniz. Ancak mahalleye ilgiyi asıl arttıran unsursa gece pazarı. Gün boyunca faaliyet gösteren satıcılar yerlerini müşterilerine otantik ve ağız sulandırıcı lezzetlerle dolu tezgâhlara bırakıyor.

Mahalle tekerlekli sandalye için uygun düz bir alanda yer alıyor. Kalabalık olması işimizi biraz zorluyorsa da sonuçta gezebiliyorsunuz. Buraya gün batarken gittiğimiz için gündüzünüzde gecesini de görme imkanımız oldu. Akşam yemeğini burada değişik bir Çin yemekleri yedik. Salaş masa ve sandalyelerden oluşan onlarca yemek yerleri var. Fiyatlar uygun sayılır.

Şubat ayının ilk haftasında burada olduğumuzdan, Çin Yeni Yıl Kutlamaları çerçevesinde yapılan süslemeleri de görme imkanımız oldu. Rengârenk ışıklandırmalar ve süslemeler mahalleye güzellik katıyor.

Niye gideyim derseniz, özellikle önünde uzun kuyrukların oluştuğu birbirinden farklı çok sayıdaki sokak satıcılarını bir sebep olarak gösterebilirim. Zira burası en çok sokak satıcılarıyla meşhur! Hem uygun fiyatlı hem de çok lezzetli yemekler sunuluyor.

Gitmişken ve de Wat Traimit’e nasıl olsa gidecekseniz çok yakınında olan bu mahalleye de gidip hem ortamı yaşayın hem de akşam yemeğini burada değişik Çin yemeklerini yiyerek geçirin. Tuvalet gözüme çarpmadı, olsa bile hijyen aramayın.

ALTIN BUDA HEYKELİ (WAT TRAMİT)

Dünyanın en büyük Altın Buda Heykeli  Wat Tramit Tapınağı’nın içerisinde yer alıyor. Tapınağın içerisindeki Sukhothai stili heykelin 700 yıldan fazla bir süre önce yapıldığına inanılıyor. Bangkok’ta gezilecek yerler arasında en öne çıkan yerlerden. Tapınakta yer alan Altın Budha heykeli, dünyanın en büyük saf altın Budha heykeli. 3 m yüksekliğe 5,5 ton ağırlığındaki 18 ayar som altından yapılmış. Süslü tapınağı, Guinness Rekorlar Kitabı tarafından dünyanın en büyük altın Buda heykeli olarak tescillenmiş.

Yüksekliği 5 metreye yakın olan ve yapımında 5 buçuk ton altın kullanılan eser, Burmalı savaşçılar tarafından çalınmasın diye uzun yıllar önce beyaz alçı ile kaplanmış. Özgün hali, 1955 yılında günümüzdeki yerine taşınırken kazara düşürülmesi sonucu fark edilmiş.

Bangkok gezimde en üzüldüğüm mekan burası oldu. Saat beşte kapanan tapınak için aslında vaktine o bölgede olduk. Ama biraz de eşimin yanıltmasıyla gidiş yolundaki bir sunak bizi yanıttı.

Orayı altın buda niyetle gezerken vaktimiz boşa gitti ve yanlışlığı fark edip yolun hemen karşısındaki koca tapınağa (koca tapınağı fark edememek büyük talihsizlik ve hataydı) gittiğimizde ise maalesef mekan ziyarete kapanmıştı.

Çin mahallesine çok yakın olan ve Göz alıcı güzelliğe sahip heykel tapınağın 4. katında sergileniyormuş Yapının 2. katında ise yerel tarih ve Çin’in geçmişi hakkında bilgiler edinebileceğiniz bir müze faaliyet gösteriyormuş.

Aslında gittiğimiz tüm tapınaklarda olmayan mekanik ve tekerlekli sandalye ye uygun asansör burada vardı. Yani ulaşmak çok rahattı. Ama kısmet değilmiş. Bizde tapınağın önünde resim çekmekle ve o anda düzenlenen bir ayini seyretmekle yetindik.

Burada bir tuvalet ve her ne kadar yetersiz de olsa engelli tuvaleti mevcut. Bu mekana mutlaka gidin (ama saatini kaçırmadan) ve benim içinde doya doya gezin. Şimdilik resimlerle idare edin.

SİAM MEYDANI

Otantik mekânlar yetti artık modern olanakların ön planda olduğu yerlerde görelim derseniz rotanızı sizlere kentin cazibe merkezlerinden birisi sayılan Siam Meydanı‘na çevirebilirsiniz.

Siam ParagonMBK CenterSiam Square One (hepsi tekerlekli sandalye erişimine uygun) )gibi birçok alışveriş kompleksi meydana birkaç adım uzaklıkta faaliyetlerini sürdürüyor. Şehrin AVM’leri çoğunlukla Siam Meydanı’nda ve alışveriş tutkunlarını bekliyor. Mağazalara, restoranlara ve daha fazlasına ev sahipliği yapmakta. Tüm bu imkânların yanı sıra kentin geri kalanında olduğu gibi burada da sokaklara tezgâh açan satıcıları görebilirsiniz.

Metro ve tren ile ulaşımı çok kolay olan alana yakın imkanlarınız dahilinde bir otel bulursanız iyi edersiniz derim. İbis Bangkok Siam iyi bir seçim olabilir, engelliye de oldukça uygun, biz engelliye tam uygun otel aradığımız için bu oteli seçmedik ama (bilhassa ulaşım zorluğu nedeniyle) pişman olmadık değil.  

Alışveriş seçeneklerinin sadece AVM’lerle kısıtlı olduğunu söylemek doğru olmaz çünkü burada tezgâhlardan dükkânlara kadar çok sayıda yer bulmanız mümkün. Her stile uygun ürün var. İster modern ister özel tasarım ya da yöresel ürünlere yönelin; bu kadar çok seçeneği üstelik çoğu kez ekonomik fiyatlarla satın alabilmek oldukça keyifli.

Erişimi uygun olan, Siam Meydanı özellikle alışveriş sevenlerle birlikte eğlence arayışı içinde olanlara da hitap ediyor. 7/24 canlı bir şehir olmasıyla da ünlenen Bangkok’un en dinamik yerlerinden birisi. Akşamları canlı konserler düzenleniyor.

Meydanda eğlenmek ve güzel vakit geçirmek için hemen her şey var. Karaoke barlar, popüler gece kulüpleri, restoran-kafeler meydanın canlılığını artırıyor. Alış veriş şart değil, Sadece gezip dolaşma niyetiniz varsa da gidip görülesi gereken bir meydan.  AVM. lerde kaliteli engelli tuvaletler bulunuyor. Yemek katlarında ise yok, yok. Devasa alanı kapsayan mekanda masa bulmak bilhassa yoğun günlerde beklemek gerektiriyor. Ne yiyeceğinize kara vermek ise ayrıca bir sorun .

Siam Paragon

Siam meydanında yer alan bu Tayland’ın en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Siam Paragon’da 15 dev ekranlı sinema, Sea Life Bangkok Ocean World, sergiler, Thai Sanat Galerisi, konser salonu, birbirinden çeşitli konsepte restoran ve çok sayıda mağaza… Bunların hepsini bulacaksınız.

AVM konseptini seven ve Tayland’ın en özel alışveriş merkezlerinden birini görmek isteyen gezginler için Siam Paragon ideal bir mekan. Her AVM.de olduğu gibi burasıda engelli erişimine uygun ve kaliteli engelli tuvaletler bulunmakta.

Yemek katı zeminde yer alıyor ve her çeşit yemek bulmak mümkün. Bir akşam üstünü buraya ayırıp, hem mağazaları gezme ve hem de kaliteli yemek yeme imkanını bulabilirsiniz. Alış veriş için uygun mu, değil. Fiyatlar Ülkemizden farklı değil.

3.GÜN

GRAND PALACE (Tayland Kraliyet Sarayı)

Gezimizin ve Bangkok’un en önemli mekanı, zaten barındırdığı göz kamaştırıcı detaylar nedeniyle Büyük Saray, Tay kültürünü anlamak isteyen gezginlerin Bangkok gezilecek yerler listelerinin ilk sırasında kendisine yer buluyor. 150 yılı aşkın bir süre boyunca Tay kraliyet ailesine ev sahipliği yapan, 100’den fazla binadan oluşan kompleks bir yapı

Yollar, Çimler ve bahçeler tekerlekli sandalye erişimine uygundur. Engelli ve tekerlekli sandalyeli engelliler buraya ulaşmak için en uygun ulaşım taksi kullanmak. Zira en yakın metro istasyonundan uzun bir yürüyüş yapmak gerekir. Tekerlekli sandalye erişimine uygun tuvaletler bulunmakta olup,  Yerleri Müze haritasında açıkça gösterilmektedir

Zümrüt Buda Heykeli‘nin bulunduğu tapınak, dış avluda en çok ilgi çeken yapı konumunda. . Bangkok’un en önemli tapınağı olan Zümrüt Budha Tapınağı (Wat Phra Kaew), Tay sanatının incelikleriyle bezeli muazzam bir mimariye sahip Budizm’in en önemli sembolü olan Zümrüt Budha Heykelini de içerisinde barındırıyor. Burası ile ilgili notları kendi başlığında inceleyeceğiz.

Sarayı ziyaret etmek isterseniz, giyim kurallarına uymanız gerekiyor. İçeriye askılı elbise ya da şort ile girmek yasak bu yüzden tavsiyem çantanıza ekstra kıyafet koyun. Bu konuda sıkı bir denetim var. Kiralama sırası vb ile uğraşmak yerine çantanızdan çıkartacağınız kendi elbisenizi giyebilirsiniz.

Taksi sizi tapınağın kapısına kadar götürmüyor. Biraz mesafe kat etmek gerekiyor. Ama düz ve rahat bir yol, tekerlekli sandalye için çok uygun.

 Zaten mekanın her yerine ulaşmak kolay, düz bir alanda bulunuyor. Ancak mabetlere girmek mümkün değil, tapınakların heybetine uygun merdivenlerden çıkmak mümkün değil, dışardan görebildiğin kadarı ile idare edebildim. Bazı notlarda merdivenleri tırmanmak için yardımcı olunduğunu okumuştum ama böyle bir niyeti olanlara rastlamadım.

Zümrüt Buda Heykeli‘nin bulunduğu tapınağına girmek için basamakları nispeten az olan merdiven başında bekledim, bir iki kişi pek memnun olmasalar da yardım etmek zorunda kaldılar. Eh o kadarda zahmetimiz dokunsun yani. Ta Türkiye’den geldik. Ancak sadece tapınağın etrafında gezebildim. Tapınağın içine girmek için fazla merdiven olduğundan, insanları zor sokmak istemedim. Dışarıda bulunan pencereden olabildiğince içeriyi görebildim.

Gezmek için en az yarım gününüzü ayırmanız gerekiyor. Ziyaret Saatleri: 08.30-15.30 arasında Giriş Ücreti: 500 Baht. Bu bölgede bir gününüzü geçirebilirsiniz. Biz gücümüz yettiğince her yeri gezmeye çalıştık.

Zümrüt Buda Tapınağı – Wat Phra Kaew

Eski Kraliyet Sarayı’nı anlatırken adından bahsettiğim Zümrüt Buda Tapınağı veya yerel dildeki ismiyle Wat Phra Kaew, Budistler için en önemli dini yapı konumunda. Sarayın en kutsal ve değerli yeri. Bangkok’un en önemli tapınağı olan Zümrüt Budha Tapınağı, Tay sanatının incelikleriyle bezeli muazzam bir mimariye sahip Budizm’in en önemli sembolü olan Zümrüt Budha Heykelini de içerisinde barındırıyor.

Tapınağın inşasına 1785’de Kral I. Rama’nın emri ile başlanmış. Dini yapıyı yerel halkın gözünde önemli hale getiren heykel ise 1444 yılında yekpare zümrüt blok üzerine oyulmuş. Yalnız geçmişte sadece kralların dokunabildikleri 66 santimetre yüksekliğindeki orijinal heykelin yerine günümüzde ziyaretçilere birebir kopyası gösteriliyor.

Ama resimlerde de gördüğünüz gibi 20 basamakla ulaşılan mekanın içine girmek mümkün değil. Görevlilerin gözünün içine baktım ama oralı bile olmadılar. Bir de buranın halkı için yardımsever diyorlar, sakın inanmayın. Ancak tapınağın çevresine girmek için gereken daha az sayıdaki basamaklar için biraz uyanıklık yaparak merdiven başına kadar geldim. Oradaki görevli ve diğer turistlerin yardımı ile oraya ulaştırıldım. Biraz zorlandılar ama ne yapalım buraya kadar geldik biraz yardım etsinler. Ama yukarıda belirttiğim gibi 20 basamak için bu girişimde bulunmam söz konusu olamadı.

Aslında dışardan tapınağın içi ve çakma heykeli görmek mümkün. Zaten içinde resim çekilmiyor. Eşim çaktırmadan bir iki kare yakalamış. Aslında tapınağın dışı görülmeye değer, müthiş bir yapı. Üç girişi bulunan ve tapınağı çevreleyen duvarlarında Ramakian efsanesini betimleyen resimlerin yer almakta

Siz giderseniz- ki mutlaka gideceksiniz, kısa merdivenlerden mutlaka çıkma gayretini zorlayın. 20 basamak için de zorlayın diyemiyorum. Ama yanınızda seyahat ettiğiniz güçlü insanlar varsa ulaşabilirsiniz.

YATAN BUDA HEYKELİ (WAT PHO TAPINAĞI)

İçerisinde verilen meditasyon, geleneksel masaj eğitimleri ve antik dönemde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar nedeniyle kimi kaynaklarca ülkenin ilk üniversitesi olarak adlandırılan Wat Pho Tapınağı, sahip olduğu dev boyutlardaki Yatan Buda Heykeli nedeniyle yıl boyunca yoğun ilgi görüyor.

Giriş ücreti 100 baht ama bizi gören görevli yolu açarak bizi içeri aldı bizde böylece buraya bedava girdik. Sizde ayni yolu deneyin.

Mekan geniş ve tekerlekli sandalye ye uygun. Uygun olmayan eşiklere de rampa koymuşlar yani az bir destekle burada sorunsuz bir şekilde gezebilirsiniz.

16. yüzyılda kurulan tapınağın içerisine 1800 yılında yerleştirilmiş altın kaplama heykel, 46 metre uzunluğa ve 15 metre yüksekliğe sahip. Heykele ilgiyi artıran detaylarsa uzunluğu 5, yüksekliği 3 metre olan ayak tabanlarında yer alıyor. ve ayaklarının altına döşenmiş 108 tane sedef taşlı sembol. Yatan Buda Heykeli’nin ayrıntılarına indikçe merakınız daha da artacak çünkü her bir detayı çok ince işçiliği ve büyük bir özeni yansıtıyor. Eserin bu kısmına sedef taşlar kullanılarak olumlu kabul edilen 108 eylem ve sembol işlenmiş. Bu arada 108 sayısının da bir anlamı var; uğurlu kabul ediliyor. Heykelin etrafında da 108 adet bronz kase var. Siz de eğer anıtı ziyaret ederseniz çok sayıda turist gibi dileğinizi dileyip kaseye para atabilirsiniz. Heykelin cam kristal süslemeleri ise göz kamaştıracak kadar güzel.

Burada da tapınaklarda olduğu gibi merdiven belası var. Ama Büyük mabette (birbirine yürüyüş mesafesinde) Zümrüt buda mabedine girememiş olmanın hırsıyla, her şeyi göze alarak merdiven başına geldim ve yardım bekledim. Zorla da olsa sağ olsun dünyalı hemşerilerim yardımlarını esirgemediler Ayni zahmeti çıkarken de esirgemediler. Tapınağın içi tekerlekli sandalye ye uygun. Heykel muhteşem, mutlaka şansınızı zorlayın ve içeriye girin.

Tarih, bilim ve edebiyat alanlarında bilgiler içeren 1.360 mermer levhanın bulunduğu tapınağa yaklaştığınızda duyacağınız ses, ziyaretçilerin 108 bronz kâseye para atmasından dolayı oluşuyor. Şans getirdiğine inanılan bu eylem sonucunda toplanan para tapınağın ve heykelin bakımına harcanıyor.

Yatan Buda Heykeli Nirvana’ya ulaşmış Buda’yı temsil ettiği için de büyük bir öneme sahip.

Ayrıca anıtın bahçesinde de gezip görebileceğiniz resimlerden de göreceğiniz gibi çok sayıda muhteşem bina, heykel ve alan var. Tuvaletlerde mevcut. Grand Plaza’ya yürüyüş mesafesinde olduğundan bu iki yeri gezi planınızda ayni güne sığdırabilirsiniz. Ve mutlaka bu tapınağı ziyaret edin.

ŞAFAK TAPINAĞI (WAT ARUN)

Tayland tanıtım kitaplarında en sık kullanılan yapı ve ülkenin en çok bilinen sembollerinden birisi. Bangkok’un en çok bilinen sembolü olan tapınak Chao Phraya Nehri’nin batı kıyısında, Grand Palace’ın tam karşısında yer alıyor. Ama arada nehir var.

Okuduğumuz notlardan feyz alarak bizde Grand Palace çıkışında nehrin karşısında yer alan tapınağa gitmek üzere nehre, karşıya geçen teknelere ulaşmak üzere iskeleye yöneldik. Ama ne merdivenlerle inip çıkılan iskeleye ulaşmak mümkün değildi ne de bahsi geçen teknelere binmek.

O nedenle size uzaktan bile olsa resimlerini paylaşamıyorum. Ama merak ediyorsanız google’den resimlerine bakabilirsiniz.

Zaten ulaşsak bile tapınakta tırmanma gerektiren aktiviteyi ve yukarıdan nehri seyretme şansımız olmayacaktı. (teselli)

4.GÜN

CHATUCHAK HAFTA SONU PAZARI

Gene sorunlu bir taksi yolculuğu sonrası ulaştığımız bu muazzam Pazar yeri gerçekten görmeye ve gezmeye değer. Yüzen pazara gidemediğimiz için buraya gitmek şart olmuştu. Şehrin en canlı, en eğlenceli ve renkli yerlerinden biri olan hafta sonu pazarı belki de dünyanın en büyük ve en popüler sokak pazarıdır

Chatuchak Haftasonu Pazarında, alışveriş, antika ve ilginç eşya sevenleri bekleyen 9 binden fazla tezgâh var. Cumartesi ve Pazar günleri 07.00-18.00 arası açık olan pazarı günde 20 bin kişiden fazla kişi ziyaret ediyormuş. Aklınıza ne gelirse bulabileceğiniz bir yer, ama dediğim gibi pazarlık şart tabi. Mekân düz olduğundan tekerlekli sandalye için uygun. Ama Pazar içi koridorlar dar olduğundan gezmek önemli bir sorun. Çok kalabalık gördüğüm koridorlara girmemeyi tercih ettim. Eşim gezerken ben kesişme noktalarında (nispeten geniş) onu beklemeyi tercih ettim. Zaten bütün pazarı gezmek mümkün de değil, gerekli de değil. Maksat o havayı yaşamak.

Eşim biraz alış veriş yaptı, pazarlıkla uygun fiyata bir şeyler alabildi. Koridor yanlarında suların akması için açılan kanallarda çoğunlukla ızgaralar olmadığından iki kez tekerleklerim oraya kaydı. Neyse emektar sandalyeme zarar görmedi. Yardımlarla sandalyeyi çıkarttık. Yani gezerken çok dikkatli olmak lazım. Eğer önünüzdekiler duruyorsa çaresiz onları beklemek zorundasınız.

Standart bir hafta sonunda 200 binden fazla ziyaretçiyi ağırlayan pazar yerinde gezginlerin kaybolmaması için her satış yerine ve sokağa belirli numaralar verilmiş. Hatta pazar ile ilgili detaylı bir haritasını da asılmış girişe. Ziyaret Saatleri:  09.00-18.00 (Hafta sonu)

Hemen girişteki dükkandaki, resimdeki muhteşem karışımı yemek için önündeki sıranın uzunluğuna bakmayın, hemen sıraya girin, pişman olmayacaksınız.

Çarşı İçinde bir tuvalet buldum, engelli bölümü var ama lafta tabi. Kullanmak çok zor, pis ve dar. Lütfettiler ücret almadılar Yani genellikle bu tip yerlerde yani umumi tuvaletlerde engelliler düşünülmüş ama sadece düşünülmüş o kadar. Siz anladınız. İyi tuvaletler sadece AVM.lerde bulunuyor.

Pazarın hemen yanında ayni adı taşıyan bir park var. Biraz nefeslenmek için uygun bir mekan. Pazara gelmişken bir uğrayın derim.

GİDEMEDİĞİM YERLER

Vakit yetmediği için gidemediğim yerlerle ilgili çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler aşağıdadır. Bu yerlerin hepsi tekerlekli sandalye için uygundur. Siz vakit bulursanız gidiniz.

Baiyoke Kulesi Görüntüleme Güvertesi

Bangkok gökyüzüne 997 fit (304 m) ulaşan Baiyoke Kulesi, Tayland’ın en yüksek binasıdır. Bina, şehrin büyük sokak pazarlarından biri olan Pratunam Pazarının ortasında yer almaktadır. Kulenin içinde dört yıldızlı Baiyoke Sky Hotel, 77.ve 85. katlarda mağazalar, restoranlar ve gözlem güverteleri yer almaktadır. Aşağıdaki şehri ve silüeti görmek için daha iyi bir yer yoktur. Üst katlara erişim 300 THB (9-10 USD) tutarındadır. Kule ve seyir güverteleri tekerlekli sandalye erişimine uygundur.Ancak Döner 84. kat da gözlemevinin bir parçasıdır, ancak bu bölüme tekerlekli sandalyeler erişemez.350 Tayland Bahtı için gözlemevine erişim ve Asya’nın tek meyve büfesini denemek için bir bilet alacaksınız. En yakın tekerlekli sandalye erişimine uygun ulaşım, Ratchaprarop Havaalanı Demiryolu Bağlantısı (ARL) istasyonunda 5 dakikadan daha kısa bir mesafededir. İstasyon asansörler içerir ve platform ile tren arasındaki boşluk 3 inçten azdır. 

Lumphini Parkı

Bangkok şehrinin en büyük halka açık yeşil alanı olan Lumphini Park, ana iş bölgesinin merkezinde 142 dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır. Sayısız gölgeli ağaç, çimen, yapay bir göl ve 30’dan fazla kuş türü ile park, havanın tadını çıkarmak için harika bir yerdir. Park boyunca asfalt yolları olan tekerlekli sandalye kullananlar için çok erişilebilir. Parkın güneybatı girişinde 1942’de dikilen Kral VI. Rama’nın bir heykeli duruyor.
Bangkok’ta çok az yeşil alan var, ancak Lumphini Park, hareketli Tayland başkentinde açık havada dinlenmek için harika bir fırsat. Mekan 1920’lerde halka açıldı, ancak I. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçek bir park haline geldi. Lumphini, çeşmeli yapay bir gölün yanı sıra parkın içinden geçen bakımlı bir koşu/bisiklet parkuru içeriyor. Patikalar tekerlekli sandalye erişimine uygundur ve Bangkok’un aktif sakinleri tarafından sürekli kullanılmaktadır.

MRT metro treniyle parka gelinir ve parkın gerçek girişine (ve Kral Rama Vı’nın yükselen heykeline) sadece birkaç adım uzaklıktaki Si Lom istasyonunda inilir. Parka Lumphini MRT istasyonundan da erişebilirsiniz, ancak Si Lom’u kullanmanızı tavsiye ederim-heykeli kaçırmak istemeyeceksiniz!

Benchasiri Parkı ve Sukhumvit Yolu

Benchasiri Parkı, Soi 22 ile 24 arasındaki Sukhumvit Yolu üzerinde 12 dönümlük bir park ve bahçedir. Kraliçe Sirikit’in 1992’deki 60. doğum günü şerefine inşa edilen parkta yapay bir göl, çok sayıda çim ve gölgeli banklar bulunuyor. Parkın her tarafına yayılmış, Taylandlı sanatçıların katkıda bulunduğu on iki heykel var. Sukhumvit Yolu üzerindeki park girişi, Kralı ve kraliyet ailesini onurlandıran süs kapılarıyla süslenmiştir. Park yolları ve çimler tekerlekli sandalye dostudur ve onarımlar Kasım 2014’e kadar yapılmıştır. Parka gelen ziyaretçiler, Bangkok’un en erişilebilir caddelerinden biri olan Sukhumvit Yolu boyunca yürüyüş keyfine varacaklar. Kaldırımların büyük çoğunluğunda kaldırım kesimleri vardır ve kilometre başına ortalama olarak yalnızca bir ila iki kavşak bu özellikten yoksundur.

Pratunam Pazarı

Chatuchak Hafta Sonu Pazarı Bangkok’un en tanınmış Pazarı iken, Pratunam şehrin en büyük giyim ve tekstil pazarıdır. Piyasada yaklaşık 4 blok uzunluğunda satılık çok sayıda ürün vardır. Kapalı kaldırımlara kaldırım kesimleri ile tekerlekli sandalye ile erişilebilir ve tezgahlara ulaşılması kolaydır.

Birçok isim markası dahil olmak üzere her türlü kıyafet satışa sunuldu. Yiyecek ve içeceklerin yanı sıra bir sürü saat, elektronik ve oyuncak bulunmaktadır. Her şey çok ucuz olduğu belirtilmektedir. Pazarlar, çarşılar ve heyecan verici ve Pratunam Asya’da bulduğum en erişilebilir pazarlardan biri.

Pazar, Ratchaprarop ARL istasyonundan bir milin üçte birinden daha azdır – bu nedenle pazarı Baiyoke Kulesi’nin gözlem güvertesini ziyaret ederek eşleştirmek harika bir fikirdir.

ENGELLİLER İÇİN PATTAYA

By Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN PATTAYA

İlk planlamalarımız da yer almadığından, Bangkok’ta gitmeye karar verdiğimizde Pattaya için gezi programı yapmamıştık. Bu nedenle bazı önemli gezi noktalarına gidemedik.

Ancak Bangkok gezimizi erken bitirmek zorunda olduğumuz için ve Bangkok’ta karşılaştığımız bir Türk grubun da tavsiyesi ile ve buraya kadar gelmişken “neden gitmeyelim” dedik ve görmeye karar verdik.

Buraya ulaşmak için öncelikle Bangkok havaalanına gitmeniz gerekiyor. Buradan Pattaya’ya otobüs ve taksi ile ulaşmak mümkün. Ancak otobüsler ucuz olsa da (yaklaşık 4 USD)tekerlekli sandalye için uygun değil. Mecburen taksi ile gitmeniz gerekiyor. Uzun süren pazarlıktan sonra 1200 baht ile anlaşarak yola çıktık. Yalnız pazarlık yaparken otoban ücretinin dahil olacağını özellikle belirtin. Yoksa bunu da ayrıca sizden talep edebilirler. Yolculuk 1-1.30 dakika sürüyor. Gerek fiyat ve gerekse engelliye uygun olması nedeniyle gene merkezden uzak bir otelden (  Levana Pattaya Hotel – SHA Extra Plus ) yer ayırttım. Hatta gene hoş olmayan bir durum ile karşılaşmamak için rezervasyonu yapmadan otele gittik. Müsait olduğunu görünce rezervasyonu hemen orada yaptık. Müsait olmasaydı otel otel gezecektik. Otel merkeze uzak olsa da merkeze yani sahile iniş, meyil nedeni ile kolaydı. Dönüşlerde bazen yürüyerek bazen de taksiyi tercih ettik.

Tayland’ın doğusunda bulunan ve plajları ile gezginleri mest eden Pattaya, sayısız tabiat harikasını barındıran bir şehirdir. Şehir diyorum ama doğrusu ya ben daha küçük bir sahil kasabası düşlemiştim. Karşıma devasa otelleri ile koca bir şehir çıktı Gece hayatını sevenlerin vazgeçilmezi olan Pattaya’da kültürel mekanlar ve kaliteli restoranlar da ziyaret edilebilmektedir. Ayrıca bölgenin tarihi yapıları ile tapınakları da görülmesi önerilen mekanlar arasındadır.

Ancak biz bu yerlerin çoğuna gitmedik. Dediğim gibi bir gezi planımız yoktu. Şubat ayında gerek deniz (ben giremedim, zira kumsal uzun ve denize erişim çok zordu, eşim girebildi) gerek otelin havuzuna girme zevkini tattık.

Şehirde sahil boyunca gezdik, güzel bir AVM.de yemeklerimizi yedik. Kahvaltı için otele çok yakın bir marketin lokantasını tercih ettik.

Pattaya Tayland’da biz Türklerin en çok rağbet ettiği şehirmiş, nedeni gayet açık. Gecesi ve gündüzü tamamen farklı. Düşünün ki gündüz gençler sahillerinde voleybol oynuyor, denize giriyor. Akşam ise ortam tamamen değişiyor (Asya’nın en büyük kadın pazarı.) Yol boyunca sürekli hayat kadınları müşteri bekliyor. Ama hiçbir aşırılık ve rahatsız etme durumu yok.

Sahilde eşim denize girerken ben bir Türk ile tanıştım. Tüm yazlarını burada geçiriyormuş ve gayet memnun. Tek sıkıntısı Türk lirasının son yıllarda aşırı değer kaybetmesi. Burada tatil geçirmek uygun olabilir, tabi ucuz bir uçak bileti bulabilirseniz.

WALKING STREET

Pattaya’nın gece hayatının döndüğü yer. 24 saat boyunca dur durak bilmeyen bir bölge düşünün.. Gogo Bar’lar tamamen kadın ticareti için kurulmuş ve bu amaç dışında gelen müşterisi yok denecek kadar az. Sahil yolunun sonunda yer aldığı için tüm sahil yolu gibi düz bir cadde de yer alıyor. Yani tekerlekli sandalye için bir sorun yok, normal sahil yolunda kaldırımlar bilhassa şehir tarafında sorunlu ama sahil tarafı erişilebilir şekilde düzenlenmiş. Walking Street ise araç trafiğine kapalı olduğu için tamamen sorunsuz. Sadece bir gece bu caddeye girdik. Belli saatten sonra gece kulüplerinin showgirl’leri yollara dökülüp müşteri avlıyorlar. Düşünün ki sokakta gezerken size uzattıkları menüler yemek menüsü değil cinsel içerikli menu oluyor. Bir iki tane Türk işletmesi var, onlarla sohbet ettik. Bu  anlattıklarımızdan Pattaya’nın kötü bir yer olduğunu düşünmeyin. Sadece şehrin iç kısmıyla sahil kısmı birbirinden çok farklı ve Walking Street’te gördükleriniz sizi rahatsız edebiliyor. Konaklama için Walking Street’te seçmeseniz iyi olur, niye olduğunu tahmin edersiniz 🙂

Ülkenin yüzde 80’i Budist olduğu için Pattaya’nın her yerinde küçük sunaklar göreceksiniz. Biz gidemedik ama siz giderseniz Nong Nooch Tropical GardenSanctuary of Truth Prasat Satchatha,Art in Paradise Pattaya mekanlarını görün derim. Çok ilginç ve güzel yerler olduğunu öğrendim. Biz gösteri niyetine de olsa Tayland boksu izledik.

Pattaya’ya gitmek gibi bir planınız varsa, sizin için en uygun zaman dilimi Kasım-Şubat ayları arası olacaktır. Bu aylarda bölgeye çok az yağmur düşmekte ve sıcaklıklar ortalama seviyede olmaktadır. Burada tatil Ülkemize göre uygun, tabi uçak biletleri için ayni şeyi söyleyemem. Direk uçuşlar yerine aktarmalı uçuşlar daha hesaplı olduğu söyleniyor.

Pattaya’da gezilecek birçok yer ve yapılacak pek çok aktivite bulunmaktadır. Tüm bunları yaparken elbette acıkacaksınız. Yemek seçenekleri fazla, et yemekleri, salatalar, balık ve tavuk seçenekler arasında. Fiyatlar yerine göre değişmekle birlikte ortalama olarak uygun. Pattaya gezisi sırasında denemeniz gereken özel tropik meyvelerden, rambutan ve ejderha meyvesinden yapılan tatlıları tüketebilir ayrıca farklı türde birçok yiyeceği deneyebilirsiniz.

Burada şehir içi ulaşımı yukarıda gördüğünüz gibi kamyonetlerle yapılıyor. Kasasında karşılıklı iki sıra oturma yeri var. Bizdeki dolmuşlar gibi. İnmek istediğiniz yerde düğmeye basıp şoförü ikaz ediyorsunuz.  Tabi bu araçta tekerlekli sandalyeli engeller için uygun değil.

Engelliler İçin Girne

By Yurt Dışı Seyahatler

ENGELLİLER İÇİN GİRNE

Bir çalıştay (bknz:https://engelsizseyyah.com/category/engelli-seyyahdan/ ) nedeniyle bulunduğumuz Girne hakkında çok detaylı olmayan, kısa bir bilgilendirme yapmak istedim. Fazla büyük olmayan bu belde de çalıştay nedeniyle fazla gezme fırsatımız olmadı. Çaliştay’a ev sahipliği yapan Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü bu kapsamda bizlere kısa bir tanıtım gezisi düzenledi.

Girne’de gezilecek yerler olarak, Tarihi Girne Limanı, Girne Kalesi, Batık Gemi Müzesi, Archengelos Michail Kilisesi-İkon Müzesi, Girne Yat Limanı öne çıkmaktadır.

Burada adı geçen tarihi mekanlara engelli ulaşımının zor hatta mümkün olmadığını, bu nedenle bol zamanımız olsa bile buralara ait gezi notlarımızın olamayacağını belirtmek isteriz. Çalıştay süresinde tanıştığımız ve bu konularda bilgisine baş vurduğumuz Kıbrıs Türk Ortopedik Özürlüler Deneği Başkanı Günay Kibrit’de bu konuda ayni doğrultuda bilgi vermiştir. Kendisinden bu konuda daha detaylı bir bilgilendirme yazısı düzenleyip bize göndermesini rica ettik. Bu yönde bir çalışma bize ulaşırsa sitemizde yayımlayacağımızı kendisine söyledik.

Bunun yanında Belediye Başkanı, şehrin daha ulaşılabilir olması yönünde çalışmalar yapıldığı müjdesini bizlere iletti.

Girne’de araçla yaptığımız genel şehir gezimizde şehrin trafiğinin yoğun olduğunu şehir içinde sandalye ile gezmenin güç olduğunu gözlemledik.

GİRNE YAT LİMANI

Girne’de gezme şansımız olan ve şehrin en güzel yeri burasıdır. Nal şeklinde olan bölgede Eski Venedik evleri, restoran ve tavernalar sahil boyunca sıralanmaktadır. Sandalye ile baştan başa gezmek, hatta bu geziyi şehrin merkezine kadar uzatmak mümkündür. Ayrıca limanın başlangıcında kalenin hemen yanında 2 araçlık engelli otoparkı bulunmaktadır. Benim gördüğüm an boş olan park yerleri acaba her zaman böyle midir bilemem. Ama bizzat Belediye Başkanı buraya park eden diğer araçları en yüksek miktarda ceza kesildiğini bildirdi.

Yakın tarihe kadar ticari amaçlar için kullanılan söz konusu liman, günümüzde rengarenk balıkçı tekneleri, limana demir atmış yatları, her zaman canlı olan kafe ve restoranları ile turistler için olduğu kadar yerli halk için de vazgeçilmez uğrak yerlerinden biridir. Yani, burası Girne şehrinin başlıca eğlence merkezidir.

Sahil boyunca tekerlekli sandalye ile gezmek ve mekanlara yemek yemek mümkündür.

Bu arada belirtilmesi gereken husus, burada bulunan satış yerlerinde bir çok ürünü Ülkemize göre çok ucuza temin edilebilmektedir. Alış veriş yapmayı unutmayın. 

Engelliler için Edinburgh

By Yurt Dışı Seyahatler

Edinburgh seyahatimi Londra’dan tren ile yaptım. Öncelikle bu seyahat ile bilgi vermek istiyorum. Londra’dan Edinburgh tren yolculuğu dört buçuk saat sürüyor. Güneyden kuzeye hemen hemen bütün İngiltere boyunca ülkeyi geçmiş oluyorsunuz. Bu yolculuğunuzda Doncaster, York ve Newcastle gibi ilginç şehirlerini tren penceresinden seyretme imkanı buluyorsunuz.Londra King Cross garından bilet alırken engelli indirimi yapıldığını öğrendim. Burada şunu belirtmeliyim ki bu tip biletleri internet yerine bizzat gardan almanın indirimlerden yararlanmak için faydalı olduğunu düşünüyorum.  Yerim garanti olsun indirim önemli değil diyorsanız başka tabi. O zaman çok önceden internetten biletlerinizi alınız. Ben genelde biletlerimi gardaki gişelerden alıyorum. Hem garın durumunu hem de engelli olarak nasıl ulaşacağınızı, trene nasıl bineceğinizi yerinde görmek önemli.  Bunu seyahat saatine bırakırsanız, olmadık sürprizlerle karşılanmanız nedeniyle zorluklar yaşamanız mümkün. Mesela ben tren garına giderken garın metro durağında asansörün çalışmadığı gibi bir aksilikle karşılaştım. Bu durum bana tam 45 dakikaya mal oldu. Bu nedenle yaban ellerinde tedbirli olmak şart. Burası Londra böyle şeyler olmaz diye asla düşünmeyin.

Dediğim gibi engelli olduğumu gören gişe görevlisi (kendisine teşekkür ederim çok yardımı oldu) bana ve eşime bir kart çıkartarak (yanınızda fotoğraf taşıyın, yoksa da üzülmeyim garda vesikalık çeken yer var. Sadece 2 poundunuza mal olur. Görevli bu konuda da yardımcı oldu siyah beyaz yeterli olur dedi. Böylece 6 pound yerine 2 pound ödedik.) toplamda iki kişi için 50 pounda yakın indirim sağladı. Bunun yanında engelli olarak yapmamız gerekenleri anlattı hatta doldurmamız gereken başvuru formunu bizzat kendisi doldurarak “hizmette sınır yok” dedi. Her zaman böylesi denk gelmez. Bizim şansımıza denk geldi. Ama engelli hizmeti almak için bir form doldurmanız gerekiyor. Böylece adınız ilgili hizmeti veren kısma iletiliyor.

Seyahat günü gardaki özel bölüme (Harry Potter ’in 9,5 no.lu peronunun! Yanında yer alan Bu bölümün adı Elphick Room)giderek elimizdeki belgeyi gösterdik ve beklemeye başladık. Zamanı gelince bir görevli geldi ve bizi trene bindirdi. Engelliler için ayrılan masalı ve hemen tuvalet yanındaki yerimize yerleşerek rahat bir seyahat yaptık. Bu dönüşte de aynen gerçekleşti.

İskoçya’nın başkenti Edinburgh; sahip olduğu mirası, kültürü ve şenlikleriyle ünlü. Eski ve Yeni Şehrin “Dünya Mirası Alanları”nı keşfetmek için görülmesi gereken bir şehir. İskoç ruhunun olduğu gibi canlı bir şekilde hissedilebileceği bir şehir. Bir gayda ve bir etek, bu günlerde bile günlük yaşamın bir parçasıdır. Yalnız bu gayda işini fazla abartmışlar her sokakta gayda çalanlara rastlıyorsunuz.Tren Edinburgh İstasyonu’na ulaştığında, şehirde bizi ilk karşılayan Scott anıtı oluyor. Şehir tamamıyla bir Harry Porter setini andırıyor.Genel yapısı itibariyle iniş çıkışlı olan şehir bu yönü ile tekerlekli sandalye ile seyahat için fazla konforlu olmayabilir. Aşağıdaki notlarımda da göreceğiniz gibi bazı yerler ulaşmak epey gayret sarf etmenizi gerektiyor. Biz daha önce yazılan gezi notlara bakarak yürüyerek gezmeyi planladık ve uyguladık. Ama o notları yazanların tekerlekli sandalyelileri kastetmediklerini maalesef geç fark ettik. Edinburgh’u gezerken doğru olanı “hop on-hop off”  gezi otobüslerini tercih etmekmiş. Siz giderseniz bence bu yolu tercih edin. Her yere şehir içi otobüslerle ulaşmanız mümkün. Biz bu yolu seçtik. Ama bilet ücretleri yüksek. İndi bindi bile yapsanız otobüse iki kişi için 3.40 pound ödemek durumundasınız. (Bir kişi 1.70 pound) .Paramızın değer göz önünde tutulduğunda maliyet yüksek oluyor. Burada size tavsiyem “D Ticket” almanız. Bir gün geçerli olan bu bilet 4 pound olup bunu gün içinde sınırsız kullanabilirsiniz. Otobüsler nakit para alıyor ama para üstü vermiyor. Bunu bilerek yanınızda hep bozukluk bulundurun. Belirttiğim günlük bileti gene ilk bindiğiniz otobüsten alabilirsiniz. Bunun yanında duraklarda fazla bekliyorsunuz. Bizim gibi Ekim ayında giderseniz ayrıca duraklarda üşümekte ekstrası. Artık tercih sizin.

Ama diğer bir konuyu tercihinize bırakmam istemem. Ekim ayının 14. gittiğimiz şehirde hatırı sayılır bir soğuk vardı. Zaten buraların yağmuru malum, birde soğuk eklendiğini düşününce bavulunuza bol bol kalın giysiler, mont ve yağmurluk koymalısınız. O nedenle gezi tarihini belirlerken hava şartlarını göz önünde tutun. Her zaman belirttiğim Avrupa gezi planlarında sonbahar aylarında güneyi tercih edin. Kuzeyi Mayıs ve Haziran aylarını tercih edin. Ben bu defa bu kaideye uyamadım. Zira Londra’ya kadar gelmişken, (buraya yerleşen kızıma) gelmeyi düşündüğüm  Edinburgh’u araya sokayım dedim.

İngiltere zaten pahalı bir ülke, bir de paramızın değerini de göz önünde tuttuğumuzda, gezi bütçesini yaparken dikkatli olmamızı tavsiye ederim. Bir pizza veya hamburger ile bir meşrubat aldığınızda 15 pound ödüyorsunuz.  Ulaşım fiyatlarını yukarıda anlattım. Otellerde ucuz değil. Müze hariç diğer ziyaret edilecek yerler paralı. Yani engellilere ücretsiz değil, ama hatırı sayılır indirim yapılıyor. Ama sorun paramızın değersizliği sonuçta. (Yazımın tarihinde 1 pound 7,50 TL. İdi).Bu nedenle gezi planınızda bir gün bile önemli. Günleri tam değerlendirin, böylece gün sayısını azaltın.Bu genel bilgilerden sonra gezmeye başlayalım. Edinburgh’un 3 ana bölgesi görülmeye değer. Edinburgh’un baş tacı olan kalesine, katedral, kilise, saray ve müzelere ev sahipliği yapan UNESCU kültür mirasları arasında yer alan eski şehir( Old town). Aslında en yeni binası 100 yıllık olan ve şehrin en iyi alışveriş merkezlerine ve çağdaş müzelerine ev sahipliği yapan yeni şehir (New Town) ve deniz kenarında şehrin en iyi gastronomi duraklarına ev sahipliği yapan leith bölgeleri. Bu muhteşem şehrin tamamının görülebileceği en ideal yer ise kayaların üzerinde inşa edilmiş, şehri tepeden gören Edinburgh kalesi. Bu nedenle ilk hedefimiz de burası.
EDİNBURG KALESİ


Edinburgh gezisi kapsamında görmenizi şiddetle tavsiye edilen birinci yer, her sene 1.5 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği Edinburgh Kalesi olacak.Edinburgh Kalesi ya da diğer adıyla Castle Rock – Kaya Kalesi, 350 milyon önce faaliyette olan sönmüş bir volkanın bacasının üstünde bulunuyor. Kale MS 600 yılında yapılmış gerçek bir şaheser ve tatbiki de Dünya Miras Listesinde. 8 bin yıl öncesine dair yerleşim olduğuna dair kalıntılar olan bölgede, iki bin yıl öncesine ait olan iskeletler de bulunmuş.

Yüksek bir tepede kayaların üzerinde konumlanmış, tarihin 1200 yıl geriye uzandığı Eski şehre, neren bakarsanız bakın görebileceğiniz Edinburgh kalesi damgasını vurmuş.

Kale İçinde Görebilecekleriniz:1.       Taç Odası ve Kader Taşı – İskoç Taç mücevherleri2.       Büyük Salon – Devlet işlerini buradan yönetmek için inşa edilmiş, Oliver Cromwell’in ordusu tarafından bir garnizon olarak kullanılmış, bugün çeşitli silahlar, zırhlar ve kale anahtarını sergiliyor.3.       Kraliyet Sarayı – James VI onuruna 1617 yılında oluşturulan odalar. (Erişim uygun değil)4.       Aziz Margaret Şapeli – Edinburg’un en eski binası, 1.David ‘in annesi anısına inşa edilmiş.5.       Savaş Zindanları – 18. yüzyıl sonunda mahkumlarının kaledeki zindanlarda nasıl yaşadığını göstermek üzere tasarlanmış, sesli dinletilerin de olduğu zindanlar.6.       Mons Meg – 150kg ağırlığında olup, 3.2 km uzağa top ateşleyebilen Avrupa’nın en eski kuşatma silahlarından biri.7.       Saat Bir Topu – 1861’den beri her gün saat 13.00’de ateş edilen top.8.       İskoç Ulusal Savaş Anıtı – Birinci Dünya Savaşından beri gerçekleşmiş çeşitli çatışmalarda hayatlarını feda edenler için yapılmış anıt.9.       Manzaralar – Edinburgh manzaralarını kalenin duvarlarından seyredebilirsiniz

Biz yanlış yoldan gittiğimizden çıkmakta ekstra yorulduk. Siz Royal Mile’ den buraya ulaşın. Daha az yorulursunuz. Biz bir vatandaşın tavsiyesi ile otelden yürüyerek gitme hatasını yaptık, nerdeyse yarı yolda kalıyorduk. O nedenle sakın otoparkların olduğu ve genelde gezi otobüslerin ve araçların kullandığı yolu kullanmayın.Royal Mile’ den giriş yaptığınız da geniş ve eğimli bir alana giriş yapıyorsunuz. Girişteki Görevliden az İngilizcemizle (genç arkadaşlar mutlaka İngilizceyi bir şekilde öğrenin. Az İngilizce ile olmuyor, bunun bedeli bazen çok yorucu olabiliyor) biraz bilgi alıp kalaya doğru yola çıktık. Kale kapısında Görevli bayanın yol göstermesi ile eşim içeri girip biletlerimizi aldı. Benim beklediğim yer engelli ve yaşlı kişileri kaleye ulaştıran aracın park ettiği yer. Hemen girişin yanında. Normal insanın giriş ücreti 16 p. Biz eşim ve benim için 13.33 p. ödedik. Yani iyi bir indirim yapılıyor. Bu indirimin yanında sizi kalenin en görülmesi yerine götürme getirme hizmeti de dahil. Yalnız araç yarım saatte bir geliyordu. (Yazın ise iki araç sürekli çalışıyormuş). Biraz bekledik ve resimde görülen araç geldi. Kısa bir yolculukla bizi kalenin tepesine kadar çıkardı.

Ufak tefek yokuşlar ve taş yollar biraz zorlasa da genel olarak kalenin görülmesi gereken yerlerinin büyük bir kısmına ulaşılabiliyor. Ayrıca buradan şehri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Engelliye uygun tuvaletler bulunmaktadır. Biz genel bir gezi yaptık rampa konulan her yeri gezdik, ama asansörle ulaşılan diğer yerleri varmış ama biz sanırım görmediğimizden ve bilmediğimizden buraları göremedik. Siz artık bildiğinizden mutlaka bu asansörleri bulun.

Böyle bir yerde yardımcı ve yol gösteren görevlinin olmaması büyük bir eksiklik. Levhalarda yetersiz. Genel bir bilginiz yoksa (ama şimdi var 🙂 ) kaleye engelli ulaşım olduğunu anlamanız mümkün değil.

Edinburgh’a gelip te bu kaleyi görmemek zaten düşünülemez. Mutlaka burayı gezin.

National Museum of Scotland 



İskoçya Ulusal Müzesi. Farklı katlara bölünmüş olan bu müze, İskoç arkeolojik buluntularının ve ortaçağ nesnelerinin ulusal koleksiyonlarının yanı sıra;  jeoloji, arkeoloji, doğal tarih, bilim, teknoloji, sanat ve dünya kültürlerini kapsayan eserleri içermekte.

Muhteşem sanat nesneleri ve basit günlük yaşam öğeleri ziyaretçilere İskoç tarihini ve yerli halkın kültürlerini ve benlik bilincini geliştirme çabalarını anlatıyor.. Venedik tarzında, dünyadaki çeşitli koleksiyonları bulabileceğiniz güzel bir bina. Bu koleksiyonlar, sanat, bilim, sanayi, arkeoloji, çevre ve diğer birçok yaşam alanlarına ışık tutacaktır. Giriş ücretsiz. 

Tekerlekli sandalye ile her yerine ulaşabildiğiniz bu müze, burada mutlaka görmeniz gereken bir yer. Biz fazla zaman ayıramadık bu nedenle tam olarak gezemedik ama siz en az 3 saat ayırın buraya. Edinburgh’ta görülmesi gereken birçok müze bulunmakta. Biz sadece burayı gezebildik.

Old Town

İskoçya’nın en eski bölümüne verilen ad olan Old Town – Eski Şehir, Edinburgh gezisi içinde  belki de en çok zaman geçireceğiniz bölge olacak. Ortaçağ mimarisi ve Reform dönemine ait  yapıların korunmuş olduğu bölgede, ünlü St. Giles Katedrali, İskoçya Ulusal Müzesi, Parlamento Binası ve çeşitli kiliseler bulunmakta. Parke taşlı daracık sokakları vb. gibi bizlerin ulaşmasının mümkün olmadığı geçit, gizli meydanları ile dikkat çekiyor. Ancak iniş çıkışlı tepelerinde bazı tırmanışlar bize göre değil.Yine eski şehirde olan ünlü Royal Mile Caddesi, Edinburgh manzaralarına tanıklık edebileceğiniz yerlerde Holyrood Parkı ve burada bulunan volkanik tepe Arthur’s Seat ziyaretçilerine tam bir görsel şölen sunuyor.İhtişamlı yapısı ile Tarihi kilise St. Giles Katedrali, Edinburgh Kilisesi ve Holyrood Sarayı arasında yer alıyor. Eski Şehrin önemli simgelerinden olan Edinburgh Üniversitesi’ne de vakit ayırın. Holyrood’da bulunan tasarımı ile 2005 yılında stirling ödülüne layik bulunan Parlamento Binası’nın zevkli dekorasyonuna tanıklık edin. Ünlü yazar J.K. Rowling’in Harry Potter kitaplarını yazmış olduğu The Elephant House da Royal Mile civarında bulunuyor.Royal Mile



Edinburgh Kalesi’nden başlayıp Holyrood Sarayı’na kadar devam eden Royal Mile (Kraliyet Yolu), eski şehir bölgesinin en önemli turistik yerleri arasında sayılıyor. Oldukça renkli bir atmosfere sahip olan Kraliyet Yolu boyunca yürürseniz sokak sanatçısını dinleme ve gösterileri izleme şansını elde edebilirsiniz. Turistlerin sürekli dolaştığı, festival zamanı gösterilerin olduğu, Edinburgh Kalesinden başlayıp Holyrood House’a kadar gelen uzun bir yol. Bu cadde üzerinde çeşitli turistik dükkânlar, İskoç kumaşını satan mağazalar, restoranlar, kafeler, tarihi yerler keşfedilmek üzere sizleri bekliyor.

 Ama mutlaka gezinizi Kaleden başlayıp Holyrood sarayında bitirin. Bu yolla sadece frenleme ile yol alırsınız Aksi halde iyi bir yokuş çıkmanız gerekir. Bu caddenin bazı yerleri trafiğe kapalı, Sakin aylarda daha rahat gezer ve alış veriş yapabilirsiniz. Yol üzerine bir çok pup’ları, st.giles kilisesini vb. yerleri görebilirsiniz.

Palace of Holyroodhouse

Holyrood house Sarayı. Eskiden dedikoduların, cinayetlerin ve siyasi entrikaların yeri olan Holyroodhouse Sarayı, günümüzde Kraliçenin resmi ikametgâhıdır. Otel, Edinburgh Sarayı’na ulaşan Royal Mile’nın sonunda bulunmaktadır. Ortaçağ efsanesine göre şu anda sarayın olduğu yerde kalıntıları bulunan manastır, 1128 yılında 1. David tarafından inşa ettirilmiş. Kral avlanırken, bir geyiğin boynuzları arasında haç olduğunu görmüş ve bunun Tanrıdan gelen bir mesaj olduğunu düşünerek geyiği gördüğü yere manastırı yaptırmış. Bugün sarayın ismi olan ‘Holy Rood’, Kutsal Haç anlamına geliyor.

Dönemin İngiliz Kralı’nın İskoçya’daki malikânesi olan Holyrood Sarayı, resmi giriş alanı olan Great Stair’i, süslemeleri ve dekorasyonu ile etkileyici Royal Dining Room’u, Royal Gallery’den bazı parçaları bünyesinde barındıran Queen’s Gallery ve Throne Room görülmesi gereken yerlerdenGiriş ücretli ama engelli indirimi ile uygun olan (Engelli ve refakatçi ile toplam 8,70 Pound) Saray’ın önemli bölümleri tekerlekli sandalye ye uygun. Girişten itibaren bir görevli size yardımcı oluyor. Gezmeniz için rehberlik ediyor. Üst kata çıkmak için özel asansöre yönlendiriyor. Rahatça gezebiliyorsunuz, engelli tuvaletleri bulunmaktadır. Ancak resim çekmek yasak bu nedenle sizlere sarayın içinden resim gösteremiyorum.

Hemen yanında bulunan yıkık kilise ilginç bir yapı. Buradan bahçeye çıkılıp sarayın bahçesini gezebiliyorsunuz. Buradan Holyrood parkını ve Arthur Seat tepesini görebilirsiniz.

Arthur’s Seat – Arthur’un Koltuğu



Şehrin panoramik manzaralarını yüksek bir tepeden seyretmek isteyen yürüyüş sevenler, Edinburgh’un bu en yüksek zirve noktasına yürüyerek bir saatte çıkabilirler. Yani bize hiç uymaz.İsmini Kral Arthur’a ait efsanelerden geldiği söylenen bu tepe, Edinburgh kalesinin altındaki kayalar gibi sönmüş yanardağ oluşumundan meydana çıkmış. Yukarıda belirttiğim gibi sarayın bahçesinden setretmekle yetindik. Zaten şehrin her yerinden görünen bir tepe.

St.Giles kadetrali



Şehrin ünlü siluetini öne çıkaran tarihi yapılarından biri olan St. Giles Katedrali (St. Giles Katedral), kendine özgü mimarisi ve çan kulesi ile turistler tarafından büyük ilgi görüyor. 19.yüzyılda restore edilerek günümüze kadar ulaşması sağlanan katedral, yaklaşık olarak 900 yıldan beri şehrin dini odak noktalarından biri. İskoçya’nın dini kültürü hakkında bilgi edinmek isterseniz ve katedralin mimari özelliklerini daha yakından görmek isterseniz tarihi yapıyı ziyaret edebilirsiniz.

Bunların yanında benim gitme fırsatını bulamadığım The Elephant House The GrassmarketAreaGreyfriars Kirkyard-grayfars bobby- Frankestein Pub gibi ilginç yerleri de ve burda bulunan diğer müzeleri de gezebilirsiniz.
New town
New Town, Old Town bölgesinin Edinburgh’ta atan nüfus ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle on sekizinci yüzyıldan itibaren kurulmaya başlanan bölge. 18.yy İngiliz mimarisi ile görkemli binalara ev sahipliği yapan yeni şehir 250 – 300 yıllık binaları ile eski şehir ile kıyaslanınca genç kalıyor. Cadde boyunca kale ve eski şehir manzarasını izlemeniz mümkün. Burada görülmesi gereken yerlerin başında ise Prenses Caddesi geliyor. Burada bulunan ve simgesel anıtların bulunduğu Calton Hill’e dik merdivenler nedeniyle ulaşmak mümkün değil. Onun için burayı uzaktan seyretmekle yetindik.

The Royal Yacht Britannia

Britanya, 16 Nisan 1953’te inşa edildikten sonra 44 yıldan fazla bir süre bir milyon milden fazla yol kat ederek Kraliyet Ailesi’ne hizmet etmiş. Kraliçenin parlak devlet ziyaretleri, resmi resepsiyonlar, kraliyet baleleri ve aile tatilleri için adeta mükemmel bir krallık evi olmuş.

1997’de emekliliğe ayrılmış olan gemi, artık Edinburgh’ta müze olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. İçeri girmeden size bir kulaklık veriliyor (ilginç ama Türkçe ’de var) ve dolaştığınız yerlerde bu kulaklıktan ilgili kısım hakkında sesli bilgiyi dinleyebiliyorsunuz.

Tur kapsamında, gemi dümeninin olduğu köprü mevkiini, kraliçenin misafirleriyle birlikte yemek yediği salonu, yatak odalarını, oturma odalarını, makine dairesini, personel kamaralarını,  güverteyi gezebilmeniz mümkün.

Kraliyet Yatı. Kraliyet ailesine Dünya’nın 4 bir yanından gelen hediyelerin ve konakladıkları kamaraları gezme şansı yakalayacağınız bu yat için Şehrin biraz dışındaki Ocean Terminal bölgesine gitmeniz gerekiyor. Buraya şehir içi otobüsleri ile ulaşmak mümkün. Alışveriş Merkezinin 3. katından yata açılan bir giriş kapısından giriş kapısı ile bu yata giriş yapılıyor.  Açıkçası geniş zamanı olanlara tavsiye edebileceğim bir yer. Giriş ücretli 16.50 ancak engelli ve refakatçisi için toplam ücret 12.50 poundGeminin her yerine ulaşmanız mümkün. Her kata asansörle ulaşılabilir. Her yönü ile tekerlekli sandalye için uygun. Bol bol engelli tuvaletleri var

Princess Caddesi
İskoçya’nın Oxford Street’i olarak anılan ve yalnızca yaya girişine açık olan bu cadde önemli alışveriş mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Prenses Caddesi’nde bir alışveriş turu yapabilir, kale manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Alışveriş sonrası yorgunluğunuzu atmak isterseniz Princes Street Gardens ve West Gardens’ta soluklanabilir, burada bulunan heykel ve anıtları keşfedebilirsiniz. Cadde düz ve tekerlekli sandalyeye uygun. Bağlı sokaklara ulamak için biraz meyil var ama ulaşılamaz değil.Edinburgh’un en yoğun caddesi. Aynı zamanda otobüslerin kalkış noktası olan caddede yolun hemen yanında, şahane kale manzarasına karşı Prenses Caddesi Bahçesi (Princess Street Garden), yer alıyor. Edinburgh’luların da oldukça rağbet gösterdiği park, huzurlu ve yemyeşil bir yer. Ama merdivenlerle inildiğini gördüğümden ben inemedim. Belki meyilli bir inişi vardır ama onunda dik olduğunu tahmin ediyorum. Caddeden seyretmekle yetindik. Genellikle özel araçların girmesine izin verilmeyen caddeye toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabilirsiniz. Princess Street’ten eski şehir merkezini ve Edinburgh Kalesi’ni geniş bir açı ile görebilirsiniz. Ayrıca caddede yer alan dünyaca ünlü mağazaları gezebilir ve alışveriş edebilirsiniz. Yalnız hiç ucuz değil bilesiniz.
Scott Monument

Scott Monument, Princess Street’te yer alan devasa bir anıt. Görkemi ile büyüleneceğiniz ve ihtişamı ile kendinizi küçücük hissedeceğiniz Scott Monument, neo-gotik tarzda inşa edilmiş taş bir kule. İskoçyalı yazar Sir Walter Scott anısına yapılmış.Yüksekliğinden dolayı Edinburgh ve çevresinin panoramik manzarasını seyredebileceğiniz Scott Anıtı (Scott Monument), ihtişamlı gotik mimarisi ile ön plana çıkıyor. Dünyanın en büyük yazar anıtı olan ve 1840 yılında inşa edilmeye başlanan 61 metre yüksekliğindeki Scott Anıtı üzerinde 68 adet heykelcik bulunuyor. 287 basamaklı merdiveni le tepesine çıkıldığın sadece bilgi olarak paylaşayım. Edinburgh geziniz esnasında Princes Street Garden’da yer alan Scott Anıtı’nı detaylı inceleyebilir ve eşsiz karelere imza atabilirsiniz.

Sonuç olarak görülmesi ve gezilmesi gereken bir şehir. Ancak başta da belirttiğim gibi gezi otobüslerini tercih etmek yararlı olabilir. İyi bir internet kullanıcısı iseniz (uygulamasını indirip)şehir içi otobüsleri ile de gezmeniz mümkün. Ama mutlaka günlük bilet alınız. Yoksa ulaşım bizim paramızla kıyas edildiğinde pahalı. Yürüme planında notlarımızdaki güzergâhları takip edin. Zira iniş çıkışı bol bir şehir.Yeme içme konusunda meraklıysanız başka kaynaklara bakın ama yeme içme burada gene bizim paramızla pahalıya geliyor. Alış verişe meraklıysanız Princess Caddesi ve sokaklarını bol bol geziniz. Ucuz yerler de bulabilirsiniz.

Engelliler için Londra / 2. Gezi

By Yurt Dışı Seyahatler

2014 de yaptığım ve notlarını sizlerle paylaştığım Londra gezi notlarına ek olarak 2019 yılında yaptığım gezi gözlemlerimle eklenti yapmak istedim. Siz öncelikle okumadıysanız “engelliler için Londra” notlarına bakınız.O tarihte gezemediğimiz yerler ile daha önce gezdiğimiz yerlerden bazılarını tekrar gezme imkanı bulduk ve bunları da sizlerle paylaşmak istedim. Bu geçen beş sene yaşanan en büyük değişiklik, paramızın yaşadığı değer kaybı. Bu zaten pahalı olan bu şehri daha da pahalı hale getirmiş.Yararlı olması ve bol bol gezmeniz umuduyla bu notları sizlere paylaşmak istiyorum.
Heathrow havaalanıGatwick havaalanındaki tüm hizmetlerinin tümü burada da geçerli. Buradaki farklılık ulaşım ile ilgili olacaktır. THY uçakları 2 no.lu terminalde hizmet vermektedir. Buradan tren istasyonuna ulaşmak için şatıl bulunmamaktadır. Zira istasyon terminale yakındır. Yani terminal içinden istasyona direk ulaşılması mümkün. Hava alanı büyük o nedenle ulaşım biraz uzun sürmektedir.
Metro ulaşımıİlk yazımda kullanmadığım için bahsetmediğim bu ulaşım aracından kısaca bahsetmek isterim. İkinci Londra seyahatinde bol bol kullandığım Londra metrosu engelliler için uygun olmasına karşın, bazı sorunlarda yaşanmaktadır.  Öncelikle eski duraklardan oluşan metroda geçişler sırasında seviye farkları nedeniyle sorun yaşanmaktadır. Yardım almadan inip binme imkansız. Tüm duraklarda asansör olmaması da ulaşımda sorunlar yaratıyor. Zaman zaman şehri görmek için otobüs kullanılabilir, ama sürekli otobüs zaman kaybı yaratabilir. Bu nedenle metro tercihi yapmanızı öneririm. Sadece istasyonlardaki asansör durumunu önceden incelemeniz gerekiyor.Bu arada geçen 5 yılda paramızın değer kaybı Londra da tüm giderlerde olduğu gibi ulaşımında maliyetinin yükseltmiş
Tower Bridge

Londra’nın en önemli köprüsüne ikinci gezimizde özel olarak gitmek istedik. Düz bir yapıda olan köprü üzerinde gezmek gayet rahat. Hem köprünün mimari güzelliğini hem de Londra’yı seyretmek burada bulunmak için yeterli sebepler.

Kırmızı telefon kulübeleri, siyah taksiler ve london eye ile birlikte şehrin en çok fotoğraflanan ve simgesi haline gelmiş yapılarından Tower Bridge gerçekten de bir köprüden öte, bir sanat şaheseri, mimari bir başyapıt.Köprüden yaya olarak geçmek istediğinizde aşağıdaki köprüden geçebiliyorsunuz. Ancak kuleleri ve kuleleri birbirine bağlayan üst köprüyü gezmek ise ücretli. Aslında bilgi eksikliği nedeniyle biz kulelere çıkmadık. Asansörü gördük ama önündeki kuyruk bizi caydırdı. Ama yukarıdaKuzey ve Güney Kuleleri arasındaki koridorun muhteşem bir Londra manzarasına ev sahipliği yaptığı konusunda bilgimiz yoktu. Bilseydik o kuyruğa mutlaka girerdik.

11 metre uzunluğundaki cam zemin bu koridora 2014 yılında eklenmiş ve ayaklarınızın altında Thames Nehri’ni, araç ve yaya trafiğinin aktığı, nehirden gemi geçeceği zaman açılıp kapanan köprüyü tepeden seyretmenize izin veriyormuş. Neyse inşallah bir dahaki sefere diyelim. Ama siz artık öğrendiniz mutlaka bu asansöre binin.Eğer asansöre binerseniz Kuzey Kulesi’ndeki 19. YY Londra’sını orada bulunan sergiden izleyebilirsiniz. Güney Kulesi’nde ise Tower Bridge Köprüsü’nün sıra dışı mimarisinin detaylarını öğrenebilirsiniz. Buradan aşağı inerek makine dairesini ziyaret edebilirsiniz.

Tower Bridge Köprüsü ilk yapıldığında Makine Dairesi’nde buhar makineleri kullanılıyormuş ve köprü buhar gücü kullanılarak açılıp kapanıyormuş. 1974 yılında ise elektrikli sisteme geçilmiş.Eski sistemin de turistik amaçlı ziyaretlerde gösterilebilmesi için hala tutulduğu Makine Dairesi’nde buhar kazanlarını, baskülleri ve yeni elektrikli sistemi yerinde görebilir, bu mühendislik harikasının çalışma prensibini öğrenebilirsiniz. Ayrıca ziyaretiniz köprünün gemi geçişi sebebiyle açıldığı bir zamana denk gelirse araç ve yaya trafiğinin durdurulduğu, köprünün tam ortasından ikiye ayrılarak açıldığı bu olayı seyretmek son derece keyifli olacaktır.Kuzey ve Güney Kuleleri arasındaki koridor muhteşem bir Londra manzarasına ev sahipliği yapıyor. Şehrin en önemli yapılarını buradan seyrettikten sonra bir de aşağıya, üzerinde durduğunuz zemine bir bakmanız öneriliyor.11 metre uzunluğundaki cam zemin bu koridora 2014 yılında eklenmiş ve ayaklarınızın altında Thames Nehri’ni, araç ve yaya trafiğinin aktığı, nehirden gemi geçeceği zaman açılıp kapanan köprüyü tepeden seyretmenize izin veriyor.

Engelli ziyaretçiler, öğrenciler ve 60+yaşlılar için imtiyazlar mevcut olduğunu öğrendim. Engelli ziyaretçilere yardım eden kişiler için refakatçi bileti de ücretsiz olarak temin edilebilir. Anladığım kadarı ile normal yetişkinler için bilet ücreti 9,980 P. Engelli ve refakatçi için toplam 6,80 P.ile asansöre binebiliyor. Mutlaka bu asansöre binin ve köprüyü alttan ve üstten doya doya gezin, metro ile ulaşmak mümkün, istasyona çok yakın.

RichmoundVaktiniz kaldıysa Londra gezilecek yerler arasına Özellikle de havanın güzel olduğu bir günde Richmond’u eklemenizi öneririm. Kesinlikle pişman olmazsınız. Richmond Londra`ya yaklaşık 20 dakika uzaklıkta yer alıyor.

İkinci gezimiz programında olan bu semtte, bilhassa nehir kenarında gezinti yapmanızı öneririm. Hem nehirdeki kuşları, ilginç tekneleri ve parkları görmek ve gezmek güzel bir zaman geçirmenize imkan sağlayacaktır. Diğer yerlerden buranın farkı ise yerli halkı daha fazla görmeniz.

Richmond geyikli parkıyla ünlü. Richmond park Londra’nın en büyük kraliyet parkıymış. Toplamda 856 hektarlık kocaman bir alana sahip. Yani tam bir doğal yasam alanı. 17.yuzyilda 1. Charles tarafından kurulmuş. Ancak biz sahil tarafından yanına kadar gitmemize karşın bu alana giremedik. Zira girişine konulan turnikeden sandalye geçemiyor. Bu nedenle içeri giremedik ve burada bulunan geyikleri göremedik. Belki başka bir girişinden içeri girilebilir.Gerek cadde ve bilhassa nehir kenarında gezinti tekerlekli sandalye ile rahat. Biraz caddeden nehir kenarına inerken meyil var. Çıkışta yorabilir.

King Cross

Edinburgh seyahati nedeniyle gittiğimiz King Cross Tren İstasyonu, Birleşik Krallığı’n başkenti Londra’da bulunan bir tren istasyonudur. İstasyon şehir merkezinin kuzeydoğusunda Camden semtinde yer almaktadır ve Birleşik Krallığı’n en yoğun tren istasyonlarından biridir.
King Cross, Harry Potter kitapları ve filmleri ile, özellikle kurgusal Platform 9¾ ile olan ilişkisi nedeniyle tanınır hale geldi.

King cross istasyonunun yanında bulunan bu bina muhteşem yapısı dikkatimizi çekti.

Hyde Park

Ne zaman gelinse mutlaka gidilmesi gezilmesi gereken bu parka bu gelişimizde de uğradık. Bol yağmur vardı.

Ama sonradan güneş açtı. Göl kenarında rahatça gezdik.

Piccadilly Circus – Oxford Street – Carnaby Street

Londra’nın bu önemli mekanlarını görmeden olmaz dedik. Bu gezimizde de buraları gezdik ve resimler çektik. Bu gelişimizde yeni keşfettiğimiz Carnaby sokağında dinlenip kahvelerimizi içtik. Oxford caddesi oldukça düz ve tekerlekli sandalyeye uygun.

Engelliler için Moskova

By Yurt Dışı Seyahatler

Engelliler için Moskova genel olarak zor bir şehir. Bu masalımsı şehri, bilhassa Kızıl Meydanı görmek tüm zorluklara değer diyorsanız lafım olmaz. Gerçekten kırmızı tuğlaları, rengarenk kubbeleri muhteşem kuleleri ile her mevsim insanlarla dolan masal ortamı bir meydan. Gençliğimizde ismini bol bol duyduğumuz bir dönemin, bir görüşün başkenti olan şehir. Belli başlı şehirleri gezdiyseniz ve  içinizde Moskova düşü varsa zorluklarına karşın mutlaka gidin derim.


Bence 3 günlük gezi yeterli. Tabi fazla detaya dalmayı düşünmüyorsanız. Öncelikle otel tercihiniz bilhassa kızıl meydana yakın olsun. Zira burası hem şehrin merkezi ve hem de Kızıl Meydan her saatte sizlere değişik yüzünü gösteren bir mekan. Yakın olmakta fayda var.

Neresi zor derseniz (tabi tekerlekli sandalyeli engelliler yönünden)öncelikle şehrin ulaşım yükünü taşıyan metroya ulaşmanız mümkün değil. Son yıllarda yapılan ancak merkeze uzak duraklar hariç önemli hiçbir durağı engelliye uygun değil. Gezilmesi görülmesi önerilen hiçbir metro durağına ulaşmanız ya mümkün değil ya da çok çok zor. Bu nedenle gezim boyunca hiç metroya binemedim ve görmeyi çok arzuladığım metro duraklarını göremedim. Bu nedenle de görmeyi arzuladığım bazı yerlere gitme şansım olmadı.

Bunun yanında geniş ve bol trafikli caddelerden karşıya geçmek başka bir sorun. Gerçekten önemli bir sorun. Yolun karşısında görmeniz gereken bir yer var ama karşıya geçmeniz (2-3 kişi yardımcı olmadan) mümkün değil. Moskova’da karşıdan karşıya geçme sorunu bilhassa önemli caddelerde alt geçitlerle sağlanıyor. Yani yayaya geçme şansı tanıyan trafik ışıkları yok. Mutlaka alt geçitten geçmeniz gerekiyor. Güzel bir düşünce ama engelliler için ayni görüşte olmak mümkün değil. Zira alt geçitlerde asansör, lift gibi bir çözüm düşünülmemiş. Bir çözüm düşünülmüş tabi ama ne derecede yararlı oluyor derseniz, yukarıda belirttiğim gibi 2-3 babayiğit bulmanız halinde sonuç alabilirsiniz. Evet, resimlerde görüldüğü gibi rampalar yapılmış ama bunları tek başınız kullanmanız, hatta bir yardımcı ile kullanmanız mümkün değil. Denemek isterseniz resmen hayati tehlike ile karşı karşıya kalırsınız. Böyle bir şehirde böyle bir çözüm düşünülmesi gerçekten bir rezalet. Hangi akıl düşünmüş bilemiyorum. Yani karşıdan karşıya bu yoldan geçmeniz mümkün değil.

Biz nasıl geçtik derseniz açıklayayım. Bir defasında iki adet Beyaz Rusyalı gencin gönüllü yardımı ile geçtik. Hem inmede hem de çıkmada büyük gayret sarf ettiler. Bununla da kalmadılar bizim gibi şehrin yabancısı olmalarına rağmen bizi gitmeyi planladığımız Kurtarıcı İsa Kadetraline kadar götürdüler. Yani yaklaşık 45 dakikalarını bana ayırdılar. İyi insan olmak için başka hiç bir niteliğe gerek yok. İyi insan her yerde, her kimlikte her dinde her ırkta olabilir. Kesinlikle bu konuda ön yargılı olmayın. Onlarla çektirdiğim hatıra resmini burada paylaşmak isterim. Bir defasında trafik polisleri yolu kestiler. Bir iki defada kelle koltukta  ama siz denemeyin.

Başka bir zorlukta  gezilmesi gereken yerler genellikle parke döşeli. Bu tekerlekli sandalye için pek konforlu olmuyor. Mesela kızıl meydanın zemini parke döşeli.

Bu giriş kısmında son değinmek istediğim konu ise, 9 Mayıs’ta Moskova da olmamaya çalışın. Yani gezi planınızı bu tarihe göre ayarlayın. Tabi bunun gibi başka tören tarihleri var mı mutlaka araştırın. Benim hiç aklıma gelmemişti şimdiye kadar. Ama bundan sonra gideceğim yerlerin bayram vb. gibi tarihlerine mutlaka bakacağım. Sizde bakın. Bu nedenle 3 gün için planladığımız gezinin nerdeyse iki günü kızıl meydana yaklaştırılmadık. Kurtuluş günü törenleri için meydana giren tüm yollar iş makineleri ile kamyonlar ile kapatılmış. Yaya yollarında da Polis noktaları kurulmuş, hiç kimseyi geçirmiyorlar. Sanırım Putin törenlere katılacak diye tüm bu önlemler. Bize pek yabancı gelmedi ama bu kadarının böyle turistik mekanda olacağını hiç aklımıza gelmezdi. Sırf bu nedenle otobüslerde çalışmadığından planladığımız bazı yerlere gidemedik. Zira yaptığımız gezi planı ilk günden geçerliliğini kaybetti. En üzücüsü ise Kremlin sarayını gezemedik. Bu beni çok üzdü. Önlemlerin kaldırıldığı bizimde son günümüz olan Perşembe günü de kremlin ziyaret kapalıydı. Aklınızda olsun Perşembeleri Kremlin kapalı.

Genel olarak gerekli yerlerde insanlar bilhassa gençler İngilizceden anlıyorlar. İletişim sorunu yaşanmıyor. Tabi çat pat İngilizce bilmeniz şartıyla. Bu durum her yer için geçerli.Şehirde Tuvalet konusunda zorlandığımı belirtmek isterim. Belli yerlerde seyyar tuvaletler bulunmakla (onlarda sanırım törenler nedeniyle konulmuş) beraber engelliye uygun olanı sadece bir yerde rastladım. Pek çekici gelmediğini söylemeliyim. Kafelerde de engelliye uygun bir tuvalet bulunmuyor. Zaten bu yerlerdeki tuvaletlerin önünde epey bir sıra oluyor. Birisine gireyim dedim. İçeride 2 kapı daha vardı ve tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değildi. Bir sürü insanın içinde yaşadığım sıkıntıyı anlatmam mümkün değil. Yetkililerine karşı iyi hisler taşımadığım kesindi. Tuvalet saatlerini iyi ayarlamanızda ve dediğim gibi otelinizin merkezi yerde olmasına dikkat edin. Sırf tuvalet için otele gitme zorunluluğu yaşadım. Dikkatli olun.ULAŞIMMetro konusunu yukarıda anlattım. Yani Metroyu aklınızdan çıkartın. Otobüsler ise tekerlekli sandalyeye uygun. Gideceğiniz yerlerin hatlarını ve duraklarını bilirseniz sorun yok. Tabi trafik nedeni ile ulaşım biraz zaman alıyor ama avantajı şehri daha yakından görebiliyorsunuz. Şoförleri yardımcı oluyorlar. Yani görmemezlikten gelme durumu yok. Hatlar konusunda otelinizden yardım almanızda fayda var. Malum kril alfabesi anlamak mümkün değil. Hiçbir yerde İngilizce yazı yok.Otelini merkezde olursa önemli yerlere yürüyerek (yani sandalyenizle) ulaşabilirsiniz. Uzak yerlerde tercihiniz otobüs olmak zorunda. Gezinizde Hop on hop off’u tercih edebilirsiniz. Tercih etme Sebebini o bölümde açıklayacağım.Şimdi gelin şehri gezmeye başlayalım. Önce tabi olarak Kızıl meydan.



KIZIL MEYDAN

Önemli olayların merkezi, ulusal veya dini bayramların kutlandığı, büyük askeri geçitlere sahne olmuş bu meydanın adı “Krasni” kelimesinden geliyor ve Slav dilinde güzel anlamına gelmekte. Gerçekten de “güzel” bir meydan. Daha sonra Kızıl Meydan diye anılmaya başlanmış. Kızıl meydana diriliş kapısından giriliyor. Devlet Tarihi Müzesinin hemen yanında.

Bu kapının girişinde küçük bir şapel var:  Iberian Chapel. Önünde de altın sarısı dekoratif şekillerin olduğu ve insanların şans getirdiğine inanarak üzerinde durup dilek dileyerek para fırlattığı “Sıfır Kilometre“yi temsil eden bronz plaka, yani Moskova merkezden herhangi bir yerin uzaklığı ölçüleceği zaman baz alınan “sıfır noktası”…

Diriliş Kapısından girer girmez solunuzda da Kazan Katedrali var. Bir Rus Ortodoks kilisesi bu. 1936 yılında Joseph Stalin Kızıl Meydandaki kiliselerin kaldırılması emrini verince tahrip edilmiş olan orijinal katedralin tekrar aslına sadık kalınarak yapılmış hali bu…Meydanda biraz ilerlediğimizde Moskova Devlet Tarih Müzesi arkamızda kalıyor


Kesinlikle bir gününüzü burada geçireceksiniz. Belki de bir günde yetmeyebilir. Biz yasaklar nedeniyle buraya ilk gelişimiz gece saatlerinde oldu. İki gündür bekleyen kalabalık ile 9 Mayıs akşamı girdik meydana. Kesinlikle gece daha güzel görünüyor meydan. Mutlaka ve mutlaka gece de gelin buraya. Muhteşem bir ışıklandırma var. Şimdiye kadar törenlerden çektiğimiz sıkıntıyı anlattım. Şimdi ise bu durumun 5 dakika bile sürse tek güzel yanına değinmek istiyorum. Saat 10’a doğru meydana bakan bir yamacın insanlarla dolduğunu fark ettik.”Bu insanlar nereye bakıyor” durumu oldu. Sonrada meydanda da insanların toplandığını görünce bir şeyler olacağını anladık ve bizde beklemeye başladık. Meydanda bulunan saat kulesinin 10 da çalmaya başlamasıyla insanlarda sesler yükselmeye başladı. Onunla beraber muhteşem bir havai fişek gösterisi başladı. Beş dakika sürdü ama gerçekten masalımsı meydan da başka bir masalımsı bir görüntüsü yaşadık. Buna değer derseniz 9 Mayısa gidin Moskova’ya.


Kızıl meydandaki muhteşem binalara gelince, Devlet Tarihi müzesi, Saint Vasili Kadetrali, Kremlin sarayını muhteşem kuleleri ve GUM alış veriş merkezi ve irili ufaklı diğer anıtsal eserler.


Öncelikle törenler nedeniyle kurulan seyirci türbinleri altında kaldığından Lenin mozolesini görme imkanımızın olmadığını belirtmek isterim. Duyduğuma göre Lenin’in Mozole’sini ziyaret etmek hiç de kolay değilmiş. Kremlin’e Kutafya Kulesinin oradan girdiğinizde çantanızı ve fotoğraf makinenizi emanete bırakılıyormuş, çünkü içeride fotoğraf çekmek yasakmış. İçeride birkaç dakikadan fazla kalınmadığını, sürekli giren ve çıkanların hareket halinde olmasını isteniyormuş. Son olarak Komünist Devrimin liderini ziyaret etmek isteseniz pazartesi, cuma ve tatiller hariç diğer günler 10.00-13.00 arası ziyarete açık olduğu bilgisini de vermek isterim.


AZİS BASİL KADETRALİ


St. Basil’s Cathedral, Aslında belki Kremlin Moskova’nın simgesi ama bu katedral sanki daha çok simgeliyor gibi Moskova’yı, daha bir özdeşleşmiş Rusya ve Moskova algısıyla sanki…1555 – 1561 yılları arasında Rus Devleti’nin Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zaferleri kutlamak için Korkunç İvan tarafından yaptırılmış bu şeker gibi rengarenk katedralin değişik şekilde tasarlanmış olan sekiz kubbesi, sekiz ayrı zaferi simgelemekteymiş. Katedralin kubbelerinin her biri ayrı renkte, farklı boylarda ama hepsi de yuvarlak sarmal şeklinde tasarlanmış. En yüksek olan kubbe ise altın yaldızla kaplı. 

Bu güzel katedralin başına gelmedik kalmamış. 1737’de çıkan yangında zarar görmüş, Napolyon St. Basil Katedrali’ni o kadar beğenmiş ki, savaş sonrası onu yerinden alıp, Paris’e götürmek istemiş ama bunu yapamayınca tahrip etmek istemiş. En son 20. yüzyılda Bolşeviklerin saldırısına uğramış.  En son olarak, Stalin’in adamları Kızıl Meydan’ı açıp ferahlatmak amacıyla katedrali ortadan kaldırmayı bile teklif etmiş. Yani neredeyse şimdi Moskova’nın simgesi olan bu rengarenk katedral, Stalin ona kıysaymış tarihin tozlu sayfaları arasına gidecekmiş.


Yıllarca resimlerini gördüğümüz bu eşsiz yapıyı gece ışıklandırması ile görmek büyük bir olaydı benim için. İçine girebilmek ise haliyle bir gün sonra mümkün oldu. Zaten sadece giriş katına ulaşılabiliniyor. Belki her tarafına ulaşamadığımdan ama içi dışı kadar ilgimi çekmedi. Girişteki basamağı aşmanın yanında odaların girişlerindeki yüksek basamaklar nedeniyle odalara dışarıdan bakmakla yetinmek zorundasınız. Bilhassa akülü kullanıyorsanız işiniz çok daha zor.  Üst kata çıkmak mümkün değil. Fazla üzülmeyin pekte bir şey yokmuş üst katta.(Teselli gibi oldu J) Ama şu bir gerçek ki binanın dışı içinden çok daha güzel.


Kadetral o kadar etkileyici ki, efsaneye göre, korkunç İvan, kadetral bittiğinde estetiğine hayran kalmış ve mimarının gözlerini kör etmiş.(Boşuna korkunç İvan denmemiş)


Kış aylarında 11:00 ‒ 17:00, yazın ise 10:00 ‒ 19:00 arası ziyarete açık. Giriş sadece engelli için ücretsiz. Bilet fiyatı 250 Ruble. Gene de buraya kadar gelmişken girin bir bakın derim.

DEVLET TARİHİ MÜZESİ


Moskova Devlet Tarih Müzesinin içi de dışı kadar etkileyici. Çeşitli dönemleri konu alan kısımlar, dönemlerine uygun bir şekilde dekore edilmiş. Paleolitik dönemlerden bugüne, Çarlık Dönemi Rusya’sından tutun da Sovyet Dönemi Rusya’sına kadar pek çok eseri barındıran bu müze tarihi gözlerinizin önüne seriyor. Resimlerden kostümlere, taçlardan maskelere kadar sergilenen objelerin sayısı milyonlara ulaşıyor.

Binada ayrıca bir de restoran var. Salı hariç diğer günler 11:00-19:00 arası açık.Moskova da gezdiğim tek müze burası. Zira yaşanan (yukarıda belirttiğim) sorunlar daha fazla yerleri gezmemizi zorlaştırdı. Kızıl meydanın girişinde yer alan bu müze tekerlekli sandalyeye uygun. Giriş yan kapıdan ve hediyelik eşyaların satıldığı yerin hemen yanında. Kızıl meydana giriş yaptığınızda ilk karşınıza çıkan bina burası.


İçinde asansör bulunmakta ve katlara ulaşmak mümkün. Meraklıysanız uzun bir zaman geçirebilirsiniz burada. Yalnız engelli tuvaleti yok sanırım zira ben bulamadım. En son yetkili “outside” dediğini anladım ve aramaktan vaz geçtim. Mutlaka gezin. İlginç bölümleri ile dikkat çeken bir müze.


GUM ALIŞ VERİŞ MERKEZİ


GUM ismi Glavnyi Universalnyi Magazin’in kısaltması, yani “Main Universal Store” demekmiş. 1893 yılında yapılan Neo-Rus tarzda inşa edilmiş, taş, cam ve çelik konstrüksiyon karışımı nefis bir bina.Burası dehşet bir yer. Çok şık, çok lüks, çok görkemli… GUM Rusların ilk alışveriş binasıymış. Sovyetler döneminde kapanmış ve bir süre depo olarak kullanılmış.


Bu arada alışveriş merkezi deyip geçmemek lazım, kendisi de başlı başına bir mimari güzellik.Gum tekerlekli sandalye kullanıcıları için tam olarak erişilebilir asansörler/asansörler ve rampalara sahip. Tekerlekli sandalye’ye uygun tuvalet mevcut.


ARKHANGELSKY SARAYI VE BAHÇESİ


Arkhangelsky Sarayı ve Bahçesi, yalnızca 18 ve 19’ncu yüzyıla ait yapıları ile değil, görkemli bahçesi ile de ziyaretçileri büyüleyen bir adres. 18’nci yüzyılda düzenlenen ve bu dönemlere ait klasik heykelleriyle süslenen saray bahçesinin en etkileyici yapısı ise 1667’de yapılan Baş melek Mikail Kilisesi. Alexander Bahçeleri, 1823 yılında açılan, Kremlin’in Batı duvarı bir buçuk kilometre boyunca uzanmakta. Park üç ayrı bahçeden oluşmaktadır. Parkın Üst Bahçesi, meçhul asker anıtı bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ölen bir askerin mezarına ev sahipliği yapmaktadır. Mezarda sönmeyen bir ateş bulunmakta. 


Alexander Bahçeleri bakımlı ve tertemiz. Park boyunca yollarında zorlanmadan tekerlekli sandalye ile erişilebilir. Parkta ayrıca Kremlin’in iç erişimi için bilet standı ve tekerlekli sandalye ile erişilebilir bir tuvalet bulunuyor.. Park yıl boyunca açıktır. 

KREMLİN


Görmeyi çok arzuladığımız ama göremediğimiz Kremlin. Kızıl meydanın hemen yanındaki ihtişamlı bina. İhtişamını Rusça değil, mimari bir dille anlatıyor. Mekan mekan gezme planları yaptığım ama ulaşabildiğimiz tek gün de kapalı olan bu nedenle uzaktan seyredebildiğimiz kalenin yanındayız


Kremlin Sarayı, Ortaçağ Rus mimarisi ve Bizans mimarisinin izlerini taşıyan dış cephesi ile daha sarayın içerisine girmeden ziyaretçileri büyüleyen bir yapı. Devrimden önce Rus çarlarının ikametgâhı olan Kremlin Sarayı, altın varaklı sütunları, duvar işlemeleri, gösterişli dekorasyonu ile 20 kuleli devasa bir kale.İçine giremediğim için tekerlekli sandalye ile erişimi konusunda bilgiler veremiyorum. Ama sizler için yaptığım araştırmaları kısaca anlatayım. Tekerlekli sandalye ile belli bir girişi bulunmakta. İçerisinde bulunan binaların çoğunda rampalar bulunmamakta, sadece bazı mekanlara ulaşılabiliniyormuş.Kremlin’in içindeki Cephaneliğin erişilebilir olduğunu öğrendim. Kremlin alanına giriş ve katedraller için 500 RUB ödemek gerekiyor. İçerisinde bulunan bazı binalara giriş için ayrıca ödeme yapmanız gerekiyormuş. Engelliler için bir indirim bulunmadığını duydum. Kendim girmediğimden kesin bir bilgi vermek istemiyorum.   Bilet Alexander bahçelerinde bilet gişesinde satın alınabilir, Tekerlekli sandalye kullanıcıları giriş yolunun parke taşları ile döşeli olduğunu bilmelidir. Zor bir yolculuk olduğu bilgisine ulaştım Ama imkansız değilmiş. Bir daha gidersem ilk gideceğim mekan burası olacak. Gerçekten burayı görememekten dolayı gezimin eksik kaldığı düşüncesindeyim.Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın Konağı Kremlin’de olduğu için Kremlin’in her yerini gezilemiyormuş ve içeride sıkı güvenlik önlemleri varmış. Kremlin içindeki binalar pek çok kez restore edilmiş ve kırmızı tuğlalardan oluşan kule ve duvarları XV. yüzyılda yapılmış.Kremlin perşembe günleri kapalı – aklınızda olsun…

BOLŞOV TİYATROSU – DEVRİM MEYDANI – MANEJMEYDANI – CAM KUBBELER


Bolşoy Tiyatrosu, Milano’daki La Skala ve Paris’teki Grand Opera gibi, dünyanın en ünlü tiyatrolarından biri. Rus Neo-Klasik mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan tiyatronun dış cephesi, düğün pastası şeklinde, pembe-beyaz renkli tasarlanmış. Yurt dışı turneleri, daima kapalı gişe oynayan Bolşoy Tiyatrosu, tarih boyunca en ünlü opera ve bale eserlerinin dünya prömiyerlerine sahne oldu. Bolşoy kelime olarak “büyük” anlamına geldiği için buraya “Büyük Tiyatro” da denilebilir.

Bizim Bolşoy Tiyatro gezimiz çevresinde dolanıp, bu güzel binayı seyretmek ve bol bol fotoğraf çekmekle sınırlı kaldı. Buraya daha fazla zaman ayırmayı düşünürseniz yola çıkmadan çok önce bilet almanız gerekiyor. Zira ayni gün bilet bulmak imkansızmış. Bu nedenle deneme bile yapmadık.


Yaptığım araştırmalarda tiyatronun engelliye uygun düzenlemelerin bulunduğunu öğrendim. Bir daha gidersem burada bir gösteri izlemeyi düşünebilirim. Zira içini görmek bile buna değer. Size önerim gitmeden önce sitesine girip bir bilet alın. Bu arada Bolşoy’da bale veya opera seyretmenin epey pahalı olduğunu söylemeliyim.


Binanın ön tarafındaki alan çok güzel.  Kızıl meydana yürüyüş mesafesinde. Etrafta tuvalet falan görmedim. Her zaman belirttiğim gibi tuvalet zamanınızı iyi ayarlayın, Moskova’da bu konuda sıkıntı çekebilirsiniz.Tiyatro binasının hemen karşısında yer alan Devrim Meydanı, 1917 Ekim devrimi sırasında, korkunç sokak dövüşlerine sahne olmuş bir meydan. Çarpışmada hayatını kaybedenler meydanın üzerinde yer alan metro istasyonundaki platformu süsleyen, muhteşem bronz heykellerle hatırlanıyor.Manej Meydanı ve Cam Kubbeler


Manej, (Manege/Manezhnaya) zaman zaman etkinliklerin düzenlendiği, birçok turistik yerin de yakınında bulunan bir meydan. Zamanında çarlık askerlerin at eğitimi aldığı meydanda, toplanıp şarkı söyleyen gençlere rastladığınız gibi ışık şovlara da denk gelebilirsiniz. Meydanda birbirinden güzel süs havuzları bulunuyor. Meydanda bulunan yer altı çarşısının cam kubbeleri ise meydana ayrı bir güzellik katıyor. Her yönü ile tekerlekli sandalye’ye uygun
ESKİ ABRAT SOKAĞI


Arabca anlamıyla “kenar semt” ancak şimdi şehrin kalbi. Rusya’nın entelektüel yapısına görebiliyorsunuz. Bir ressam çıkıyor karşıma, birkaç adım sonra karikatürüsler ve ardından sokak şarkıcıları. Tolstoy’un savaş ve barışında bahsettiği cadde. Puşkin’in sevgilisi ile yürüdüğü sokaklar. Sokağı tekerlekli sandalye ile boydan boya rahatça gezebilirsiniz. Göz önünde tuvalet göremedim.

KURTARICI İSA KADETRALİ

Moskova Nehrinin kuzey yanında yer alan katedral, 1931 yılında Stalin tarafından tamamen yıkıldıktan sonra, 2000’li yılların başında aslına uygun olarak tekrar inşa edilip ziyaretçilere açılmış. Dünyanın en uzun Ortodoks Hıristiyan kilisesi olma özelliği taşıyan Cathedral of Christ the Saviour (Kurtarıcı İsa Katedrali), tamamen bakırdan üretilen 3 kubbeli yapısı ve geleneksel Rus mimari hatlarıyla şehrin siluetini zenginleştiriyor.,

Kızıl meydandan yürüyerek gidilebilir ama Hop on Hop out turu dahilinde ulaşabilirsiniz.  Girişinde tekerlekli sandalye için asansör bulunmakta. Görülmesi gereken bir kadetral.

NOVODEVİCİ MEZARLIĞI- KADETRALİ

Buraya gitmemizin en önemli nedeni Nazım Hikmet’in mezarının burada bulunması. Biraz aradık ama mezarın resmi aklımızda olduğundan kolayca bulabildik. Tüm mezarlığı gezemedik ama gördüğüm kadarı ile üstünde bol çiçek olan mezarların başında geliyor.  Sanırım Türk ziyaretçiler bu dünyaca ünlü şairi ziyaret etmeden Moskova’dan ayrılmıyorlar.

Novodevici kadetralini maalesef tadilat nedeniyle gezemedik. Etrafında ve bahçelerinde gezinmekle yetindik.Zaman zaman böyle şansızlıklar denk gelebiliyor. Tadilat projesindeki resimle yetindik.


TVERSKAYA CADDESİ VE YELİSEV YİYECEK PAZARI


Gorki caddesi, şimdiki adı ile Trevskaya caddesi. Dünyanın en ünlü caddeleri arasında gösterilen Tverskaya, St. Petersburg’a kadar uzanan bir rotanın başlangıç noktası olma özelliği taşıyor. 1930’lu yıllarda büyük ölçekli olarak yeniden yapılandırılan caddede yüzlerce mağaza ve çok sayıda eğlence merkezi yer alıyor. Ünlü kişileri onurlandırmak için yeniden adlandırılan sokaklarda, müze haline getirilmiş evlerle karşılaşmak da mümkün oluyorBurası ayni zamanda Tolstoy’un Anne Karenina romanında bahsettiği cadde. Burada aynı zamanda, devrim öncesinden bu yana, orijinal haliyle korunan Yelisev Yiyecek Pazarı da yer alıyor.Tekerlekli sandalye ile gezilebilir, ancak yukarıdan aşağıya gitmeyi tercih edin derim. Uygun bir tuvalete rastlamadım.

HOP ON HOP OFF


Moskova’da Hop on hop off gezmek için iyi bir seçenek. Otobüsler engelliye uygun ve iniş çıkış rahat.En güzel yönü ise hem engelliden hem de refakatçisinden ücret almıyorlar. Yani bedava. Yanlız dikkat edin bedava uygulaması sadece hafta içi günleri için geçerli. Moskova gezisi için iyi bir seçenek, mutlaka bu turu yapın. Önemli yerleri izleme şansına sahip olursunuz. Otobüsün içinden çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak isterim.

Evet kısa Moskova gezimizden aklımızda kalanlar bunlar. Bir daha gidermiyim evet ama görmediğim yerler için ve bilhassa kremlin için. (Ama tabi vize kalkarsa) Yoksa bir görümlük şehir. Tekerlekli sandalye için  de kolay değil.

Engelliler için Atatürk evi, Selanik ve Kavala

By Yurt Dışı Seyahatler



Büyük önder Atatürk’ün doğduğu evini ve memleketi olan Selanik’i görme isteğimizi nihayet gerçekleştirme imkanını bulduk. Binayı hepimiz resimlerinden tanımaktayız. Daha önce yaptığım araştırmalarda bu konuda net bir bilgiye rastlamamış olsam da resimlerinden tekerlekli sandalye girişine uygun olmadığını tahmin etmekteydim. Tahminimde yanılamadığımı gidince anladım. Binanın sadece bodrum katına girme imkanı var.Selanik,Kavala ve Dede ağacı kapsayan gezimizi kara yolu ile yaptık. İstanbul’dan rahat bir yolculukla buralara ulaşmamız mümkün. Yollar otoban seviyesinde ve mevsim itibarıyla da (Ekim baş) oldukça boştu. Sabah erken saatte aracımızla İstanbul’dan yola çıktık. İpsala’ya kadar Trakya’yı kat ettikten sonra uzun bir TIR kuyruğunun yanından Yunanistan’a giriş yaptık.  Bu arada Aracımıza 15 günlük yeşil sigorta yaptırmayı unutmadık (50 Euro) 40 km sonra 20 bin Türkün yaşadığı Dedeağaç’ ulaştık. Levhalardaki adı Aleksandrapolis.Dedeağaç’tan sonra arabayla 1,5 saat sonra Kavala’ya geldik. Yollar otoban ve nerdeyse bom boş. Bunda sonraki hedefimiz Selanik. Buralardaki gezi notlarımızı sonraya bırakarak öncelikle Atamızın doğduğu eve yaptığımız ziyareti paylaşalım.
ATATÜRK  EVİ

Atamızın doğduğu ve bir süre yaşadığı eve görmek bizi bayağı heyecanlandırdı. Bina çevresinde park yeri bulmak oldukça zor. Neyse bu sorunu halledip binaya giriş yaptık. Avlusunda bilhassa meşhur nar ağacının altında resim çektik.

Dediğim gibi binaya tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değil. Herhangi bir çözüm aranmamış. Bu nedenle dışarıdan izlemekle yetindim. İçeriye giren eşimin izlenimleri ve çektiği fotoğraf ve videoları izlemekle yetindim. Bu arada yapılan tadilatlarla zaten orijinalinden çok uzaklaşan binaya en azından giriş katına ulaşmak için bir lift yapılsa iyi olurdu diyorum.

Sadece evin bodrum katına girebildim. Buradaki odaları görme imkanım oldu. Gene de orada olmak bu binanın önünde resim çektirmek bile güzel ve heyecan vericiydi.

Atatürk’ün ailesi Ali Rıza Efendi’nin 1988’de ölümüne kadar bu evde ikamet etmiştir.  Sonradan bu ev Yunan hükümetine bırakılmış ve yunanlı bir aile tarafından satın alınmıştır.

Cumhuriyetin 10. Yılında Selanik belediyesi, Türk Yunan dostluğunun bir göstergesi olarak Atatürk’ün bu evde doğduğunu yazan bir mermer plaka yerleştirmiştir.

Daha sonra Selanik Belediyesince satın alınan evin anahtarı, Atatürk’e hediye edilmek üzere 19 Şubat 1937’de Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’na verilmiştir. 10 Kasım 1953 tarihinde “Atatürk Evi” ziyarete açılmıştır. Sergilenmesi kararlaştırılan eşya, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayından seçilerek Selanik’e gönderilmiştir.
2012 yılında yeniden restorasyona giren ev, modern müzecilik anlayışı ile yeniden tefriş edilmiştir. Bana sorarsanız bu anlayış ile yapılan restorasyon evin özelliğini bozmuştur. Keşke daha az modern uygulama yapılmasa idi.Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprağı sayılan bu ev bugün sınırlarımız dahilinde bulunmasa da, her Türk’ün kalbinde özel bir yere sahip olup, Selanik’e giden her Türk’ün ilk olarak ziyaret ettiği ve Türkiye için manevi değeri son derece yüksek olan bir mekandır.Belirttiğim gibi ev’in büyük kısmı tekerlekli sandalyeye uygun olmasa da Cumhuriyetimizin kurucusu ve Türklerin Atasının Büyük Atatürk’ün doğduğu ev, gidip görülmesi gereken bir mekan. Mutlaka gidin.
SELANİK
Atatürk’ün doğduğu, Türk devriminin hazırlandığı rıhtımı İzmir’in kordon boyunu andıran kadim şehir Selanik. Şirin ve hareketli bir şehir. Günübirlik geldiğimiz kenttin gezilmesi gerektiği söylenen bazı yerlerini gelin beraber gezelim. İlk durağımız Atatürk evi oldu. Ondan sonra sahile doğru yolculuğumuz başladı.Selanik küçük bir şehir. Evet yer yer İzmir’i bayağı bir andırıyor, sahili özellikle. Ama bizim İzmir’imiz daha güzel.
Kamara Meydanı- Rotondo


Atatürk evinden sahile doğru yürümeye başlayınca ilk olarak Osmanlı’dan kalma Rotonda Camisini karşınıza çıkıyor. Şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Ücret ödenerek giriliyor. Ama engelli ve refakatçisinden ücret alınmıyor sanırım. Zira bizden almadılar. Girişinde bulunan engelli lifi bulunması hoşumuza gitti. İçerisi engelliler için uygun rahatça gezilebilir.

Biraz aşağıya doğru indiğimizde Kamara meydanına ulaşılıyor. Şehrin en iyi bilinen ve Selaniklilerin buluşma yeri olarak tercih ettikleri bir yer olduğu söyleniyor. MS 3. yüzyılın sonunda ve 4. yüzyılın başında, Roma İmparatorlu Sezar Galerious’u onurlandırmak için yapılmış kemer ilgimizi çekiyor. Önünde fotoğraf çektiriyoruz.

Aristoteles Meydanı

Biraz daha sahile doğru iniyoruz. Geniş bir cadde de yer yer antik şehir kalıntılarını seyrederek yürümeye devam ediyoruz.

Deniz görünmeye başlıyor. Önümüzde Şehrin ana meydanı Aristoteles Meydanı, Selanik’in özellikle akşamları en kalabalık ve capcanlı yerlerinden. Venizelos parkı önünde yer alan Aristoteles Meydanı akşamüzeri cıvıl cıvıl.

Büyük İskender’in bir heykeli meydanın ortasında yer alıyor. Etrafta kafeler, alışveriş yerleri, barlar, kitapçılar, bankalar, oteller sıralanıyor. Sahilde ilginç gezi tekneleri bulunmakta. Bunlarla yarım saatlik deniz seyahati ile Selanik sahil şeridini seyredebilirsiniz. Giriş ücreti yok ama içerde bir şeyler içmek mecburi. Bir maden suyu ile idare ederseniz ucuza gelir.

 Beyaz Kule

Selanik’in simge yapılarından Beyaz Kule, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış ve Osmanlı döneminde önce kale, sonra garnizon ve sonra da zindan olarak kullanılmış. Bir dönem adı Aslan Kulesi olan yer, sonraları Yeniçeri Kulesi olarak anılmış. Zindan olarak kullanıldığı dönemlerde Sultan II. Mahmud’un emriyle kuledeki tutukluların hepsi kılıçtan geçirilince adı Kan Kulesi olarak anılmaya başlanmış. Şehir el değiştirince simgesel olarak vaftiz edilerek ve beyaza boyanmış ve adını da buradan alıyor. Kule hâlâ bu isimle anılsa da zaman içerisinde yavaş yavaş eski rengine geri dönmüş. 6 katlı Hisar 1988’de Selanik erken Hristiyanlık ve Bizans anıtları ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girerken, aynı yıl Beyaz Kule Europa Nostra (Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu) koruma ödülünü almış.

Günümüzde müze olan kulenin tepesindeki şahane Selanik fotoğrafları çekiliyor. Müze pazartesi günleri kapalı ve diğer günlerde ise 8.30- 15.00 arasında ziyarete açık. Ancak tekerlekli sandalye ile çıkmak mümkün değil. Önünde resim çektirmekle yetiniyoruz.

Lefkos Pyrgos

Beyaz kuleye sırtını döndüğünüzde karşınızda yer alıyor. İzmir’in kordonunu andıran sahil şeridinde görülecek yerlerin başında Lefkos Pyrgos geliyor. İzmir Kordon kadar geniş değil tabi. Kıyı boyunca sıralanan barlardan birine oturup güneşin batışını izleyin.

Kısa Selanik gezimizden paylaşacaklarımız bu kadar. Dediğimiz güzergâhtan gelirseniz meyil nedeniyle fazla zorlanmazsınız. Sahil yoluda tekerlekli sandalye için uygun. Akşam bir balık yiyelim derseniz seçenek çok. Fiyatlar nasıl derseniz size yemek yediğimiz lokantanın Türkçesi de bulunan menüsünün resmini koydum. Bakın bakalım.

KAVALA

Yunanistan’a yaptığımız 2 günlük gezimiz dahilinde bir geçe geçirdiğimiz Kavala ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Engelliye uygun bir pansiyonda kaldığımız ve İstanbul’a 480 km mesafede olan kavala bildiğiniz gibi bizde kurabiyesi ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi olarak tanınıyor

Kavala şehrine uzaktan baktığınızda: bir yarımada görüyorsunuz. Şehre yaklaştıkça: Osmanlı kalesi ve su kemerleri karşınıza çıkıyor. Şehrin su ihtiyacını karşılamak için, Mehmet Ali Paşa tarafından 1550 yılında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Kuzeydeki dağlardan, şehir merkezine su getirmekteymiş. 60 kemerden oluşan anıtsal yapı 52 metre yüksekliktedir.

Genel olarak sahil kesimi tekerlekli sandalye için uygun olsa da şehrin iç kısımları yokuşları nedeniyle gezmeyi zorlaştırmaktadır. Zaten fazlada gezme yeri bulunmamakta, sahilde bir tur atmak şehri görmek için yeterli olmaktadır.

Engelliler için New York

By Yurt Dışı Seyahatler

Giriş
Amerika gezimizin ilk durağındayız. Uzun bir uçak yolculuğunun ardından kente ulaştık. Daha önceden planladığımız gibi ve hiçbir sıkıntı yaşamadan, iki metro değiştirerek otelimize ulaştık. Kalacağımız günü düşünerek hava alanında bulunan makinelerden 5 günlük bilet aldık ve bu süre içinde gerek metro ve gerekse otobüs yolculuklarımızı bu biletle rahatça yaptık.New York, Amerika Birleşik Devletlerinin en kalabalık şehri ve dünyanın en kalabalık metropoliten alanlarından New York metropolitan bölgesinin merkezidir. “New York’u tek bir ziyarette fethetmek imkansızdır” sözünden hareketle şehrin belli başlı yerlerini gezmeyi önceden planlamıştıkNew York’u gezerken çok rahat edeceğinizin garantisini verebilirim. Şehrin gezilecek yerlerinin neredeyse tümünün yer aldığı Manhattan adasını dikey kesen yukarıdan aşağı 12 avenue(cadde) ve Central Park’dan itibaren aşağıya kadar yatay kesen 59 street(sokak) ile mükemmel bir adresleme sistemine sahiptir. Şehir; ticaret, finans, medya, sanat, moda, araştırma, teknoloji, eğitim ve eğlence sektöründe önemli katkı yaptığından dolayı küresel kent olarak anılmaktadır. Önemli bir uluslararası diplomasi merkezi olan kent, Birleşmiş milletler genel merkezine de ev sahipliği yapmaktadır ve dünyanın kültür başkenti olarak tanımlanır.Şehir, dünyanın en büyük doğal limanlarından birinin üstüne kurulmuştur. 5 kısımdan oluşur. Bunlar the Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Island.New York’u genel olarak, bir çok konumları itibariyle tekerlekli sandalye ile erişilebilir olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Şehri  tekerlekli sandalye dostu görmek gerekir.  Şehirde engelliler için herhangi bir indirim bulunmadığından, şehrin altı en popüler turistik yerinin giriş bedellerinde  %41 indirim sağlayan CityPass almanız uygun olur.Bunun dışında bazı istasyonlar hariç metro durakları tekerlekli sandalyeye uygun. Otobüslerde tamamıyla engellilere uygun dizayn edilmiş durumda. Yani şehir içi ulaşımda sorun yaşanmıyor. Biz otelimizin yakınında metro durağı olduğundan genelde metroyu kullandık. Ancak metro hatlarının önemli bölümü epey eski olduğundan istasyonlar genel olarak yıpranmış ve bol bol farelerle karşılaşmanız mümkün. Ayrıca asansörlerdeki yoğun idrar kokusu nedeniyle girerken derin bir nefes almanız gerekiyor. Neyse ki asansör yolculuğu uzun sürmüyor.Sokakta tekerlekli sandalye kullanmak oldukça yorucu olduğunu söylemeliyim. Kaldırımlar genellikle hasarlı ve yaya geçitlerinde delikler bulunmakta. Artı yol çalışmaları ve inşaat iskeleleri gezimizi zorlaştıran faktörler oldu.New York’ta mekanların çoğu engelliler için çok iyi hazırlanmış ve erişilebilir durumdadır.Yeme içme konusunda her türlü imkan bulunmakta. Yollarda sık sık bilhassa helal gıda satan seyyar satıcılara rastlamak mümkün. Yani bütçeniz doğrultusunda karnınızı çeşitli şekillerde doyurabilirsiniz. Sadece oteller bilhassa merkezi bölgede oldukça pahalı. Biz bu nedenle queens bölgesinde nispeten ucuz bir otelde konakladık. Yakınında metro olması, merkeze uzak olmasının olumsuzluğunu bize hissettirmedi.Sizde gezi planınızı otelinizin konumuna göre yapabilirsiniz. Yakın olan yerleri ayni günde gezmeyi planlayın. Tek dikkat edeceğiniz husus gideceğiniz bölgedeki metro istasyonunu bilmek. Tabi bu istasyonun engelliye uygun olup olmadığına da dikkat ediniz. Bunun için internetten New York metrosunun sayfasını iyi inceleyip ona göre günlük planlarınızı yapınız. Engelli UlaşımıMetro:New York dünyanın en geniş yeraltı metro ağına sahip. Şehrin genelinde 468 metro durağı var diyorlar. Metro Engelli Amerikalılar Yasası 1990 yılında yürürlüğe girmesinden bu önce inşa edildiğinden, bütün duraklar tekerlekli sandalye ye uygun değil. Yavaş yavaş duraklara asansörler yapılmaktaymış. Mesela Manhattan’da, 147 istasyondan sadece 36 tanesi tekerlekli sandalye uygun. Bu arada duraklara ait asansörleri bulmak ta ayrı sorun. Sonradan eklendiğinden ilgisiz bir yerde olabiliyor. Mesela bir binanın içinde olabiliyor. Metro duraklarının hangisinde asansör oluğu metronun sitesinde mevcut.

Şehir İçi Otobüs : New York şehrinde otobüsler engelli ve tekerlekli sandalye kullanıcıları için erişilebilir durumda. Tüm otobüsler tekerlekli sandalye rampası ve alçaltılmış bir zemin veya mekanik bir asansör ile donatılmış. Rahatça inip binmek mümkün.

Taksi .Şehirde engelli işaretli taksilere sık sık rastlanıyor. Tarifeleri normal taksilerle ayni. Kullanımda sorun yaşanmıyor.Manhattan :Kesinlikle New York’un en önemli bölgesi. Gezilecek yerlerin tamamına yakını bu bölgede. Manhattan New York gibi kendi içinde bölümlere ayrılmış. Söz konusu bu bölgeler güneyden kuzeye doğru, sokak numaralarına göre bölünmüş olan Downtown Manhattan, Midtown Manhattan ve Uptown Manhattan’dır.

Manhattan’ı dolaşmak başta karışık gelebilir ama bir ızgarayı andıran sokak ve cadde düzenlemesi, aradığınız yeri bulmanızı kolaylaştırıyor. Manhattan’da doğudan batıya doğru numaralandırılmış, kuzeyden güneye uzanan 12 avenue (cadde) ve bu caddeleri paralel olarak kesen 220 tane street (sokak) var. Sokakların numaralandırılması ise adanın kuzey ucundan güneyine doğru sıralanıyor. Önceden bir gezi planı yapmakta fayda var. Birbirine yakın yerleri ayni günde rahatlıkla gezebilirsiniz. Zaman zaman yokuşlar biraz zorlamakta. Bu nedenle buraları metro ile aşmak daha uygun olacaktır. Şehrin bu bölgesinde zaman zaman bozuk yol ve kaldırımlarla karşılaşmak mümkün.
American Museum of Natural History
ABD’de bulunan dünyanın en büyük ve en ünlü müzesi. Müze birbirine bağlı 25 bina blokundan oluşmakta. Toplam 46 daimi sergi salonu, araştırma laboratuvarları ve kütüphanesi mevcuttur. Müze koleksiyonu, sadece küçük bir kısmı herhangi bir zamanda sergilenebilen 32 milyondan fazla parça içmekte. Müzenin 200’den fazla bilim insanı kadrosu olduğu da söylenmekte.

Amerika’nın en eski müzelerinden biri olan American Museum of Natural History, 1869’dan beri ziyaretçilerini ağırlıyor. İçerideki iskeletler, fosiller ve doldurulmuş hayvanlar size sanki üç boyutlu bir filmdeymiş siniz hissi uyandırıyor. Ve tabi olarak her yönü ile engelliye uygun. Mutlaka gezin

.Battery Park City & Battery Park

1960’larda World Trade Center inşa edilirken, kazıdan çıkarılan 30 milyon ton kadar toprak Hudson nehrine boşaltılmış, 1980’lerde irili ufaklı apartmanların, ofislerin ve parklardan oluşan Battery Park City kurulmuş. Bölgenin hemen yakınında, Manhattan’ın ucunda yeşil bir alan, Battary Park bulunmaktadır.Günümüzde New York’a gelen her turistin ziyaret etmek istediği Özgürlük Anıt’ı gezmek için öncelikle Battery Park’a gelmeniz gerekiyor. Park içerisinde iskeleye gitmek için levhaların sizi, kent tarihinde rol almış Castle Clinton’a  yönlendiğini göreceksiniz.Burası 1811 yılında inşa edilen  koruma amaçlı yapılan top kalesidir. Önce  akvaryum olmuş bu alan, sonra müzeye dönüştürülmüştür.Günümüzde Özgürlük heykeli ve Ellis adasına giden feribotların bilet gişesi fonksiyonunu görmektedir

Manhattan’ın güney ucunda harika yürüyüş yolları ve paten yolları bulunan bu yeşillik alanda gün batımını seyretmek de ayrı haz vermekte. Düz bir alanda yer alan parkta tekerlekli sandalye ile rahatça gezebilir, bu arada sincapları ellerinizle besleyebilirsiniz.

Parkın içinde engelli tuvaleti de bulunan genel bir tuvalet yer almaktadır. Ayrıca bu alana da ;Museum of Jewish Heritage ve National Museum of American Indians’ı da ziyaret edebilirsiniz.

Brooklyn Bridge – Köprüsü ve South Street Seaport :

New York’un simgesel yapılarının başında gelen bu köprüyü birçok Amerikan filmlerinden anımsayacaksınız.1833’te açıldığında Brooklyn Köprüsü (Brooklyn Bridge), dünyanın en büyük asma köprüsüymüş. Manhattan ve Brooklyn’i birbirine bağlayan köprü, gotik tarzdaki mimarisiyle görülmeye değer bir özellikte. Köprünün yaya yolu girişi City Hall park’ın doğu yakasındadır.

Köprüyü tekerlekli sandalye ile rahatça gezebilirsiniz. Köprü 1.8 km uzunluğunda ve tekerlekli sandalye kullanıcıları için erişilebilirdir. Köprü, dünyada en fazla Fotoğrafı çekilen köprülerden biri haline gelmiş. Köprü yaya geçit tekerlekli sandalye girişi Manhattan tarafında Merkezi Caddesi’nin sonunda Brooklyn’den ve ya Tillary veya Adams Sokaklarda mevcuttur. Ayrıca bir gece vaktinde köprüyü görmenizi tavsiye ederim. Biz köprüyü Brooklyn tarafından seyrettik.Her daim kalabalık olan seyir yerlerinde her milletten insanları görebilirsiniz. Bulunduğumuz yerden hem broklyn köprüsünü hem de Manhattan köprüsünü izleyebilirsiniz.

Bryant Park

Times meydanının doğusunda,42nd Str üzerinde 6 ve 5. caddeler arasında, çalışanların yaz aylarında yemek ve atıştırma amaçlı toplandıkları yer olan yeşiller ve ağaçlar arasında kalan Bryant park alanını göreceğiz.39.000 m2’lik yüz ölçümüne sahipmiş. . Burası gökdelenlerin arasında bir adeta nefes alma yeri. Parkın hemen önünde de yine filmlerden tanıdık New York Halk Kütüphanesi yani New York Public Library bulunuyor. Herkes eline kahvesini almış parktaki sandalyelerinde dinleniyor.Yazları haftanın farklı günlerinde farklı etkinlikler ve tanıtımlar yapılmakta. Parkı bir köşesinde engelliler için meyilli bir giriş bulunmaktadır. Park tekerlekli sandalyeye uygun. Tuvalet bulunmamakta ama hemen yanında bulunan kütüphanede uygun tuvalet var.

NY Puplic Library
Bryant Park’ın hemen arkasında yer alan ve 1911 de halka açılan New York Public Library bulunur Kütüphane girişinde sabır ve metanet’i temsilen iki aslan figürü yer alır ( 5. cadde girişi ).Dünyanın en büyük araştırma kütüphanesinde birkaç milyon kitap ve el yazması mevcut. Giriş ücretsiz. İçeride engelsizler için uygun tuvaletler bulunmaktadır. Şöyle bir dolaşın.

Central Park;

İşte bu şehirde mutlaka gitmeniz ve görmeniz gereken Simgesel bir yer. Burası Dünyanın en büyük parkı ve kesinlikle muhteşem bir yer. Hem Manhattan’ın göbeğinde, hem de böylesine bakir bir yer. Burasının yıllık ziyaretçi sayısı 20 milyon civarındaymış.
Manhattan’ın kargaşasının, kalabalığının ortasında, hem New Yorklular için hem de turistler için korunmuş bir gezme ve dinlenme alanıdır. Empire State Building’ten şehre baktığınızda bu parkın büyüklüğünü ve güzelliğini görmemeniz mümkün değil.

Park içinde bazı bölgelere ulaşmak için yokuşu göze almanız gerekir. Tercih sizin. Mesela ben yokuş nedeniyle (belki de merdivende olabilir) Belvedere kalesine gidemedim. Oradan parkı seyretmeyi tavsiye etmişlerdi ama çıkanlar pek o fikirde değiller. Sizde kendinizi yormayın. Parkta gezilecek daha çok yer var.

800 m eninde ve 4 km uzunluğundaki Central Park, şehrin her daim kalabalık yerlerinden ama parkta herkes kendi halinde zaman geçirdiği için kalabalık rahatsız edici olmuyor. Great Lawvn’dan göllere, kuzeydeki çayırlara ve ormana kadar parktaki her şey tabii değil sonradan insanlar tarafından  yapılmıştır. Ama güzel yapılmış. Şehrin o kalabalık ortamında kendinizi bir ormanın içinde buluveriyorsunuz. Genelde her yer tekerlekli sandalyeye uygun ve belli yerlerde uygun tuvaletler bulunmakta. Ayrıca çeşitli yiyecek satan büfelere ve paranız varsa pahalı denilebilecek restoranlar bulunmaktadır. Rahatlıkla bir gününüzü buraya ayırın. Yetmeyecektir ama idare edin artık.Etrafınıza baktığınızda, yürüyüş yapan, bisiklete binen, paten ve kaykay yapan, uzanan hatta uyuyan değişik yaş grubundan pek çok insan görürsünüz. Sadece spor değil tabii Central Park müdavimlerinin ilgi alanı. Parkta gitarını, kemanını vs. alıp parka gelen müzisyenlere de rastlayabilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletlerinde en çok ziyaret edilen parktır. Yılda yaklaşık 35 milyon insan bu parkı ziyaret eder diyorlar.

Parkın bir güney bir de kuzey ucunda kışları buz pateni, diğer mevsimler normal paten yapılabilen iki adet pist, 5.cadde cadde civarında bulunmakta. Central Park Zoo – web ve Tisch Children’s Zoo, parkın ilginç hayvanat bahçeleri bulunmakta. Ama biz buraları gezme zamanı bulamadık. Pakın güney doğu köşesinde ilginç bir mekanda; mid park 64 th str.’ye yerleşmiş olan tarihi Carosuel’dir.1908 yapımlı atlıkarınca’ya nisan – kasım arası binilebiliniyor.

Yakın alanında yer alan Sheep Meadow, piknik yapmak ve güneşlenmek için bilinen bir yerdir.

Parkın tam ortasında 66 th str.den başlayan ünlü yazarların heykellerinin sıralandığı Literary Walk uzanır.Bu yürüme yolu bizi orkestra platformunun bulunduğu ve parkın meşhur noktası olan Bethesda Terrace an Fountaine ile sonlanan Mall alanına çıkaracaktır. Buradan  göl manzarasını seyredip bol bol resim çekebilirsiniz.(bizim yaptığımız gibi)

Doğuya doğru ; Conservatory Water maket tekne göletine uzanırız ve burada maket tekneleri izleyebilirsiniz. Bu göletin kuzeyindeki, Alice Harikalar Diyarının karakterlerin bronz heykeline gelirsiniz.Hikaye kahramanlarının heykellerinin bulunduğu yer her daim resim çektirenlerle dolup taşıyor.

John Lennon’ın önünde öldürüldüğü Dakota Apartmanı ve Lennon anısını yaşatan Strawberry Fields da uğramayı ihmal etmeyin. Kulağınıza mutlaka imagine’nin melodisi gelecektik.

Chinatown
New York’un bir özelliği de her bölgesinin farklı özellikler taşıması. Chinatown ise değişik bir atmosferi olan bölgeler arasında kesinlikle ilk sıralarda yer almaktadır.Adından da anlaşılacağı üzere bu mahalle, New York’un meşhur Çin Mahallesi’dir. Kentte Lower east side’deki etnik mahalleler arasında gelişen mahalledir. Küçük dükkanlarda, taklit ( Çakma ) markalar, saatler , çantalar , olağan hediyelikler , manav tezgahlarında egzotik Çin meyveleri ve 200’ü aşan restoranlar bulunmaktadır. Her şey var burada.ne ararsan burada. Karmaşık, hareketli , 200 bin civarında insan yaşayan mahalle.Meraklısına,Chatham square civarında ,Division str. ve Bowery’nin köşesinde , Konfüçyüs’un 1983 yapımı bronz heykeli yer alıyor.

.

Sandalye ile gezmesi bilhassa dar sokaklarda oldukça zor. Kaldırımlar dar ve tezgahlar kaldırımlara taşmış durumda. Yola insen gelen giden vasıtalar rahat vermiyor. Şöyle bir dolaşın yeter zaten. Yiyeceklerde beni pek açmadı.

Ellis adası

Ellis Adası, 1 Ocak 1892 ile 12 Kasım 1954 tarihleri arasında, New York’a gelen yeni göçmenler için bir transit merkezi olarak hizmet vermiştir. Genelde hüzün veren bir yer. Birçok filmde görmüşsünüzdür. İnsanlarım ülkeye girmek uğruna yaşadığı eziyetleri.

Neyse biz bunları tarihin utanç kısmına bırakıp adayı gezelim. Özgürlük heykelini gezdikten sonra gezi gemimiz bu adaya da uğruyor. Adayı turistlerin ziyaret etmesi serbesttir ve müze ücretsizdir. Müze binası her yönü ile tekerlekli sandalyeye uygun ve engelli tuvaleti bulunmaktadır. Döneme ait objelerin bulunduğu ve çeşitli dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılan binayı görün derim. Tabi vaktiniz varsa.

Ayrıca sadece bu adaya gelen ücretsiz feribotlar bulunmaktadır. Feribottan en iyi Özgürlük heykeli ve Manhattan siluetinin eğlenmekteymiş ki ayni fikirdeyim. Feribot gece dahil tüm gün çalışmaktaymış.

Empire State Building
New York’ta tepesine çıkıp şehri seyretme imkanı veren 3 binadan biri. Bizim şehri seyretmek için tercihimiz burası oldu.

Empire State Building , New York’da bir gökdelen. Bina, Manhattan, Fifth Avenue’de 33. ve 34. caddelerin arasında yer alır 1 Mayıs 1931 tarihinde, o güne kadar Dünya’nın en yüksek binası olan Chrysler Building’in bu unvanını elinden almıştır. Bina 102 katlı olup, 1576 merdiven basamağına sahiptir.

Yüksekliği 381 m, anten ile beraber 443,2 m’dir. World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi) binasının 1972 tarihindeki açılışına kadar Dünya’nın en yüksek binası olarak kalmıştır. 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırıları sonucu World Trade Center binaları yıkılınca, New York’un en uzun binası unvanını geri almıştır. Şu anda, anten yüksekliği ile 527 m olan Chicago’daki Sears Kulesi’nden sonra ABD’nin en yüksek ikinci binası olan Empire State Building, Dünya’da da tek başına yükselen en yüksek üçüncü yapıdır. Genelde uzun kuyruklar oluyormuş ama bizim şansımıza fazla kalabalık değildi. Hiçbir özel muamele görmeden sıraya girerek bekledik. Belki öne çağıran bir yetkili olur dedik ama nafile. Sıramız gelince biletimizi alıp (herhangi bir indirim de yoktu) asansöre yöneldik. Hızlı bir çıkış yaparken tavanda bulunan ekrandan binanın inşaat aşamalarını izledik.

Açık bir havada binadan,(şansımıza hava açıktı) 80 mil mesafedeki beş ABD eyaletine bakılabilir. Bunlar, New York, New Jersey, Pensilvanya, Connecticut ve Massachusetts’dir.. Bugüne kadar binayı 117 milyon kişi ziyaret etmiş diyorlar. Hatta binanın tüm kira gelirlerinden fazla geliri buradan elde ediyorlarmış. Biliyor işini bu Amerikalılar. Binanın 86. Ve 102. Katlarında seyir imkanları bulunmakta. Ama bizler için 86.kat uygun 102 katta duvarlar yüksek olduğundan uygun değil. Ayrıca 86 kattaki seyir dürbünlerinin seviyeleri tekerlekli sandalye seviyesine indirilmiş durumda. Bina Amerika engelli yasasına tam uyumlu. Gözlem katına çıkışlar sabah 08:00’de başlıyor, en son bilet satışı gece 11:15’de ve gözlem katı gece yarısı kapatılıyor.

Empire State Building’in inşaatı sadece 18 ayda bitirilmiş olup, bina New York’ta çekilen bazı filmlere ilham kaynağı olmuştur. Mesela King Kong’un bu binaya tırmanışını unutmamız mümkün değil.

Yetişkinler için bilet 12,50$,  Engelliler için indirim yok.
Chrysler Binası

New York silüetine imzasını atmış bir bina. Dünyada tamamı tuğla ile inşa edilmiş en uzun bina olan Chrysler Binası, tamamlanma tarihi olan 1930 yılında 319 metre ile dünyanın en uzun binası unvanını da almıştı.Çağdaş mimarların gözünde New York’un en iyi binalarından biri olarak görülmekte. Yanından geçip seyretmekle yetindik.
Grand Central Terminal
Grand Central Terminali  Midtown Manhattan bölgesinde yer alan bir gar binasıdır. Bina 42. Cadde ile Park Avenue arasında yer almaktadır.

Grand Central Terminali halen tren platformu sayısı itibariyle dünyanın en büyük tren garı binasıdır.Toplamda 48 tren peronu ve 75 ayrı tren ray hattı mevcuttur. Burası da bir çok filmden aşına olduğumuz bir mekan.(Zaten bu şehir bir film platosu gibi) Engelliye uygun ve tuvalet mevcut. Bilhassa içindeki saat ile de ün yapmıştır.

Ground Zero ( World Trade Center)
11 Eylül 2001 tarihine kadar, New York’a gelen turistlerin Downtown Manhattan gezisi, World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi)’nin ikiz kulelerini görmek üzere bu noktadan başlarmış. Binlerce kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısından sonra, bir zamanlar kulelerin yer aldığı bu bölgeye artık Ground Zero (Sıfır Noktası) denilmekte ve hâlâ turistlerin ilgi odağı olma özelliğini korumakta.

Terör saldırısından sonra yıkılan kulelerin yerine ölenlerin anısına bir Anıt dikildi. Bizler şehre yüksekten bakmayı Empire State Building yana kullandığımızdan binaya girmedik. Etrafında dolaştık. Ölenlerin anısına yapılan ve etrafında ölenlerin isimlerin bulunduğu anıtsal havuzun yanında gezdik ve resimler çektik. Ağır bir hüzün hakim. Rahatça gezilebilecek düzlükte.

Binaya çıkmak isterseniz diye aldığım bilgiyi paylaşayım. Gözlem 100 kattan yapılıyormuş. Görüş alanı tüm binayı saran, 360 derecelik bir bakış açısı sağlıyormuş Tuvaletler 100’üncü katta bulunmaktaymış Giriş 12-dolar ve engelli indirimi yok.Bu arada hemen yakınında yer alan aşağıda resimde de görülen ilginç yapı bir alış veriş merkezi ve istasyon binası.

Westfield Word Trade Center muhteşem bir mimari eser. Amerikalılar AVM yaparsa böyle yapar denilecek bir yapı. Çatısı ile de dikkat çeken yapıda genelde lüks mağazaların yer almaktadır. Bunun yanında kafeler, lokantalarda bulunmakta.

Harlem

Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz Harlem, genelde New York’un sorunlu bir bölgesi olarak tanınır. Hala ekonomik olarak en yoksul yerdir. Central parkın kuzeyinden 110 th Str.ten başlar ve 178 th str.’e kadar uzanır.Son zamanlarda yapılan pek çok olumlu değişiklik, bölgenin bu özelliğini biraz da olsa değiştirmiş. Suç oranı yüksek, çoğunlukla Afrika kökenli ABD’lilerin yaşadığı bir bölgedir. Bizde park gezimiz sırasında parka yakın bölgesinde bir tur atmakla yetindik. Fazla bir özelliği yok, gezilmesi şart değil.

Little Italy

Chinatown’la komşu olan Little Italy, Amerika’nın küçük İtalya’sı. İtalyanların yemek konusundaki ünü, Atlantik Okyanusunun bu tarafına da yayılmış. Bu mahallede bol soslu bir spagetti ve bir kadeh ev yapımı şarap tadabilir ve ünlü İtalyan markalarının ürünlerini satın alabilirsiniz.

Mahalle düz bir yerde yer almakta ve gezinti için uygun. Oraya gittiğimizde karnımız tok olduğundan yemek yemedik ama güzel bir İtalyan dondurmasının tadına baktık.

Metropolitan Museum of Art

Museum Mile bölgesi müzelerinden biri olan Metropolitan Museum of Art kısaca “ Met” olarak bilinir. 1870 yılında Avrupa’daki benzerleriyle boy ölçüşebilmesi için kurulan müze, batı dünyasının en kapsamlı koleksiyonlarından birine sahip. Yaklaşık 2 milyon metrekare. Müzede 3 milyondan fazla eser bulunmakta ve 250 salonuyla müze, bunun sadece dörtte birini sergiliyormuş

.
Müze, ABD’de en çok ziyaret edilen ve dünyada ise üçüncü sırada ziyaret edilen müze, tekerlekli sandalye kullanıcıları için tam olarak erişilebilir durumdadır. Asansörler ve erişilebilir tuvaletler bina boyunca yer alıyor.

Giriş ücretli ama biz gişedeki kızın yardımı ile 3 kişi 20 dolar bağış yaparak girdik. Sizde bu konuda girişim yapın. Müze öyle bir günde gezilecek gibi değil. Biz sadece 3 saat gezebildik. Ama gördüğüm müzeler arasında ilk 3’de yer alır. Daha geniş bir zamanda bol bol gezmeyi hayal ederek müzeden ayrıldık.

NYC Rockefeller Center

1930’larda John D. Rockefeller tarafından kurulmuş, dünyanın tek bir kişiye ait olan, en büyük iş ve eğlence kompleksi olan Rockefeller Center’daki binalarda 30’dan fazla restoran, özel mağazalar ve bir de buz pateni pisti olduğunu öğrendim.

Merkezi Manhattan’ın baş köşesini , 5 ve 6. caddeler arasında ; 47 th Str.den 52 th Str.’e kadar yaklaşık 9 hektar alan kaplar.Bu kompleksteki tüm binalar bir postanenin yer aldığı , pek çok mağaza ve restoranla dolu yer altı geçitleriyle birbirine bağlı durumdadırRockefeller’ın üstüne çıkıp New York manzarası da izlenebiliyor. Bu gözlem noktasına Top of the Rock deniliyor ve ücreti tam 27 $ , indirimli 17 $ .Rockefeller Bölgesinde yürümeye devam ederken 5th Avenue St. Patricks Katedralinin karşı tarafında Atlas Heykelini göreceksiniz. Burası da New York açısından önemli bir yapı. Atlas Heykeli antik Yunan tanrısını betimlemektedir.

İçine girmeden adını çok duyduğumuz binayı dışarıdan seyretmekle yetindik. New York’ta gezerken mutlaka karşınıza çıkacaktır.

Özgürlük Heykeli

Özgür New York’un ve ABD’nin sembolü sayılan Özgürlük Anıtı, Fransa’nın Amerika’ya bir armağanı. 1886’dan beri ‘Yeni Dünya’ya gelen göçmenleri karşılayan Anıt, turistlerin de ilgi odağı.

Anıt, Fransa’da yapımı 10 yıl süren ve tamamlandıktan sonra parçalara ayrılıp  Amerika’ya taşınmış ve burada 1886’da tekrar birleştirilerek ulusal bir anıt hâline gelmiş.46 m. yükseklikteki heykel Frederic Auguste Bartholdi tasarımlıdır.Günümüzde New York’a gelen her turistin ziyaret etmek istediği Anıt’ı gezmek için öncelikle Battery Park’a gelmeniz gerekiyor. Alacağınız bir biletle her iki adayı da gezebilirsiniz. Burada da bir indirim söz konusu değil. Sırada öne alınmakta yok. Anıtın içini gezmek için sınırlı sayıda tura izin verilmekteymiş. Anıtın içini görmek istiyorsanız biletlerinizi önceden almanızda fayda var. Biz almadığımızdan içini gezemedik.

 Adaya geldiğinizde Anıtı gezmek için haritada görüldüğü gibi heykelin etrafında bir tur atmanız gerekiyor.Hem heykeli bol bol görebilir hem buradan New York Limanı manzarasını izleyebilirsiniz ama biraz uzaklara baktığınızda muhteşem bir Manhattan ve Brooklyn manzarasına şahit olursunuz. Heykelinin güzelliğini ve tarihi bol bol yaşayın. Gezi alanı düz ve engelliye uygun, engelli tuvaletli de mevcut. Teknelerde tekerlekli sandalyeye uygun, içerisinde özel yer bulunmakta. Yani rahatça gidip rahatça gezebilirsiniz. Mutlaka gidin.Ayrıca lobide bulunan, Anıtın yapılışıyla, tarihiyle ilgili sergiyi de gezebilirsiniz. Bu arada biz şampiyonluğumuzu atkımız ile burada da kutladık.

Radio City Music Hall

Manhattan’da bulunan Radio City Music Hall bir eğlence mekanı ve konser salonu. 1932 yılında açılan Radyo Şehir tarihi boyunca farklı zamanlarda sayısız eylemler, Grammy Ödülleri, NFL Taslak ve ev sahipliği yapmıştır. İçine girmeden etrafında dolaşıp binayı dıştan görüntüledik.

St. Patricks Cathedral

Aziz Patrik Katedral’i 1858 – 74 yıllarında inşa edildiğinde bölgenin en yüksek binası imiş. Bu şehirdeki binalarda  mutlaka bu özellik bulunmakta. ( 103 m. ).Günümüzde etrafı cam kaplı yüksek binalarla , Rockefeller Center’e ait gökdelen ve çevre binaları yanında küçücük kalmaktadır. New York başpiskoposluğunun merkeziymiş. Tekerlekli sandalyeye uygun bir bina. Görülmesi gerekir.

Times Square (Times Meydanı)

Hiç şüphesiz dünyanın en ünlü meydanlarından biri. New York’unda tartışmasız en önemli yeri. Öğrendiğimize göre eskiden sevimsiz ve iç karartıcı bir meydanda iken günümüzde Times Meydanı, Manhattan’ın en canlı ve eğlence dolu yeri olmuş. Şık görünümlü ofisler, oteller , gösteri merkezleri,dükkan ve restoranlar ile her daim hareketlidir.Bol bol bulunan ışıklı reklam panoları ile burada geçe olduğunu bile anlamıyorsunuz, her yer aydınlık. Mutlaka geçe gidin. Theater District (Tiyatro Bölgesi) ise; 42nd Street’ten 53rd Street’e kadar 6th ve 8th Avenue arasında kalan bölgedir diyebiliriz. Bugün Broadway olarak bildiğimiz en ünlü bölüm ise 42nd Street’tir. Bu civarda birbirinden ünlü tiyatrolar bulunmaktadır.

 Alan milyonlarca ışık, yüzlerce pano ve reklam alanları ile çevrili. Gezen ve yer yer merdivenlerde oturan , kalabalık insan seli .Dükkanlar mağazalar geç saatlere kadar açık. Tekerlekli sandalyeye uygun bir alan.

Meşhur kırmızı merdivenlerine çıkmamız mümkün değil ama seyretmek bile ilginç.

United Nations  Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler Genel Merkezi New York Şehri’nde Birleşmiş Milletler’e ait bir kompleks.Çok tanıdık bir bina. 1952’de kompleks inşasının bitmesinden beri Birleşmiş Milletlerin resmî karargâhı olarak fonksiyon göstermekte Manhattan’ın Turtle Bay mahallesinde, East River’a bakan bir alanda bulunur2. Dünya Savaşından sonra uluslararası barışı sağlamak için kurulmuş Birleşmiş Milletlere ait binalar da Midtown Manhattan’ın önemli yapılarındandır. Genel sekreterlik, cam-mermer karışımı olan yüksek binada çalışır. Genel Kurul ise toplantılarını iç bükey bir terası olan, alçak binada yapar. Toplantı olmadığı günlerde binanın içinde düzenlenen turlara katılabilirsiniz.Tur ücreti : tam 16 $ , indirimli 9 -11 $.Biz katılmadık sadece binayı izlemek ve hatıra fotoğrafı çektirmekle  yetindik.
Wall Street

Battery Park’tan yürüme mesafesinde bulunan Wall Street, Manhattan’ın en ünlü sokaklarından biridir. Çoğu ziyaretçi burayı biraz karanlık ve kasvetli bulabilir, çünkü çok yüksek binaların olduğu bu bölgede sokaklar çok dardır.

Artık sembolik bir anlamı olsa da, 1653 senesinde New York’un Hollandalı valisi Peter Stuyvesant, kolonicileri İngilizler’den korumak için bu bölgeye bir duvar yaptırmış. Bu duvar yıkılalı çok olmuş ama sokağa adını veren de yine bu duvar olmuş. Yollar parke olduğundan sandalye için hareket güç olabiliyor.

Asıl ilgi alanı caddenin diğer tarafında yer alan Borsa binasıdır. Borsayla ilgili olmasanız bile Broad Street No.8- 18’de bulunan New York Borsası’nın (New York Stock Exchange)binasını görmelisiniz. 11 Eylül’e kadar bu binada halka açık bir galeri ve ziyaretçi merkezi varmış ama artık kapalı.

Ayrıca New York’un Finans Merkezi’nin ve Wall Street’in sembolü hâline gelmiş bronz Wall Street Boğa’sıyla ve karşısında ona kafa tutan küçük kız heykeliyle de bir fotoğraf çektirmeden dönmeyin.

5th avenue

New York’ta 5th avenue yani 5. bulvar dünyanın en ünlü, en lüks alışveriş caddelerinden birisi. Adanın en kuzeyinden Harlem bölgesinden başlar ve Central park’ın hemen doğu kenarını izleyerek güneye , Washington Square Park alanına kadar boylu boyunca uzanır.Ünlü markalar bu bulvar ve burayı kesen caddelerde sıralanmıştır.Apple Store , 767 5th Avenue – New York, NY adresinde ilginç ve cam dizaynı ile yeni ve büyük mağazasında yerini almıştır. Bulvarın en şatafatlı bölgesi ;40 ve 59th Str.- caddeler arasıdır..

5. caddenin doğusunda yer alan ve kuzey & güney yönü ile devam eden diğer ünlü bulvarda ; Madison Ave ve onunda doğusunda bulunan Park ave bulvarları bulunmaktadır.
Broadway : 
5. caddeden ayrılıp, sanatın merkezi, dünyanın en önemli sanatçıların doğduğu, tiyatroların, sahne sanatlarının, şovların beşiği Broadway bölgesine ilerliyoruz. Dünyanın en büyük gösteri merkezleri bu bölgede yer alıyor. Özellikle akşam görülmeye değer. Işıkların büyüsüne kapılıp hayallere dalıyoruz. Rahatlıkla gezilebilecek ve görülmesi gereken bir bölge.
Flat Iron

Ülkenin ilk gökdeleni olan Flatiron Binasını görüp  fotoğrafını çekmekle yetiniyoruz. Oldukça enteresan bir bina. Gelmişken mutlaka görülmeli. Broadway ve 5th avenue kesiştiğinde ilginç mimari bir yapı. New York’un önemli ikonik binalarından biri. Halen İş merkezi olarak kullanılıyormuş.
Union Square

Broadway’den 4 Ave. vede E 14th Str. ile E 18th Str. arasında kalan alandır.1839 yılında açılmış , 1872 de yeniden tasarlanmış alan kent için tarihte toplumsal olaylara sahne olmuştur.1882 de ilk işçi bayramına ev sahipliği yapmış.George Washington, Abraham Lincoln, Mohandas Gandi, ve Marquis de Lafayette gibi ünlülerin heykelleri yer alan park’ta popüler Greenmarket bulunur.Haftanın 4 günü sebze meyve vs. tarzında semt pazarın bulunduğu alandır.
Sonuç

Başta da yazdığım gibi “New York’u tek bir ziyarette fethetmek imkansızdır” sözüne hak vererek 7 günlük seyahatimizde bu kadar yer görebildik. Değişik lokantalarda değişik yemekler yedik. Ama aklımızda olup gidemediğimiz yerleri kısmet olursa başka bir tarihe bırakarak şehirden ayrıldık. Uzun uçak seyahati ve bilhassa otellerin pahalılığı olumsuz yönleri olsa da gene de bir daha da gitmek istediğimiz şehir. Tekerlekli sandalye sizi engellemesin, sıkıntı çekmeyeceğiniz bir şehir. İmkanınız varsa çekinmeden gidin.