Engelliler için Amsterdam

Berlin-Amsterdam Tren Yolculuğu

Konuya buradan girmemin nedeni benim bu yoldan buraya gelmem ve yaşadığımız sorunları sizlerle paylaşmam. Paylaşayım ki sizde ayni sıkıntıları çekmeyin. Beni böyle bir şansım yoktu ama şanslısınız ki sizin için var.

Bu defaki Avrupa gezimde önce iki şehri hedeflemiştim. Berlin ve Amsterdam. Ona göre yerlerim ayırtmıştım. Ama son anda Amsterdam’ın Brüksel’e yakın olduğunu görünce son anda burayı da bir gün olsa da gezi planına ekledim. Ona göre uçak biletlerini aldık. Hâlbuki biraz daha incelesek Brüksel’den de Lüksenburg’un çok yakın olduğunu görüp belki burayı da ilave ederdik. Ama uçak biletlerini aldığımızdan bu mümkün olmadı. Olsaydı iyi olurdu. Bir daha sırf Lüksemburg için buraya gelmemiz maliyeti  göz önünde tutulduğunda ihtimal dışı. Neyse konumuza dönelim. Berlin-Amsterdam ve Amsterdan –Brüksel tren biletlerimizi Türkiye’deyken aldık. Ne olur neolmaz diye. Normal yolcu olsan belki yer bulursun ama tekerlekli sandalye olunca ve yer sayısı kısıtlı olduğundan bu yolu tercih ettik. Tercih ettik ama bilet alma esnasında böyle bir konum bulamadığımızdan tekerlekli sandalye ile ilgili bilgi veremedik. İşten büyük hatayı da burada yaptık. Aman siz bu hatayı yapmayın hele bizim gibi “little” İngilizcemizle. Zira oradaki görevli elinize bir telefon numarası veriyor o kadar. Oraya derdinizi anlatmak için o”little” İngilizce pek tabi yetmiyor. Aksi halde trene binememe ihtimaliniz yüksek olabilir. Mutlaka ve gerekirse telefon ile (tabi iyi bir İngilizceniz yoksabilen birisi vasıtası ile) de olsa ulaşın ve durumunuzu teyit ettirin. O zaman sadece istasyona 30 dakika önce gidip, ilgili yetkiliye adınızı vermeniz yeterli. Yoksa bizim gibi en az bir gün önce gidip 1-2 saatinizi istasyonda stres içinde geçirmeniz daha kötüsü engelli bileti satıldıysa o trene binememe durumu ile karşılaşabilirsiniz. Bu badireleri aştıktan sonra gelen ekibin ve Araçları yardımı ile trene bindik ve 3 tren değişiminde de ayni hizmet bizi bekliyordu. Hiçbir aksama olmadı. Sadece diğer trenlerde, sandalye ile koltuğa oturma şansım yoktu. Bunlar herhalde kısa hatlarda ulaşım yaptıklarından özel bir koltuk yoktu. Hele son bindiğimiz tren iki katlı olduğundan iki kat arasında bir yerde hiçbir tekbir olmaksızın yolculuk yaptık. Bu tedbirsizliği doğrusu yadırgadım. Burada fazla bir yer olmadığından ve yolcuların hepsinin nerdeyse en az bir bavulu olduğunu düşünürseniz yaşanan zorluğu gözünüzde canlandırabilirsiniz. Görevliler sadece sizi treninin içine atıyorlar o kadar. İçerde ne haliniz varsa kendiniz göreceksiniz. Trene biniyorsunuz bakıyorsunuz engelli yerinde birileri oturuyor. Ne olur ne olmaz diye hemen görevlileri ikaz etmeniz gerekiyor. Onlar gelip oturanlar ikaz ediyorlar. Dediğim gibi bu sorumsuzluğu epey yadırgadım. Tedbir konusunda Londra’yı tek geçerim.(Bkz: Engelliler için Londra)

İşte tam bir engelli şehri. Neden mi çünkü dümdüz bir şehir. Kanalların üzerindeki bazı köprülerdeki meyilleri saymasak hiçbir yardım almadan gezebilirsiniz. Ama bu arada bazı kaldırımların ve bilhassa meydanların parke taşla döşenmiş olması sorunu burada da var. Sandalyenin dayanıklı olması lazım. Yoksa Allah korusun. Kötü bir sürpriz yaşanabilir.

Şehre Berlin üzerinden tren ile gelecekseniz mutlaka önceden rezervasyon yaptırınız. Yoksa epey güçlük çekersiniz.(Bkz: Engelliler için Berlin)geldiğimizden ilk durağımız istasyon oldu. Zaten burası şehrin ulaşım merkezi. Trenler, tramvaylar, otobüsler, feribotlar, kanal gezinti tekneleri yani aklınıza gelecek her ulaşımın merkezi. Amsterdamlılar da zaten istasyonlarının büyüklüğü ile öğünüyorlar. Burada taksi ücretlerinin yüksek olduğu söyleniyor. Biz burada hiç taksiye binmedik. Zira hiç ihtiyaç duymadık. Zaten ben yurt dışı gezinmelerinde, inme binme sorunu olmaması ve bazı taksi şoförlerinin hoşnut olmayan tavırları nedeniyle mümkün olduğu kadar toplu taşım araçlarını tercih ediyorum. Burada hep tramvaya bindik. Tramvaylara sadece engelli işareti olan kapısından biniliyor. Kalış süresine göre günlük bilet almanızı öneririm. Tramvayların içinde bilet almak mümkün. Bazılarında özel biletçiler var bazılarında ise bu görevi şoförler üstleniyor.  Trenden iner inmez tramvay duraklarına yöneldik. Oradaki görevliye kalacağımız otelin adresini göstererek kaç no.lu araca binmemiz ve hangi durakta inmemiz konusunda yeterli bilgiyi aldık. Hemen hemen beş dakikada bir kalkıyorlar. İlk tramvaya binerek yolculuğumuz başladık. Bundan sonrada bu 16 no.lu tramvaya günde 2-3 kere mutlaka bindik. Buraya bizim gibi trenle gelirseniz sizde bu yolu izleyin. Hemen belirteyim ki buradaki tramvaylarda özel bir rampa yok. Araç yüksekliği ile kaldırım yüksekliği ayni tutularak giriş için ayrıca bir rampa konulmamış. Ama genel olarak her durakta bu seviye tutturulmadığından bu araçlara binmek için mutlaka yardım alınması gerekiyor.

Biz trenle geldik diye sizlerinde trenle gelmeniz gerekmez.  Uçak ile gelebilirsiniz diye size birkaç bilgi aktarmak görevimiz. (Aslında her zaman bizzat yaşadığım olayları sizlerle paylaşmayı tercih ederim. Bu defalık çok güvendiğim kaynaktan aldığım bilgileri paylaşmaktayım. Sadece havaalanı ulaşımı konusunda. Sciphol hava alanından 197 no.lu Belediye otobüsü (Airport Express otobüs) ile geçe gelirseniz  geçe otobüsü ile ulaşabilirsiniz. Bu otobüslerde tekerlekli sandalye için şoförlerince kurulan rampalar mevcut. Bu otobüsler B- 9 otobüs peronundan kalkıyorlar. Daha fazla bilgi Havaalanı Ekspres otobüs bulabilirsiniz www.bus197.nl. Ayrıca 15 dakikada trenlerle de şehre ulaşmanız mümkün. Ama bunun için havaalanındaki danışma masasına başvurmanız gerekli. Zira her yerde olduğu gibi burada da asistan hizmeti almanız gerekir, trene binebilmek için.

Genel olarak ulaşımı değerlendirirsek burada şehir içi ulaşım araçlarının büyük bölümü tekerlekli sandalye ye uygun. Hiç metroya binme ihtiyacı duymadım ama yaptığım araştırmada Amsterdam metrolarının erişilebilir olduğunu öğrendim. Yani rahatça binebilirsiniz. Ama yol haritalarına dikkat edin ve mutlaka doğru metroya binin. Malum bu metro hatları bilhassa hattı bol olan şehirlerde sorun. Yoksa ters bir istikamete gitmeniz olası.

Amsterdam da bahsedilmesi gereken bir ulaşım aracıda kesinlikle bisiklet. Tam bir bisiklet şehri. Kendilerine ayrılan yollardan bayağı hızlı gidiyorlar. Dikkatli olmak lazım. Bu arada bir sorunu çözemedim. Bizimde tekerleklerimiz var acaba bisiklet yolundan gitme hakkımız var mı? Zira normal insanların buradan gitmeleri yasak. Zaten buradan girmeye kalkarsanız iyi bir bisiklet darbesi ile karşılaşırsınız.  Bende bu nedenle yaya yollarını tercih ettim. Ama bozuk olan yaya yolunun yanın da dümdüz bisiklet yolları daha çekici gelmiyor değil.

Bu uzun girişten sonra gelin sandalyemize binip şehri gezmeye başlayalım. Aklımdayken söylemem gereken bir hususta Avrupa gezilerinizde Ekim Kasım aylarında bile kuzeyi tercih etmeyin. Bayağı soğuk olabiliyor. Mayıs Haziran aylarında kuzey, ekim kasım aylarında Güney’i tercih edin. Biz Ekim ayının başında gittiğimiz halde bu bölgede epey üşüdük. Kış ve yaz ayları benim seyahat planlarımda olmuyor. Kış çok soğuk, kar kış bize uymaz. Yazında hem kalabalık hem de çok sıcak. O da bize uymaz.

Dam Meydanı

Amsterdamın merkezinde yer alan, şehrin en ünlü meydanıdır. Meydan gün boyu hem yerli halkın hem de turistlerin yoğun ilgi gösterdiği yerler arasında yer alıyor. Özellikle yaz aylarında meydanda kurulan lunapark genç yaşlı birçok gezginin keyifli anlar yaşamasını sağlayan güzel bir etkinliktir. Ama bizim orada bulunduğumuz ekim ayında da kuruluyordu. Ama biz çalışırken göremedik. Zamanımız yetmedi. Meydan çevresinde çeşitli kafe, restoran, otel ve hediyelik eşya alışverişi yapabileceğiniz mağazalar yer almaktadır. Meydan da bulunan parke taşları nedeniyle hareket zor olsa da imkânsız değil. Tren istasyonuna yürüme mesafesinde. Etrafında bulunan yapıları izlerken bir kafe de kahvenizi içebilirsiniz.

Dam Meydanı çevresinde şehrin birçok önemli yapısı yer almaktadır. Koninklijk Paleis(Kraliyet Sarayı), Nieuwe Kerk, Ulusal Anıt, Madama Tussauds Müzesi, Damrak CaddesiDe BijenkorfKalverstraat ve NH Grand Hotel Krasnapolsky bu bölgede yer alan en önemli yerlerdir. Biz burada bulunan Madame tussaund müzesini (Londra da gezdiğimiz için) ve NH Grand Hotel Krasnapolsky dışarıdan seyretmekle yetindik. Diğerlerini gelin beraber gezelim. Bu arada bu meydana birçok şekilde ulaşabilirsiniz. Oteliniz yakında olursa bunlara da gerek kalmaz zaten.

Nieuwe Kerk

 

Amsterdam şehrin merkezindeki Dam Meydanı’nda yer alan, Amsterdam’ın ikinci cemaat kilisesidir.
Niuwe Kerk’in ziyaret gün ve saatleri burada yapılan geçici sergilere göre değişmektedir. Yapı ziyarete iki sergi arasında tamamen kapalıymış. Herhaldekilise aktif değil. 1645 tarihli Jacob van Campen’in eseri olan Büyük Org, 1664 yılında Albert Vinckenbrinck tarafından yapımı 15 yılda tamamlanmış olan Oyma Vaiz Kürsüsü ve Rombout Verhulst’un De Ruyter’ın anısına yaptığı Michiel de Ruyter’in Mezarı (1607-76) Nieuwe Kerk’teki en önemli bölümler arasında yer alır. Giriş ücretli. Bizim burada olduğumuz tarihlerde burada Marlen Monroe 90. Yaşında sergisi vardı. Bizim için güzel bir sürpriz oldu. Ünlü aktristin çeşitli görüntülerini eşyalarını ve giysilerini yakından görme imkânını bulduk. Böylece de kiliseyi de görmüş olduk. Giriş 16€ idi ve tek biletle iki kişi girdik. Malum genellikle birçok yerde refakatçilerden ücret alınmıyor.

Ulusal Anıt

Dam Meydanı’nın tam ortasında yer alan ve 22 metrelik dikilitaşa sahip beyaz anıt II. Dünya Savaşı’nda ölen Hollandalıların anısını yaşatır. Yerli yabancı tüm gezginlerin tercih ettiği bir buluşma noktası olduğu söyleniyor. Sadece önünde resim çektirdik.

 

Damrak Caddesi

     

Şehrin en hareketli ve ünlü alışveriş caddelerinden biri olan Damrak, meydana hemen yakın konumda yer alır.

Sandalye ile gezmek rahat. Hediyelik eşya mağazaları burada bulunmakta. Tabi her yerde olduğu gibi gene bol bol peynir dükkanları da burada. Caddede yer alan De Bijenkorf çok katlı Şehrin en ünlü alışveriş merkezi. Üst katında yer alan bol alternatifli yemek katında yemeğimizi yedik. Alış veriş için ise bayağı ünlü markalar bayağı pahalı olarak satıldığından sadece bakmakla yetindik. Tuvalet ihtiyacı içinize adres starsbuck hem bir kahve içip hem de tuvalet ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Engelli tuvaleti genel olarak burada da korunuyor. Anahtarı yetkililerde. Zaten her gittiğim kafe ve lokantada da durum ayni. Bu nedenle oldukça temiz. Ama nedense ağır bir koku oluyor.

Kalverstraat

Araç trafiğine kapalı olan Kalverstraat, şehrin bir diğer ünlü alışveriş caddesidir. Burada bol bol dolaştık. Genelde taşı bir yol olsa da idare ediyor. Sıcak demli Türk çayı hasretimizi bu cadde de iki yerde yer alan Simit Saraylarında giderebilirsiniz. Malum Avrupa da en çok aranan demli bir Türk çayı. Birçok marka mağaza burada yer alıyor. Ayrıca burada da peynir dükkanları var. Bunun yanında buranın ünlü patates kızartmasını da burada bulabilirsiniz.  Bayağı lezzetli.

Kraliyet Sarayı

Amsterdam’ın merkezindeki Dam Meydanı’nda yer alan Amsterdam Kraliyet Sarayı(Koninklijk Paleis), şehrin en önemli tarihi yapılarından birisidir. Belediye binası olarak inşa edilen saray, halen Hollanda Kraliyet Ailesi tarafından resmi törenlerde kullanılmaktadır.

Şehrin simgesi olan bu yapıyı mutlaka Amsterdam gezilecek yerler listenize ekleyin. Ziyarete yıl boyunca çoğu gün açık olan bu yapının içini gezmeseniz bile şehrin simgesinin önünde fotoğraf çektirmeden ayrılmayın. Giriş için gene sadece bir bilet alıyorsunuz. Bilet ücreti 7,5 € . Ama maalesef ücretsiz olan ses kılavuzlarında çoğu yerde olduğu gibi Türkçe yok. Acaba neden yok ve bu konuda kimse bir girişimde bulunmuyor mu diye

düşünüyorum. Ufacık Portekizlerin dili var bizim yok. Arapça var ama Türkçe yok. (Bir iki istisna hariç tabi) Üst katta bulunan gezilecek yerlere ulaşım asansörle yapılıyor. Bir görevli sizi kilitli kapılardan geçirerek asansöre kadar götürüyor. Böylece sarayın ziyarete açık olmayan bazı detaylarını da görmüş oluyorsunuz. Sarayın ziyaretçilere açık olan her yeri tekerlekli sandalye için de uygun. Rahatça gezebilirsiniz. Sarayda gayet temiz ve bakımlı engelli tuvaleti mevcut. Kapısı kilitli ve anahtar görevlilerde. Hemen gelip kapıyı açıyorlar.

 

Red Light District

Bilinen adı ile Kırmızı Fener Mahallesi yalnızca Amsterdam’ın değil aynı zamanda Avrupa’nın de en ünlü bölgelerinden biri. Genel olarak Özgürlükler şehri olarak bilinen Amsterdam’ın dünyaca tanınır olmasında bu bölgenin önemi çok fazla. Semtin özgürlükçü atmosferi Hollanda’nın ifade özgürlüğüne verdiği önemi yansıtmaktadır. Hemen aklınıza kötü şeyler gelmesin, özellikle gündüzleri bölgede her yaştan gezgin bölgeyi turistik olarak geziyormuş. Gündüzleri son derece güvenli olan alana biz akşam saatlerinde gittik. Fazla yoğun değildi. Yollar parke taşlarından yapıldığından sandalye için fazla rahat değil. Ama gezilebilir.

Bölgede fotoğraf ve video çekimi kesinlikle yasak olduğunu okumuştum. O nedenle sadece kanal üzerinden bir iki kare fotoğraf çekmekle yetindik. Kırmızı Fener Mahallesi’nde birçok uyuşturucu satıcısına rastlayabilirsiniz dense de bize denk gelmedi. Eğer birisi sizin yanınıza yaklaşırsa panik yapmanıza gerek yok, kibarca ilgilenmediğinizi söylemeniz yeterli deniyor. Zira Bölge gün boyu polis korumasındaymış. Zaten gece-gündüz bölgede gezerken olayla alakası olmasa da gezmek istediği için bölgede yer alan turist yoğunluğu sizin de dikkatinizi çekecektir. Gene de gece çok geç saatlerde ara sokaklarda dolaşmamakta fayda var.

Rembrandtlein

Amsterdam’ın en güzel ve ünlü meydanlarından biri. 1876 yılında Hollandalı ressam ve baskı ustası olan Rembrandt’ın meydana heykelinin yerleştirilmesi ile bölge günümüzdeki adını almış. Gece gündüz hareketli olan meydanda birçok eğlence mekanı ve kafe, restoran yer alıyor. Ulaşımı rahat olan meydan tekerlekli sandalye içinde uygun. Meydana gidip heykellerin arasında bol bol resim çektirin.

 Vondelpark

Eğer şehrin gürültüsünden biraz uzaklaşıp Avrupa’nın en ünlü parklarından birinde kafa dinlemek isterseniz Vondelpark‘a uğrayabilirsiniz. Amsterdam’ın en geniş ve en popüler parkında; 100 tür ağaç, geniş bir yerel veya ithal bitki türü ve orkestra sahnesi, gül bahçesi, birçok ev kuşuna ev sahipliği yapan göller ile küçük akarsular bulunuyor. Park dümdüz ve sandalye için sorun yok.

İngiliz tarzında düzenlenen ve 1877 yılında genişletilen park, geniş yeşil alanları, ağaç türleri, gölleri, gül bahçesi ve orkestra yeriyle 1960’larda ve 1970’lerde hippilerin toplanma yeri olmuştur. Her yıl yaklaşık 10 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Vondelpark’ta 100 tür ağaç, geniş bir yerel veya ithal bitki türü ve pek çok diğer özelliğinin yanı sıra bir orkestra sahnesi, bir gül bahçesi, birçok ev kuşuna ev sahipliği yapan göller ile küçük akarsular bulunur

Qude Park

Amsterdam’daki en eski ve en büyük kilise. Günümüzdeki Gotik yapı 14. yüzyıldan kalma olup tek nefli kilisenin bazilikaya dönüştürülmesi ile oluşturulmuş. Burası zarif vitrayları, tavan resimleri ve ünlü orguyla şehrin en dikkat çekici kilisesi ama biz burayı sadece uzaktan seyrettik. Bu nedenle detaylı bir bilgi yazamıyorum. Sadece giriş ücretinin 5 € oluğunu söyleyebilirim.

Amsterdam Çiçek Pazarı

Şehrin en önemli yerlerinden olmasa da en ünlü noktalarından. Amsterdam’a kadar gidip de ünlü çiçek pazarında bir tur atmadan, mevsim çiçeklerine göz atıp lale soğanı almadan dönmek olmaz dediler, bizde yol üzerinde olduğundan bir görelim dedik. Sıralı olarak birçok çiçekçi bulunmakta. Düzayak bir konumda ve rahatça geziliyor. Çiçeklere meraklıysanız daha detaylı gezebilirsiniz.

Eskiden küçük arazilerinden çıkarak Amstel Nehri’nin yukarılarına tekne ile gelen bahçıvanlar, bu noktaya demirleyerek getirdikleri çiçekleri ve bitkileri teknelerinde satarlarmış. Günümüzde çiçek tezgâhları halen ufak tekneler üzerinde yer alsa da artık bulundukları noktaya sabitlenmiş durumdadır. Bloemenmarkt her gün 09.00-17.00 saatleri arasında kurulsa da bazı tezgâhlar pazar günleri kapalı olabilmeymiş. Şehrin ana çiçek kaynağı günümüzde biraz turistik bir noktaya doğru dönmüş durumdadır. Bu nedenle pazarda çiçek ve çiçek tohumları dışında tahta ayakkabı, bahçe cüceleri vb. şehre özgü hediyelik eşyalar da satılmaktadır.

Heineken Experience

Burası Amsterdam’ın eğlenceli ve ünlü gezi noktalarından. Hollanda’nın ünlü bira firması olan Heineken ile çeşitli sunumların yapıldığı internaktif müze gezginlere oldukça keyifli vakit geçirtmesi ile ünlü. Heineken Experience’in yer aldığı bu yapı, 1864’te yılında firmanın yeniden yapılanmaya gittiği ve fabrikanın şehir dışında bir yere taşındığı 1988 yılına kadar Heineken’in genel merkezi olarak kullanılmıştır. O günlerden bu yana burası, sanal gerçeklik turlarının ve reklam kampanyalarından bira yapımına kadar Heineken’in tarihçesi üzerine sergilerin de bulunduğu bu eğlenceli cazibe merkezi özellikle turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir. Giriş ücreti 15€ ve indirim yok. Bu nedenle burayı bizzat gezemedim. Bilgiler alıntıdır. Ancak kapıda bilgi aldığım görevliler buranın tekerlekli sandalye ye uygun olduğunu söylediler.

Van Gogh Müzesi

 

Amsterdam’ın ünlü müzesi olan Van Gogh Müzesi, dünyanın en kapsamlı Van Gogh (1853-1890) koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Sanatçının kardeşi Theo tarafından düzenlenmiş olan Müzede sanatçı Van Gogh’un birçok resmi, çizimi, mektubu ve çağdaş sanatçıların eserleri sergileniyor.

Müzede; Van Gogh’un 200’den fazla resmi, 500’den fazla çizimi, çoğu kardeşi Theo’ya yazılmış yüzlerce mektubu, Japon baskıları ve tümü kalıcı olarak sergilenmese de, çağdaş sanatçıların resimleri sergilenir.

Müzede toplam dört kat bulunur ve ayrıca bir ek bina da vardır. Van Gogh’un önemli eserlerinin tümü birinci katta, kronolojik olarak sergilenmektedir. İkinci katta Van Gogh’un yaşamı ve sanat dönemlerine ilişkin ayrıntılı bilgisayar kayıtlarına ulaşılabilen bir çalışma alanı mevcuttur. Üçüncü katta ise birçok eskizi ve birkaç daha az tanınmış eseri bulunur. Müzeye giriş 17 Euro ancak refakatçi için ücret almıyorlar. Tekerlekli sandalyeliler ana giriş kapısından giriş yapamıyorlar. Yolun karşısında bekleyenler kuyruk oluşturmaktaydı. Ama bizi fark eden görevli (kendinizi mutlaka fark ettirin bir şekilde) bizi yan binaya yönlendirdi. Burada bulunan asansörle tüm katlara ulaşmak mümkün. Bina içinde kafe bulunmakta ayrıca engelli tuvaleti de mevcut. Müzenin her yerine ulaşmak mümkün. Fotoğraf çekmek yasak.

Van Gogh Müzesi’nde Sergilenen Önemli Eserler arasında, Arles’teki Yatak Odası (1888)Günebakan Vazo (1888)Buğday Tarlasındaki Kargalar (1890)Patates Yiyenler (1885)Yağmurdaki Köprü ve1887 yılında yaptığı

Kendi Portresi. Eğer müze ve sanat galerileri vazgeçilmezleriniz arasındaysa müzeyi mutlaka Amsterdam gezilecek yerler listenize ekleyin.

Amsterdam Kanalları

     

Amsterdam denilince akıllara ilk gelen şeylerden biri, şüphesiz şehrin dünyaca ünlü kanalları. Hatta fırsatınız varsa tren istasyonu önünden kalkan ve 1-1,5 saat süren kanal turlarına mutlaka katılın. Ama tabi olarak her tekne tekerlekli sandalyeye uygun değil. Bizde bahsedildiği üzere tren istasyonlarının önünde bulunan iskelelere yöneldik. Ama iskelelerin yol seviyesinden aşağıda olması ve inişlerin merdivenle olması ümidimizi azalttı. Gene de bir ümit gişelere yöneldik ama maalesef teknelerin sandalye için uygun olmadığını söylediler. Zaten teknelerin yapısından bu anlaşılıyordu. Daha önce şehirde bol bol bulunan tur firmalarının bürosunda çalışan görevlilerde (nasıl görevlilerse…) teknelerin bize uygun olmadığını söylemişlerdi. Ama daha önce bir yerde sandalye ile tekneye bine bilebildiği hakkında bir bilgi almış olmama rağmen ümidimi kaybettim. Ancak gezi planında olan Rijksmuseum’a giderken başka bir kanal kenarında tekne iskeleleri görünce tekrar gişeye yaklaştık. Oradaki görevli teknelerinin sandalye ye uygun olmadığını ancak 100-150 metre ileride bunun mümkün olan teknenin bulunduğunu söyledi. Bir ümitle oraya yöneldik. Ama yaklaştıkça bu teknede de uygun bir aparat göremedik.  Ancak bizi gören teknenin kaptanı bize “tamam” işareti yapınca rahatladık. Lift aparatı teknenin içindeymiş. Hemen işe başladı ve sistemi kurdu ve bizi tekneye aldı.

Yani tamamen rastlantı ile buraya ulaştık. Ama siz artık böyle bir tekne olduğunu ve bunun Rijksmuseum müzesinin kanal tarafının hemen önünde bulunduğunu biliyorsunuz. Bu şirketin adının da olduğunu biliyorsunuz. Bu geziyi mutlaka yapın. Herhangi bir indirim yok ama parayı bastırıp (sanırım 15 – 17 Euro arası) 75 dakika süren bu yolculuğu yapın. Burada yaşadığım ikinci sürpriz sesli kılavuzda Türkçenin bulunmasıydı. Böylece gezerken şehir, kanallar ve etraftaki yapılat hakkında bilgi alma şansımız oldu. Ama siz gene de mutlaka bir yabancı dil öğrenin.

     

Rijksmuseum

     

17. yüzyıl Hollanda sanatına adanmış en geniş koleksiyonun yanı sıra Ortaçağ’dan günümüze uzanan ilgi çekici eserlerin de sergilendiği Hollanda Ulusal Müzesi olan Rijksmuseum, Amsterdam’ın en ünlü ve önemli müzesi. Dünyanın en büyük Felemenk sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan müzede birçok değerli eseri inceleyebilirsiniz. Biz vakitsizlik nedeniyle bu şansa sahip olamadık. Zira burası öyle 1-2 saatlik bir müze değil. En az 5-6 saat dolaşmak gerekli. Şöyle bir gezmek için 60-70 tl vermek günah. Ancak müzenin 10 yıl süren  ve 2013 yılında biten restorasyon çalışmasının sonrasında(bilhassa)  her yönü ile engelliye uygun olduğunu öğrendim. Ayrıca Giriş ücretinin 17 euro ve refakatçi için bilet alınmadığını ve de  içeride engelli tuvaletleri mevcut olduğu öğrendiğim kesin bilgiler içinde.

Hollanda’nın tartışmasız en ünlü müzesi olan Rijksmuseum, aralarında Rembrandt’ın 20 kadar tablosunun yanı sıra Steen, Hals, Vermeer ve diğer önde gelen ressamların eserlerinin bulunduğu 17. yüzyıl Hollanda resminin en kapsamlı koleksiyonlarını içermektedir. Müzede ayrıca Hollanda sanatının 20. yüzyıl öncesindeki tüm dönemlere ait olağanüstü bir resim koleksiyonu da bulunmaktadır.

Anne Frank’ın Evi

20. yüzyılın en önemli kitapları arasında yer alan Anne Frank’in Hatıra Defteri’ni belki duymuşsunuzdur. II. Dünya Savaşı’nda Anne Frank ve ailesinin iki yıl boyunca saklandığı ev günümüzde müzeye çevrilmiş ve Anne Frank Evi adı ile şehrin en önemli noktalarından biri olmuş durumda. Binanın  engelliye uygun olmadığını öğrendiğimden ve kanal turu esnasında önünden geçtiğimizden bir daha gitme gereğini duymadık.

1942 yılında Amsterdam’daki Yahudileri toplayan Almanlardan kaçan Frank ve Van Pels aileleri, 25 ay boyunca buradaki gizli bir dairede saklanmışlar. 1929 doğumlu olan Anne Frank da, 1942 – 1944 yılları arasında burada saklanmıştır ve bu süre zarfında yaşadıkları ile ilgili olarak günlük tutmuştur.

İki yılını saklanarak burada geçiren aile daha sonra ihanete uğrayarak yakalanmış ve ülkenin kuzeyinde bulunan Belsen’e gönderilmişler. Burada saklanan sekiz kişiden yalnızca Otto Frank sağ kalmıştır. Anne Frank ve kız kardeşi, Belsen’e gönderildikten kısa bir süre sonra tifüsten ölmüşlerdir.

Volendam ve edam

Amsterdam’a yaklaşık 40-45 dakika uzaklıkta olan bu sahil kasabaları Amsterdam gezinizde mutlaka gitmeniz ve görmeniz gereken yerler. Buraya Ana istasyon binasının arkasında yer alan duraklardan kalkan otobüsler ile ulaşmanız mümkün. Günlük olarak satılan bilet ile gün içinde bu otobüsleri sürekli  kullanabilirsiniz. Bilet ücreti 10 euro. Aslında burada birçok köy bulunmakla beraber bunlardan Marken, Volendam ve Edam görülmesi gereken yerler. Biz gene vakitsizlik ve plansızlık yüzünden Marken’e gidemedik. Hala aklımız orada kaldı. Bir aktarma ile  otobüs ile veya  Volendam’dan kalkan küçük feribot ile ulaşmak mümkün. Siz mutlaka gezi planınıza dahil edin.

 

Volendam

Volendam Kuzey Denizi kıyısında bulunan tipik bir sahil kasabası. Tertemiz, sakin, huzurlu bir o kadarda ziyaretçi alan bu şirin belde de sahil boyunca dolaşabilir, bir şeyler atıştırabilir ve nispeten ucuz olan mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz. Yollar tekerlek ki sandalye için uygun. Sadece sahile çıkarken bir yokuş var. O da aşılmayacak kadar dik değil. Burayı uzun uzun anlatmaktansa çektiğim resimleri sizlerle paylaşmam yeterli olur sanırım. Ancak sadece bir umumi tuvalet gördüm oda merdivenle inilerek ulaşıldığından bizlere uygun değildi. Başkada bir tuvalete rastlamadım. Yok diyemem ama ben rastlamadım  Otobüsten indikten sonra sahile doğru yürüyoruz. Sahile ulaşmadan rastladığımız bir kafe de kahvaltı yaptık. Ama aceleci davrandık zira sahil tarafında birçok alternatif olan yerler vardı. Sahile ulaştığımızda kıyıya paralel uzanan parke taşlı bir yol görüyoruz. Bu yol boyunca hepsi birbirinden bakımlı, tarihi evler birbiri ardına sıralanıyor. Bu evler daha çok turistik amaçlı restaurant, kafe ve mağaza olarak kullanılıyor. Limanda birbirinden güzel tekneler sıralanmış duruyor. Ahşap tekneler ve yatlar özelikle dikkatimizi çekiyor.  Dükkanların içinde bulunan ahşaptan yapılmış gemi maketleri, klasik Hollanda ayakkabıları ve ev maketleri o kadar incelikle ve güzel yapılmışlar ki gerçek gibi duruyorlar

Estetik harikası şirin evleri, tertemiz yolları, güzel denizi, güler yüzlü insanları ve turistik dükkânları ile iç açan, keyifle gezilecek bir kasaba, buranın nefis havasını derince içinize çekmeden, bu kasabadan ayrılmayın derim.

Edam

Volandam göre daha hareketsiz. Gene sakin ve huzurlu bir mekan Eski bir liman kenti Edam. Peynir üretimi, Edam’ın varlık sebebi. Küçük ama keyifle yürünecek bir kasaba diyebilirim. Volendam gibi süslü evleri ve nehir kenarında yürüyebileceğin yürüyüş parkurları var. Burada da tuvalet sorunu var. Bin bir güçlükle bulduğumuz tuvalet engelliye uygun değildi ve buraya yakışmayacak  derecede bakımsızdı.

About Levent KARAGÖZ

Leave a Reply